Son dönemlerde Türkiye ve Kürdistan’da artan cinsel istismar olaylarına ilişkin ANF’nin sorularını cevaplayan Jineloji Akademisi Dönem Sözcüsü Dorşin Akif, tecavüzün; kapitalist modernitenin şizofrenik hali olduğunu söyledi.
Türkiye’de sadece kadının değil, şiddete maruz kalmayan tek bir toplumsal dokunun kalmadığını belirten Akif, şiddetin toplumsal barış ve özgürlüğün gelişmediği tüm toplumsal mekan ve zamanlarda vuku bulduğunu dile getirdi. Akif, toplum bilimin de üzerinde durduğu bu konuya ilişkin şunları belirtti: “Mevcut sosyal bilim, toplumsal savaş halini sürekli olarak ürettiği için bu hakikati gün yüzüne çıkarmaktan uzak durur. Bu nedenle de sanki sadece kadın şiddete maruz kalıyormuş gibi bir algı oluşturur. Bu algı kadının sürekli zayıf bir metafor olarak inşa edilmesine neden olur. Oysa öyle değildir. Günümüzde şiddete maruz kalmayan tek bir toplumsal doku yoktur.”

Devletin şiddet üreten kurumları

Toplumsal güçlerin, yaşamlarını ahlaki ve politik temellerde geliştirmedikleri taktirde toplumsal savaş halinin kalıcı olduğunu belirten Akif, devletin bu savaşın sürekliliğini sağlayacak kurumları oluşturduğuna dikkat çekti. “Bu kurumların başında da hukuk kurumu geliyor” diyen Akif, şiddetin uygulanış biçiminin, kime uygulanması gerektiğinin, hangi formlarda uygulanması gerektiğinin ise basın yolu ile duyurduğunu kaydetti. Akif, direniş eylemlerinde polisin uyguladığı şiddetin ise “şeriatın kestiği parmak acımaz” denilerek makul ve meşru görüldüğünün altını çizdi.
Kadına yönelik şiddet biçimlerini de değerlendiren Akif, “Kadının, devlet ve idari mekanizmaların tümünde korunmasız bir yapı olarak tanımlandığı dikkatten kaçmamalıdır. Kadına yönelik uygulanacak şiddetin formu da tanımlanmıştır. Devletin süreklileşebilmesi için benzerlerini üretip çoğalabilmesi gerekiyor. Örneğin; Gezi Parkı’nda uygulanan şiddet ile kadına yönelik tecavüz arasında çok ciddi bir farklılık yoktur. Özdeştir, her ikisi de aynı kaynaktan beslenir. Şiddetin dozajı da uygulamanın geliştiği mekanlar, zamanlar ve toplumsal yapılara göre farklılaşır. Kadına dönük şiddet, erkeğin kendisini süreklileştirebileceği ölçüde tutulur. Gerekçeleri de mutlaka kurgulanır. Egemenin ve idarecinin her türlü şiddet için mutlaka sağlam bir gerekçesi vardır” şeklinde konuştu.

