Hükümet samimiyse çözümde, onun göstergeleri vardır. En belirgin olanından başlayalım. Örneğin Roboskî, katliamın üzerinden bunca zaman geçti, hala katiller açığa çıkarılmadı, planlayacılar, emir verenler apaçık ortada dururken isimleri, yüzleri açıklık kazanmadı. Üstelik Başbakanın "her şey kısa zamanda aydınlanacaktır" sözü ortada dururken gerçeklerin açıklanması zamana yayıldı. Araştırma komisyonu kuruldu ama, kısa zaman uzuna dönüştü ve geçenlerde açıklama geldi. Parlamento da kurulan Araştırma Komisyonu ki çoğunluğu AKP'lilerden oluşan üyeleri, yine çoğunluğun oylarıyla açıklama yapıldı; "katliamda kasıt yok." Bu açıklamayı nasıl karşılamalıyız, hiç değilse katliamın adını koydular, aman ne kadar samimiler, bunca zamandan sonra, bu da bir şeydir mi demeliyiz. Tamam böyle düşünelim, ama o zaman katillerin peşine düşen 34 masumun yakınlarının hukuk savaşı verirken mahkemelik olmalarını nereye koyalım?
Peki, kamuoyunda "taş atan" çocuklar olarak anılanları ve bunca zaman içerde tutulan çocukları, sivil siyaset yapan ama çeşitli suçlamalarla ellerine kelepçe vurularak içeri doldurulan KCK'lıların hala tutuklu kalmalarına ne diyelim?
Ceylan Önkol'un katillerinin gizlenmesini nasıl anlayalım? AKP barışta samimiyse bunları çözer ve tarihe geçerdi, hassasiyetleri bahane ederek ikircikli davranmazdı. Bir taraftan barıştan söz ederken öte yandan "terör, terörist" söylemleriyle ortaya çıkıp, barışı "silahların teslimi" olarak nitelendirmez, bu söylemlerle muhalefeti bitirmenin başarısı olarak algılamazdı. Bunların yerine yasal düzenlemeler getirir efendi-köle ilişkisi anlayışına prim vermezdi. Onun yerine, öncelikle artık Kemalist devletin Kürtleri asimile etme, kültürel soykırıma uğratma, Türkleştirme politikalarının iflas etmiş olduğunu görür ona göre barış ipine daha fazla sarılırdı. Ama yok, seçim hesaplarıyla, tabanı tavlama girişimleri adına, bir yandan "barış ve çözüm süreci" diyerek, öte yandan Kürt halkının üzerinde bombardıman uçaklarını göndermezdi. Muhafazakar kesimi ikna etmek, oy avcılığı yapmak için, içki yasağı gibi girişimlerle vakit kazanmazdı. Bazı olumlu şeyler olmuşsa AKP'nin isteğinden değil mecbur kaldığından olmuştur. Kemalist politikalarla bir yere varılmayacağının anlaşılmasından olmuştur.
Şu bir gerçek "çözüm süreci"nin başından bu yana, barış ve demokrasi güçleri, çözümde ısrarlı ve istekli olduklarını her hareketleriyle ortaya koymuşlardır. Acıları bağırlarına basmış barış ve demokrasi demişlerdir. Onların samimiyetleri hiçbir koşulda tartışılmaz. Onurlu bir barışın her daim savunucusu olmuşlardır. Ama AKP'nin barış konusundaki samimiyetinin göstergesi icraatlarıdır. Sivas katliamını aydınlatmayan kanlı Gazi Mahallesi katliamını çözmeyen, 12 Eylül’ün hesabını sormayanlar, samimiyetten söz edemezler. Kendilerine dokunanlarla hesaplaşırken barış konusunda samimi olduklarını söyleyemezler. Demokrasi yasaklarla değil, saldırılarla, sindirmelerle, inkarla, imhayla değil, halktan yana yasalarla ve o yasaların herkese eşit uygulanmasıyla, hukukun egemen kılınmasıyla gerçekleşir. Samimiyetin göstergesi de bunlardır.
Samimiyetin göstergesi
Son günlerde süreçle oturup çözümle kalkıyoruz. Ancak, AKP Hükümeti ve hükümetin güdümünde olan medya bir yandan çözümle ilgili söylemlerde bulunuyor, öte yandan savaş diliyle konuşmaktan geri durmuyor. Savaş dili barışa karşı olanları da cesaretlendirmekle kalmıyor, onların hep bir ağızdan saldırganlaşmasına da neden oluyor. Kuşkusuz bu tutum, iki taraf için kafa karışıklığını da beraberinde getiriyor. Bir taraftan hükümetin samimiyeti sorgulanırken, öte tarafın hassasiyetlerinden söz ediliyor.