Eleştiri, en kaba anlamıyla sanatçı tarafından üretim süreci tamamlanmış olan bir yapıta, o yapıtla estetik bir ilişki kuran herhangi birinin herhangi bir ölçü kullanarak bir beğeni değeri biçmesidir. Burada beğeni ve beğeniyi belirleyen ölçü eleştirinin temel elemanları olarak karşımıza çıkıyor. Bu ölçü, bir kişi tarafından son derece bir kendine görelik içinde şekillenmiş anlık sübjektiflikten, zaman içerisinde sanat eleştiri ve değerlendirmelerinden süzülüp gelmiş, ortak kanı ve değerlendirmeye dönüşerek kazanılmış objektifliğe değin zengin bir değerlendirme skalası taşır. Tarihsel anlamda estetik değerlendirmenin ilk ve temel ölçüsünün yararlılık ilkesi olduğu bilinir. Üretilen eser, toplumun yararına olma ölçüsünde toplum tarafından güzel bulunmuştur.
Bugünün dünyasında sanat eleştirisinde yararlılık ilkesi, arkaik dönemlere has bir ölçü olarak tanımlanıp değer yitimine uğratılmıştır. Estetik değerlendirmede yararlılık ilkesi başlı başına bir yazı konusudur ve öyle ele alınmalıdır. Buradaki yazımızın konusu daha çok Kürtlere ait sanatsal üretimlerin, eleştirel süreçlerden mahrum kalmasının yaratacağı sonuçlar veya eleştiri sürecinin zenginliğinin sanatsal üretimin niteliğinin artmasına veya sanat eserinin zengin anlam kazanmasına sunacağı katkıdır.
Kendini bir eleştiri ve özeleştiri hareketi olarak tanımlayan Kürt Özgürlük Hareketinin siyasal ve toplumsal alandaki başarısının, insanlık adına ortaya çıkardığı büyük değerlerin temelinde eleştirinin, tüm değer üretme süreçlerine çok güçlü bir şekilde damgasını vurmuş olmasıdır. Bugün Kürtlerin sanatsal üretim süreçlerinin tıkanmasının, politik ve toplumsal alanda ortaya çıkan muazzam değişim, dönüşüm ve değer üretme sürecinin nitelik ve nicelik olarak bu kadar aşağıda kalmasının temel nedenlerinden biri de güçlü bir sanat eleştirisinin ortaya çıkmamış olmasıdır. Bugün neredeyse Kürt sanatında kısmen edebiyat alanı hariç bir eleştiri üretiminden bahsetmek imkansızdır. Bu durum üretilen eserlerin bir değer kazandırma eylemine tabi tutularak zenginleşmesini engellediği gibi, sanatçının ürettiği eserle yüzleşmesini, onunla çatışmasını ve önündeki üretim süreçlerine dair kendini gözden geçirmesine dair bir motivasyonu da ortadan kaldırmaktadır. Bir sanat eserinin eleştiriye tabi tutulması aynı zamanda o eserin, eleştirinin yapıldığı dönemin toplumsal özelliklerine, eleştiriyi yapan kişinin değer yargıları ve değerlendirmede kullandığı ölçütlere göre yeni anlamlar kazanmasına böylece sanat eserinin çağlar boyunca yeniden üretilmesine katkı sunmaktadır.
Kendi toplumsal ve estetik değer ölçüleri içerisinde bir eleştiriye tabi tutulmaktan mahrum kalan, eleştiri geldiğinde bünyesinde taşıdığı sömürge sanatçısı kişiliğinden kaynaklı olarak bunu önemsemeyen Kürt sanatçısı kendisini sonuna kadar burjuva sanat otoritelerinin, eleştirmenlerinin, festival ve organizasyonlarının eleştiri mekanizmalarına teslim etmektedir. Bu eleştiri mekanizmalarının Kürt sanatçılarında en çok yöneldikleri ve yerdikleri yer kendi toplumsal değerlerini, ona dair otantikliklerini koruduğu yerdir. Yine en çok övgü aldıkları yer kendi yerel özelliklerinden uzaklaştıkları endüstriyel üretim çarkının ihtiyaçlarına uygun bir özellik kazandıkları yerdir. Demek ki Kürt sanatının kendi içerisinde bir eleştiri mekanizması geliştirememesi aynı zamanda Kürt sanatının burjuva sanat pazarlarına savrulmasının da ciddi şekilde önünü açmaktadır.
Mevcut gazete, dergi gibi süreli yayımların sanat eleştirisi yazılarına daha çok yer vermesi, her sanat disiplinine ait eleştiri dergilerinin ortaya çıkarılması, Kürt sanatına dair eleştiri ile ilgili kuramsal kitapların yazılması Kürt sanatını büyütmenin, Kürt özgürlük paradigmasının estetik saç ayağının kurulmasının olmazsa olmazıdır.
Sanat eserinin eleştirel yeniden üretimi
Eleştiri eylemi, sanatsal eylem ve anlamlandırma biçiminin, estetik üretim sürecinin başlangıcından beri anlatma ve üretme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak var olagelmiştir. Sanatsal üretimi, eleştirel üretim sürecinden bağımsız ele almak, bu süreçle buluşmasının zeminini ortadan kaldırmak veya bu zemini yaratmamak sanatın kendisini tamamlama, çağlara, dönemlere, değişen toplumsal yapılara göre kendisini yeniden yaratma ve yeni anlamlarla buluşturma sürecine engel olmak anlamına gelecektir.