Geleceğine ve geçmişine saldıran şizofren

Geçtiğimiz günlerde 80 yaşında bir kadına ve 5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edildiğini anımsatan Akif, “Bu, şizofrenik bir durumdur. Çünkü neredeyse evrendeki tüm etnik ve kültürel yapılarda bu yaşlardaki insanlar açısından cinsellik yok denecek kadar azdır. Hele ki 5 yaşındaki bir çocuğa, yaklaşmak, temas etmek ve cinselliği ile görmek mümkün değildir. Bu düzey şizofrenik hali ifade eder ki, gelinen aşama da budur. 80 yaşındaki kadın açısından da bu böyledir. Kadın burada cinsiyet sınırlarını aşmış ve bilgelik sınırlarında ele alınır. Fakat kapitalist modernitenin geldiği aşama, işte şizofrenidir diyebilirim. Toplumsal dokuya saldırı halidir, sorun çocuk veya yaşlı bir kadın olmasının ötesine taşınmıştır. Delluze ve Guattari kapitalizm ve şizofreniyi yan yana ele alır. Bu bence de çok yerinde bir tanımlamadır. Çünkü ana akım olarak gelişen modernite toplumsal yapıya seksi, sporu ve sanatı bu biçimiyle sunmuştur. Kendisinden kopan, hakikatinden kopan bir toplumsallık ancak geleceğine ve geçmişine bu kadar vahşice saldırabilir. Düşünelim; gelecek toplumsal yapısını inşa edecek olan o beş yaşındaki çocuktur. Ve o çocuğun zihninde hep tecavüz anı olacaktır. Dolayısıyla ya erkeğe korkunç düzeyde bağımlı ya da erkekten korkan ve ondan kaçan haliyle kalır. Tarihsel belleğe saldırı ise 80 yaşındaki kadına dönük saldırıdır. Bu kadar kendi köklerinden kopan ve sadece o ana bağlı kalan bir erkek dünyası bırakılmıştır. O nedenle kapitalist modernite şizofreniktir” dedi.

Saldırılara karşı toplumsal tecrit

Akif, toplumun tecavüz ve tacizci zihniyetten arınmasına ilişkin de görüş belirtti. Kapitalist modernitenin yaşamı anı anına erkekli idare sistemi ile inşa ettiğini belirten Akif, “tecavüz ve tacizci zihniyetten, modernitenin inşa ettiği eğitimler, kavram ve kuramlarla değil; ekolojik, demokratik ve cinsiyetlerin özgürlüğü ile inşa edilmiş bireyler inşa ederek kurtulunabileceğini ifade etti. Günlük olarak gelişen sorunlara karşı önlemler alınmasının önemine dikkat çeken Akif, “Özellikle kadın özgürlüğünü ve iradesini ortaya çıkarabilecek eğitimlerin geliştirilmesi, toplumsal özgürlük açısından önem taşıyor. Bu hem güncel toplumsal değişimler için, hem de kültürel anlamda toplum inşaları için önem kazanıyor. Kadına ve çocuklara dönük bu tür saldırılara karşı toplumsal tecrit başta alınması gereken bir tedbirdir. Ardından ise bireyin bu patolojik durumunu aşacak yöntemler, özgün durumlara göre geliştirilmeli. Tabii durum tekil ya da münferit olarak ele alınmamalı. Kapitalist modernitenin bir inşası olarak ele alınmalı. Saldırıya uğrayan bireyler açısından da ciddi bir ilgi gerekiyor. Bu tür saldırılara maruz kalan bireyler açısından yaşam çok daha korkunç boyutlarda oluyor. O nedenle acil toplumsal desteğe ihtiyaç duyuluyor” diye konuştu.

Anında refleks güçtür
Anında gösterilen reflekslerin toplum inşasında önemli bir güç oluşturduğunu belirten Akif, Hindistan’da kadınların gösterdiği örgütlü direnişi de örnek göstererek;  “Hindistan’da yaşanan tecavüze çok ciddi toplumsal bir refleks gösterildi. Bu refleksler toplum inşalarında önemli bir güçtür. Örgütlü ve sürekli hale gelmesi ise toplum savunması ve korunması anlamına gelir. Sessizliğin olması, cevabın gelişmemesi ise toplum savunmasız ve korunmasız kalması anlamına geliyor. Bu hal kapitalist moderniteye zihinsel anlamda teslimiyet anlamını taşır. Dikkat edersek Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de gelişen bu tür saldırılara refleksler gelişiyor. Fakat devlet tacizci ve tecavüzcüleri korumaktan vazgeçmiyor. Günlük olarak bu durumlara müdahalelerde bulunulsa da örgütlü ve sürekli mücadele yürütmek ve toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması amaçlı mekanizmaları geliştirmek gerekiyor” diyerek, cinsiyetçiliğin olmadan toplumsal savaş halinin de yaşam imkanı bulamayacağını kaydetti.

HABER MERKEZİ