Bir ülkede sanat alanındaki gelişmenin ve niteliğin, sanat eleştirisi alanındaki niceliksel ve niteliksel üretimle çok doğrudan ve çok sıkı bir ilişkisi vardır. Sanat eleştirisinin yaygın ve gelişkin olması sanatsal üretimin muhatabı olan kitlelerin, halkın bu üretimlerle ilgili bilgilendiren, ufkunu açan yön veren özelliği itibariyle önemi büyüktür. Sanatsal üretimin sahibi olan sanatçı açısından ise ürettiği ile ilgili yeterli birikim ve derinliğe sahip birileri tarafından değerlendirmeye tabi tutulması sanatçının gelişimi açısından hayati bir öneme sahiptir. Sanatsal üretimle ilgili bilgilerin verilmesi, enformasyonun sağlanması, analiz ve yorumların geliştirilmesi, yeni kuram ve yöntemlerin geliştirilmesi yahut önerilmesi sanatsal üretim kapasitesini nicel ve nitel yönden büyütecek en önemli motor güçtür.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncülük ettiği siyasal yapı, ortaya çıktığı ilk andan itibaren çok güçlü bir eleştiri ve özeleştiri mekanizması geliştirmiş ve bunu siyasal, toplumsal örgütlenmesinin ve varlığının temel yapı taşlarından birisi haline getirmiştir. Denebilir ki Kürt Özgürlük Hareketi, eleştiri ve özeleştiri sayesinde kurumsallaşmalarını gerçekleştirebilmiş, etki alanını hem coğrafi anlamda, hem insan kaynağı anlamında hem de paradigmal-ideolojik kapasite anlamında ciddi oranda arttırabilmeyi başarmıştır. Bu mekanizma aynı zamanda sol hareketlerde görülen katı dogmatik yapının oluşmasına izin vermemiş, değişen koşullar altında hem kendi halkı için hem de başka halklar için yeni ve farklı çözüm yöntemleri önerebilmesini ve geliştirebilmesini sağlamıştır.
Ne yazık ki siyasal alandaki bu eleştiri derinliği ve zenginliğini, eleştirinin gelişmenin temel motoru haline getirilmesi düsturunu sanat alanında görebilmek mümkün değildir. Siyasal alana oranla entelektüel kapasitesinin daha yüksek olması, daha esnek bir yapıya sahip olması, farklı yöntem ve önerilere daha açık olması beklenen sanatsal üretim alanı bırakalım özeleştiriyi, eleştiri geliştirme noktasında bile hayli yoksul bir pratik sergilemiştir. Slogan ve söylem düzeyinde bir sanatsal duruş beyanı dışında Kürt sanat dairesi içerisinde ortaya çıkarılan sanatsal üretimlere dair doğru dürüst bir araştırma, eleştiri, yorum, kuramsal analiz ve önerme nerdeyse yok denecek kadar azdır. Bu kadar güçlü bir eleştiri geleneği olan bir siyasal yapıya dayanan sanat alanının eleştiri konusunda bu kadar kısır kalışı doğrusu çok anlaşılabilir bir şey değil.
Kürt sanatında çok hızlı ve çok büyük miktarda bir arabeskleşmenin yaşandığını görmek ve bu duruma itiraz etmek, bunun nedenleri üzerinde durmak bugün Kürt sanatının en temel problematiklerinden birisidir ve bu konu sanat eleştirisinin konusudur. Sinemadan video kliplere, müzikten edebiyata, tiyatrodan resme kadar her anlamda Kürt sanatı bir mağduriyet dili, bir arabesk yakınma ve hayıflanma istilası altındadır. Biçimsel ve özün anlatımına dair bir estetik arayışından yoksun, Kürt halkının yaşadığı vahşi kıyımları ve acıları çoğu zaman istismar eden, temel var oluşunu bu acıların yaşandığı gibi bire bir anlatılması üzerine kurulu bu dil çok açık ki Kürtler için, diğer halklar için, insanlık için, yahut bu üretimi gerçekleştiren insanın kendisi için yeni hiçbir şey söylememektedir. Bu mağduriyet ve istismar arasında debelenen dilin, adına sanat denen üretimlerin, yeni bir dünya yaratma iddiasında olan, Ortadoğu halklarının adil ve eşit yaşam tasavvurunu kuran paradigmayla yakından uzaktan alakası yoktur.
Aşka, sevmeye, var oluşu anlamlı kılmaya, iyilik ve kötülüğe dair hiçbir yeni sözün sahibi olmayan, hakikat arayışçılığına soyunmayan bir sanatsal üretim ve bu üretimin sahibi olan sanatçı toplumun sırtında yüktür, ayağında ayak bağıdır. Bugün legal siyaset alanındaki yaratıcılığın bu kadar daralmış olması, yaşanan bunca büyük acılar karşısında legal siyasetin bu kadar aciz kalması ve adeta bir kaderci bekleyişe sürüklenmesinde dinlediği arabesk müziklerin, izlediği buram buram mağduriyet kokan filmlerin, çok büyük etkisi olduğunu söylemek hiç de abartı olmayacaktır.
En entelektüelinden tutalım, en cahiline, yazarına çizerine, şairine, müzisyenine Kürtlerin sosyal medyada yaptıkları paylaşımlara, yazdıkları sözlere bakılırsa nasıl vıcık vıcık bir arabesk dil olduğu görülecektir. Direnişi terennüm eden sözlerde, dizelerde bile bir türlü mağduriyet dilinden vazgeçilemiyor. Kürtler sanki hep köleydi, çıplaktı, hep yoksuldu, hep sırtında kırbaç inliyordu. Kürtler mazlum ve mağdur doğdu ve bu bir kader. Kürtler mağdur ve mazlum yaşayıp, mağdur ve mazlum ölecekler. Hani direniş, hani yeni bir dünya ve özgürlük tasavvuru? Hani özgürlüğün, aşkın, iyinin, hakikatin bin bir türlü ve renkli tasavvuru ve arayışı?