2013 yılına kadın katliamlarıyla girdik. Daha yılın ilk haftasında üç Kürt kadın devrimci Paris’te katledildi. Yılın ilk ayını daha yeni geride bırakmışken Türkiye’de ay boyunca 24 cinayet işlendi. Yine dünyanın birçok yerinde ve sudan gerekçe ile kadınlar katledildi bu bir ay içerisinde. Kadını katleden zihniyetin o kadar çok gerekçesi var ki, biri olmasa öteki mutlaka devreye giriyor. Geleneksel toplum kuralları başta olmak üzere, siyasi, ekonomik gerekçeler, kadın kırımı için kullanılan argümanlardır.

Sadece Ortadoğu ve Avrupa basınına yansıyan kadın cinayetleri bile günlük savaş bilançolarını aratmayacak düzeyde. Son günlerde kadın haberlerini izlediyseniz eğer, neredeyse savaş muhabirlerinin, savaş meydanlarından ‘şu kadar ölü, şu kadar yaralı var’ dedikleri cinsten kadın cinayetleri haberleri verildiğini görmüşsünüzdür. Kadın cinayetinin olmadığı gün hemen hemen yok gibi.
Ortadoğu’da kadın yaşamları kuşatılmış durumda. Savaşın, siyasetin, yoksulluğun kıskacındaki kadın her an ve her yerde ölümle burunburuna yaşıyor. Ancak durum Avrupa’da daha farklı değil. Onca yasal tedbire rağmen kadın kırımı Avrupa’da da halen can alıcı bir konu. Geçen gün Euronews’e konuşan Avrupa Kadın Lobisi temsilcisi Colette De Troy; Avrupa’da dövülen ve öldürülen kadınların sayısının giderek artığını, Avrupa’da her gün yedi kadının kocası, sevgilisi ya da eski sevgilisi tarafından öldürülüğünü söyledi.  
Neden bu kadar artış gösterdi kadın katliamları?
Geçmişte olmadığını söylemek mümkün değil, ataerkil sistemle birlikte kadın katliamları hep devam etti. Kadın hareketlerinin çabalarıyla bu katliamlar daha görünür oldu. Yine kadında gelişen farkındalık, eril zihniyetin saldırılarını arttırıyor. Ancak bunlar yeterli sebepler değil kanımca. Çünkü şiddet kültürü başta kadına yönelik olmak üzere pervasızca yayılıyor. Devlet politikalarının yaklaşımlarıyla pekişen şiddet eğilimi önce kadınları vuruyor. Yani zayıf halkayı.
21. yüzyılın, kadın özgürlüğüne dayalı demokratik sistemler yüzyılı olacağı fikri ‘ötekiler’in mücadeleriyle daha fazla kanıksandı. Ancak buna paralel olarak şiddette boyutlandı.
Birçok boyutuyla irdelenen bu konu sadece yasal tedbirlerle sınırlı tutulamaz. İşte Almanya’da geçen yıl aile kararı ile katledilen Arzu Özmen davası yasal olarak sonuçlandı. Cinayeti işleyen ağabeyi müebbet, diğer dört kardeşi ise 10 ile 5’er yıl ceza aldılar. Babasına da mahkeme sonuçlandıktan sonra 6’5 yıl ceza verildi. 18 yaşında ki Arzu Özmen, ailenin kabul etmediği bir yaşamı tercih ettiği için katledilmişti.
Şimdi bu cezalar caydırıcı olacak mı?
Olmadığı Avrupa Kadın Lobisi temsilcisi Colette De Troy’un açıklamasından anlaşılmaktadır.
O halde bataklığı kurutmak gerekiyor. Yani şiddet üreten, kadını her koşulda kurban yapan zihniyeti değiştirmek gerekiyor. Eril siyaset aktörlerin böyle bir derdi olmadığı, hatta savaş ve kaos ortamıyla daha fazla zemin sunduğu kesin. Değişimi işin esas muhattapları yaratacak. Yani kadınlar, ezilenler, yani ‘ötekiler’.
Kadın örgütlerinde son yıllarda gelişen arayışlar dikkate alındığında özellikle bu yılın kadınlar açısından büyük mücadele yılı olacağını söylemek yanlış olmaz sanırım.
Neden böyle bir kanaat oluştu?
Özellikle Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin (Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez) katledilmesine yönelik gelişen tepkilerden çıkardığım sonuç böyle. Başta kadın örgütleri olmak üzere bir çok kesimden ciddi tepkiler yükseldi. Gelişen tepkiler katledilen Kürt kadınlarının mücadeleleri, amaçları ve inançlarıyla bağlantılıydı. Aynı amaç ve inancı taşıyan onlarca kadın örgütünden bu tepkiler geldi zaten. Çünkü bu saldırı Avrupa’da yaşayan kadınlara da mesaj veriyordu. Feminizmin gelişmesine yataklık etmiş bu topraklarda birçok kadın mücadele ve inançlarından dolayı katledilmişti. Kadınlar açısından son derece önemli olan bu tablonun daha da genişlemesi, daha kollektif zeminlere taşınması hayati önemdedir. Bunu en belirgin olarak 8 Mart etkinliklerinde göreceğiz.
Hergün katledilen onlarca kadının yaşamını sahiplenmek, kadın örgütlerinin kendi aralarında geliştireceği kollektif çalışmayla mümkün olur. Siyasal ve ekonomik sorunların çözülmesi kadının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyecektir. Kadının, düşüncesinin, sesinin, sözünün olmadığı her ortam, konu veya alan istikrarsızlığı yaşamıştır ve yaşayacaktır.