Bir değil iki değil. Fıkralara konu alan Yıldırım Akbulut’u görmüştük, gülüp geçmiştik amma bu defa ortada gülünecek bir şey gerçekten yok. İki lafı bir araya getiremeyen, idrak zoru olmuş, algı melekelerini yitirmiş biri istediği kadar Temel fıkrasıyla kendine Şirinler süsü vermeye çalışsın, büyük resme baktığımızda bir sürü şamar oğlanının hayasızca gülüşmeleri, ayakçılıkla övünmeleri, tahtaya kalkmış öğrenci pozları vermelerini izliyoruz.

Orhan Doğan’ın ensesinden tutularak meclis bahçesinde polis arabasına tıkıldığını gören bu gözler, şimdi HDP’lileri topluca içeri tıkmak için uydurulan dokunulmazlıkların kalkmasına ilişkin anayasa değişikliği oylamasını da aynı kahredici ifadelerle seyrediyor. Bölünerek bir sürü "yavru kurt”un ortaya saçıldığı MHP bir yanda, Kürt düşmanı ulusalcı CHP’liler beri yanda, bir sürü şahsiyetsiz şahıs elbirliğiyle meclisi feshetme seferberliği içinde. Başkanlık sistemine alkış tutan, insanı insanlığından utandıran bu milletvekili profilinden tiksiniyorum. Beni asla temsil etmiyorlar; hırsızlığı, zulmü, katliamı, yağmayı, sürgünü teşvik ediyor, kanlı elleri, kötü kalpleri, kirli akıllarıyla topyekün bu ülkenin içine sıçıyorlar!

Kabine falan değil, çete yönetiminin tayin ettiği Binali Yıldırım kimdir sorusuna verilecek cevabı merak eden olur mu bilmem ama sağdan soldan derlediğim birkaç ayrıntı aklınızda bulunsun. Yıldırım sağlam yere kapağı attığında sene 1994. RTE henüz İstanbul Belediye Başkanı. El etek öpenlerin arasından hemen sivrilince kendisini İDO genel müdürü yapıyor. Ve herif müdür olur olmaz, ne kadar eş dost akraba varsa, usulsüz büfe kiralamalarla eşrafını gönendirmeye başlıyor. İslami sermayenin yükseliş yılları… RTE başbakan olunca yine yardakçılar arasından en öne fırlayıp Ulaştırma Bakanı oluyor. Bu konudaki hizmetleri (!) de unutulmaz. Onun bakanlık döneminde yani 22 Temmuz 2004’te "Pamukova Katliamı” olarak bilinen tren kazası yaşanıyor.

Ankara-İstanbul arasında eski raylar üzerinde ‘hızlandırılmış tren seferini’ yapan 231 yolculu tren, Sakarya’nın Pamukova ilçesinde raydan çıkınca 41 yolcu hayatını kaybediyor. Makinistin tanımlı hız sınırını aştığı söylense de nafile. Kazayla ilgili dava, ‘zamanaşımı’ nedeniyle 7 Şubat 2012’de düşüyor. Adamda vicdan, ahlak vs olmadığı için istifa çağrıları ayyuka çıksa da Binali Yıldırım tınmıyor.

"Çalıyorlar ama çalışıyorlar da” şiarına uygun olarak efendi kesesini doldurmaya devam ediyor. 28 gemisi, 17 şirketi iki tanecik de süper yatı olduğu söyleniyor. 17-25 Aralık yolsuzluk dosyası ortalığa çıktığında, kendisiyle birlikte bacanağının da yediği herzeler konuşuluyor ama hepsinde olduğu gibi bu konuda da hesap verme gereği duymuyor. Operasyon kapsamında Binali Yıldırım’ın bacanağı ’İhaleye fesat karıştırmak, irtikap, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet almak ve vermek, gizli olan ihale bilgilerini başkalarıyla paylaşmak’ suçlarından gözaltına alınıyor, savcı hakkında tutuklama istese de saray komutuyla hareket eden yargının emir eri hakim bu istemi reddediyor ve o da diğer çete arkadaşları gibi serbest bırakılarak, çalıp çırpmaya devam ediyor.

Daha anlatırım da inanın içim kaldırmıyor. Bir yandan bu halkın yüzde 50’sine (ki sayıları sadece 20 milyon küsur) müstahak olan bu hırsızlar ve katiller çetesine bakıp, böyle başa böyle tarak diyesi oluyorum bir yandan da benim ve benim gibilerin, Kürtler başta olmak üzere yeraltında haklarını almak için açlık grevinde olan madencilerin, her gün tecavüze, istismara uğrayan kadın ve çocukların, LGBT’lilerin, Ermenilerin, gün yüzü görmeye en çok hakkı olan gençlerin suçu ne, reva mı bunlar bize diye isyan ediyorum. 

Hep birlikte gördük, basiretsiz CHP’nin AKP’yle işbirliği içinde hareket edip dokunulmazlık konusunda nasıl da Evet’i bastığını. Zamanında HDP’liler Tayyip’le başkanlık konusunda anlaştı, o yüzden oyumu CHP’ye verecem diyenlerin yüzlerinin kızarmasını beklemekten çoktan geçtim de misal Sezgin Tanrıkulu gibi bir milletvekilinin hala o partide durmayı onuruna nasıl yedirdiğini aklım almıyor. Demirtaş açıkladı, itiraz için 100’e yakın imzaya daha ihtiyacımız var dedi, benim bu konuda da umudum yok! İslamofaşizm gümbür gümbür tepemize çöktü. Yine Demirtaş’ın dediği gibi "Kürtler demirden leblebi, RTE çiğnedikçe dişleri ağzına dökülecek” de bilmem ki biz o günleri görebilecek miyiz? Evet son derece umutsuzum. 7 Haziran’daki sevincimin kursağımda kalması bir yana artık bir meclisimiz bile yok. Olan gerçekten bize oldu! Çünkü çoğunluğun kılıcı her birimizin kellesine talip! 

İşte arşiv orda; Binali Yıldırım’ın kardeşi İlhami Yıldırım "ya eşşek gibi sessizce yaşayacaksınız ya da defolup gideceksiniz bu ülkeden“ diyeli çok değil iki sene oldu... Başörtüsü yüzünden zamanında meclisten atılan Merve Kavakçı’nın kardeşi, Kürtlerin dışlanması söz konusu olunca Rabia işaretiyle zafer gülücükleri atıyor! Evet oyu kullandığını gülerek sandık komiserlerine gösterenler sınıfını geçecek, Kürtler dört duvar arasına tıkılacak, yargı yine emir-komutayla çalışacak, AB istediği kadar endişeli açıklamalar yapsın başkanın umurunda olmayacak da biz ne yapacağız biz? Biz kim miyiz? Akademisyen Erdem Yörük’ün dediği gibi 7 Haziran’da HDP’ye oy veren Türkler yani yüzde 2’lik bir azınlığız. (Yazının tamamını merak edenler için, şuraya koyayım: 

(http://t24.com.tr/yazarlar/erdem-yoruk/biz-bir-hata-payiyiz,14604?utm_medium=social&utm_content=sharebutton) Yani bu ülkede hakça, emeğiyle yaşamak, özgürce fikirlerini dillendirmek, anadillerinde konuşmak, yazmak, yaşamak isteyenler... Sosyal medyada falan yazdığın her şey ya suç ya hakaret sayılırken biz ne konuşup, neyi tartışacağız şimdi? Kimse bana demokrasi, özgürlük falan demesin, o tren çoktan kalktı.