Nietzsche; "Nefret Kültürü'nün yerleştiği ve dal budak saldığı toplumlarda, yaşamı geliştirecek ve güzelleştirecek bir yapı kurmak mümkün değildir" der.

Nice şoven, milliyetçi, ırkçı, cinsiyetçi ve benzeri ne çok nefreti makamlı söylemlerin veri tabanına rastlarız o nefret kültüründe. Önce evde, okulda başlayan ve giderek hayatın her alanına zerk edilmiş bir zehirdir bu. Zehir sistem patentli, zerk eden ise devlet ve bilcümle avanesi…
Son dönemlerde her alanda iyice arttırıldı bu zehirin dozajı. Saldırılara, linç kampanyalarına dönüştü yine.
Önce Karadeniz'le başlayıp sonrasında Urla, Ordu, Aksaray'da yapılan ırkçı faşist saldırılara dün de Fethiye ve Tekirdağ'daki saldırılar da eklendi.
Evet. Neresinden tutsan elinde kalacak bir olay. Buradan rant devşirmeye çalışanlar toplumun sinir uçları ile oynadıklarının farkındalar herhalde.
Derin devlet, derin halkını da yarattı ne yazık ki… Yıllarca  yalan yanlış söylemlerle bu halk kandırıldı. Hep kültürel bir sindirme ve kendi kimliğini dayatma çabasında oldu bu devlet. Başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul etmemek, buna saygı duymamak ve bunu reddetmek üzerine kurdu paradigmalarını.
***
Türkiye Cumhuriyeti var olalı beri herkesi ve her milleti kendine düşman bildi "Türkün Türk'ten başka dostu yoktur" mantalitesiyle eğitildi kuşaklar. Türkiye'de zaten öteden beri var olan "öteki"ne yönelik düşmanca algı ve tutumlar giderek büyüyen bir soruna dönüştü. Bu durum da kaçınılmaz olarak toplumun farklı kesimlerinde kırılma ve kopmalara çanak tutuyor, zihinsel kopuş haritalarında yeni gedikler açıyor, nefret tohumlarını besliyor.
Konunun uzmanları; nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu ve düşmanlığı, tarafgirlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi gibi etmenlerin yattığını ifade ediyorlar.
Bu anlamda ırkçılığın sıradan ve olağan karşılandığı ve aynı zamanda meşrulaştırıldığı bir toplumda bireyin tek başına bu illetin üstesinden gelmesi düşünülemez. Bırakınız üstesinden gelmesini, medyanın ırkçılığı yayan yayın politikası, devlet kurumlarının halkın duygu ve inançlarını istismar etmesinde sınır tanımayışı kişinin kendisini bu memleketin tek sahibi gibi görüp diğerlerine kapı gösteren, ağzına geleni söyleyerek kin ve nefret saçan bir toplum haline getirdi.
***
Böylesine açık saldırı ve linç girişimlerine karşı iktidarı ve muhalefetiyle devletin ilgili kurumları açık, net ve kararlı bir tavır almadıkları müddetçe demokrasiden dem vurulamaz.
Son olaylar da bu tür ırkçı saldırılara maruz kalmaya alışık bir hareketi yıldırmayacak elbet.
"Benden nefret edenlerden nefret edecek vaktim yok. Çünkü ben, bana değer verenleri sevmekle meşgulüm" diyor G. Garcia Marquez. Aynaya baktığında kılıf bulmadan, mazeret üretmeden, kendini sorgulama dürüstlüğünü ortaya koruyabilenler kötülük üretenlere karşı direnmek gerektiğini de bilenlerdir. Turgut Uyar'ın dizelerindeki gibi aslolan, çekilen bütün acılara rağmen umutla direnebilmek… Devam etme adına;
"Açlıkları yoklukları kırımları hatırla / Bir bölgeden birine giden orduları uçaklarla / Yalanlar ihanetler karmakarışık limanlar / İki şeyin apansız karşı karşıya geldiği dünyada / Ben şimdi diyorum ki buna inanmak gerek bir susamı boyuna sulamak gibi / Ve direnmek / Hep direnmek devam etmek adına…"