SARAH JİLANİ
Aralarında Angela Davis ve Noam Chomsky’nin de bulunduğu önde gelen 280 bilim insanı, yazar ve sanatçıdan oluşan bir grup, ABD askerleri bölgeyi 21 Ekim’de aniden terk ettikten sonra Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’yi işgal etmesi ardından Türk devletinin desteklediği kültürel kurumların, fonların ve sponsorlukların boykot edilmesine yönelik bir çağrı metnine imza verdi. Bu çağrı, 2016’da Türk devletinin Kürt siyasetçiler ve sivillerin yanı sıra barış isteyen akademisyenlere yönelik baskılarını arttırması ardından yapılan çağrıların devamı olarak görülebilir. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki son saldırısına yönelik doğrudan bir tepki olarak yeni bir talep de aynı zamanda. Bu saldırı nedeniyle, yerli Kürt nüfus yerinden edildi ve 2012’de oluşturulan ve uluslararası alanda bilim insanları tarafından demokratik yönetim konusunda radikal bir sosyal deneyim olarak alkışlanan bir konfederasyon olan Rojava özerk bölgesi tehlikeye girdi.
Kültürel faaliyetler, ister ona karşı çıkmak isterse onu planlamak suretiyle olsun, daima ulus devletle iç içe olmuştur. Güney Afrika’nın boykot edilmesine yönelik 60’lar ile 90’lar arasında yapılan kampanyalar, ırkçı Apartheid rejimi konusunda küresel bir farkındalık yarattı. Güney Afrika kampanyasını örnek alarak İsrail mallarını ve kültürel ürünlerini boykot eden Filistin BDS hareketinin 2005’te başlayan ve uluslararası yıldızların performanslarını iptal etmesine yönelik çağrıları da içeren faaliyetleri, Filistinlilerin içinde bulunduğu duruma basının ve kamuoyunun dikkatini çekti.
‘Boykot dayanışmadır’
Öte yandan, kültürel inisiyatifler günahların üstünü örtmek için de kullanılabiliyor. Cambridge Üniversitesi’nde Kürt kuir hareketini araştıran Hakan Sandal, kuzey Suriye’deki saldırıyı uzun bir baskı tarihine bağlıyor. Sandal, “Türk devleti öncülüğündeki kültürel inisiyatiflerin, hakikati bulanıklaştırarak ve çarpıtarak, dikkatleri bu şiddetten uzaklaştırdığını” söylüyor. “Kürtler için adalet arayışı ile, devlet öncülüğündeki kültürel çabaların arkasındaki niyetin bilincinde olmak ve Türk devletinin sponsor olduğu etkinlikleri boykot etmek, siyasi dayanışma eylemleridir,” diyor.
Dayanışma, uluslararası galerilerin ve sanatçıların etik dışı durumları protesto etmek için kültürel etkinliklere katılımlarını geri çekmeleri kadar, bu tavrın uzun süreli olmasını da gerektiriyor. Günümüzde sanat dünyasının sınırları aşabilmesinin hiç de önemsiz olmayan bir nedeni, çeşitli ve çoğu zaman da hayati önemde olan ulusötesi fon kaynakları. Anonim kalmak isteyen, Türkiye doğumlu, Amsterdam’da yerleşik bir sanatçı, “Kültürel boykotların savaşa suç ortaklığı konusunda devlet ile şirketler arasındaki yakın bağlara dikkat çekebilme kabiliyetinin son derece önemli” olduğuna inanıyor. “Bağlantıları daha dikkate alarak düşünmemiz lazım. Bu boykotun uluslararası katılımcıları kendi devletlerinin sorumluluğunu da hesaba çekmeli; bu yüzden örneğin Hito Steyerl’inki gibi eylemler bu kadar önemli.”
‘Midemi bulandırıyor’
26 Ekim günü Berlin’deki bir protesto performansında, Steyerl Alman kurumlarına, eserlerini kültürel diplomasi adı altında sergilemeyi kesmeleri çağrısında bulundu. “Eserlerimin, Alman devletinin insanların yerinden edilmesini, etnik temizliği ve savaşı örtük olarak desteklediği gerçeğinden dikkatleri saptırmak için kullanılması midemi bulandırıyor,” dedi. Almanya, Türkiye’ye sadece 2019’un ilk sekiz ayında 277 milyon dolarlık silah satışı yaptı. Türkiye’nin uluslararası sanat dünyası tarafından boykot edilmesi, Steyerl’in vurguladığı gibi, küresel silah sanayi ile tüm ilişkilerin de reddedilmesi ile desteklenmeli.
Uluslararası kültürel kurumlar, Türkiye’deki sergilere ve festivallere sponsorluk yapan şirketlerin, kuruluşların ve bireylerin silah imalatı, teknolojisi ve lojistik hizmetleri ile doğrudan veya dolaylı bağlı olup olmadığını araştırabilirler. Silah devlerine bu ismin verilmesi boşuna değil: her birinin faaliyet gösterdiği bir sürü sektörde iz sürmek kolay değil. Ama silah ticareti ve onun etrafındaki tüm sanayiler, kültür sektörü içinde, hem Türkiye’de hem de ötesinde, görece daha görülebilir vaziyette. Örneğin, İstanbul Bienali sponsoru Koç Holding, Türkiye’de sanatın patronu olarak bilinir ve aynı zamanda Türk ordusu için tank ve zırhlı araç üreten Otokar’ın da sahibidir.
‘Ekomomik faktör çok önemli’
Bu arada, Türkiye’nin en büyük uluslararası sanat fuarı olan Contemporary Istanbul’un resmi havayolu sponsoru Türk Hava Yolları ve THY’nin bağlı kuruluşu Türk Teknik, askeri uçak onarımı yapıyor. Böyle ekonomik bağlantılar incelendiğinde, çoğu zaman tepkisel savunmalar geliyor. Contemporary Istanbul başkanı, Ali Güreli, kısa bir süre önce, fuar ziyaretçilerine ve basına, devlet politikalarının tasdiki gibi yazılmış bir e-posta göndererek, Türkiye’nin saldırısı hakkındaki “uydurulmuş haberlere inanmamaları” çağrısı yaptı.
Londra’da yerleşik Kürt bir sanatçı olan Jala Wahid, uluslararası sanat dünyası için ekonomik faktörün çok etkili bir yaklaşık olduğunun altını çiziyor: “Devlet tarafından fonlanan kültürel kurumların boykot edilmesi, Türkiye’nin ekonomisini bozmak için hayati önemde ama boykotun Türkiye ekonomisinin giderek daha çok bel bağladığı turizme sıçraması mutlak bir gereklilik.” Bu, sahadaki koşulları tam olarak kavramaksızın çok etnisiteli bir Türkiye’den çıkan tüm sanat inisiyatiflerini bloke etmek istenmeyen zararlara yol açabileceği için özellikle önemli. “Boykota katılan Batılı aktörler, bu savaşın etkilediği coğrafyalarda yaşayanların seslerini ön plana çıkarmalı,” diyor Amsterdam’da yerleşik anonim sanatçımız. “Türkiye’de kalıp her şeye rağmen devlete açıktan direnmeye devam eden Kürt ve Türk sanatçıların ve aktivistlerin bir de uluslararası tecritten mustarip olmaması çok önemli.”
‘Savaşı durduramayabiliriz ama..?’
Kültürel boykotlar, gerçekten etkili olacaklarsa, bu iç içe geçmiş perspektiflerden yürütülmeli. Ve bu şekilde etkili olabilirler de: uluslararası sanat dünyası sistematik düşünür ve birden fazla seviyede—etkinliklerine sponsorluk yapan şirketlerin arka planını kontrol etmekten, militarizmden çıkarı olanları dışlayıp muhalif bölgesel sanatçıları desteklemeye dek—birlikte hareket ederse, sanatın savaş suçlarını aklamasını önleyebilirler. “Örgütlü bir boykot, Türk devletine, işbirlikçilerine, kamuoyuna ve demokrasi mücadelesi veren insanlara güçlü bir mesaj gönderir,” diyor diyor Sandal. “Yalnızca adalet talep etmekle kalmayıp, onu etkili bir şekilde uygulayan bir mesaj.” Sanatçılar, küratörler, fuar programcıları ve galericiler savaşı durduramayabilir ama ondan cebini dolduranlara sanatın onların işine açık olmadığını söyleyebilirler.
Yazı frieze.com sitesinde 12 Kasım 2019 tarihinde yayınlandı.
Çeviri: Serap Şen