Seçim hengamesi içinde gözden kaçıyor belki. Mevcut iktidar, kendi zihniyeti doğrultusunda sanat kurumlarında da hakimiyet sağlamak için yeni oyunlar peşinde.
Bunun son örneği, bugünlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan TÜSAK yasa tasarısı…
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca hazırlanan Türkiye Sanat Kurumu Yasa Tasarısına göre tüm sanat faaliyetlerine Bakanlar Kurulu'nun atayacağı 11 kişi ile kurulacak bu kurul karar verecek.
Bu yasa tasarısı ile devlet ödenekli sanat kurumları olan devlet tiyatroları, devlet opera ve balesi ile güzel sanatlar genel müdürlüklerinin kapatılmak isteniyor.
Onca yıllık tecrübeye ve birikime sahip sanatçılar sanat alanından uzaklaştırılıyor. Sanat, özel şirketlerin rant kapısı yapılmak isteniyor. Sanatın göreceli özgürlük alanı hepten yok edilmek isteniyor.
Bu durum "yalnız ve yalnızca benim gibi düşüneceksin, sanatı da benim belirleyeceğim benim çizdiğim sınırlar içinde icra edeceksin" diyen baskıcı zihniyetinin en açık ifadesi.
Çünkü biliyorlar ki sanatın insanlar üzerindeki eğitici etkisi derin ve süreklidir. Zaten sanat sözcüğünün temelinde 'yapma', 'yaratma', 'düzenleme', 'kurma' fiilleri yatmaktadır. Sanatçı olan-biteni, olmuş ve olacak olana göre kavramaya çalışır. Özgür olmayan bir sanatçı, yarına açık insanı neye göre düşünecek, neye göre yansıtacaktır. Özgürlük, yaşamda olmanın bilincidir, sanat da bu bilincin en doğru, en içsel biçimde dile geldiği yerdir.
***
İster siyasette ister sanatta olsun, hayatın her alanında, yani günlük yaşam diyalektiğinde kendimize nasıl bir duruş seçmişsek hareketiniz, davranışlarımız ve üretimimiz de ona göre şekillenir.
Sistem tek tip insanlar yetiştirir. Herkesin aynı sıradanlıkta olmasını hedefler. Farklı düşünen insan makbul değildir sistem için.
Bu ülkede sanata, düşünceye ve ifade özgürlüğüne pranga vurmak hiç eksik olmadı zaten. Türkiye tarihi itibariyle sanatla, yazarla, düşünürle hep sorun yaşamış bir ülke oldu. Bu alanda devlet geleneği olarak sicili hayli kabarık olan Türkiye’de bugün otoriterleşme yönündeki reflekslerin daha fazla ortaya çıktığı bir süreç yaşanıyor. Bu durum yaşamın her alanına yansıyor.
Kendisine ileri demokrasi diyen bir yapının kapsayıcı ve kucaklayıcı olması gerekir. Ne yazık ki Türkiye’de baskıcı yapının algısı ve zihniyeti bu alanda da baskıcı ve yasakçıdır.
***
KESK’e bağlı Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) üyesi sanatçılar, sanat kurumlarının kapatılmasına ve tüm sanat faaliyetlerinin 11 kişilik bir kurula devredilmesine yol açacak TÜSAK tasarısına karşı birçok ilde protesto eylemlerinde bulunup imza kampanyası başlattılar.
Tasarıya karşı çıkan sanatçılar; "Bu yasa tasarısıyla sanatın idari ve mali özgürlüğü tümüyle bir meta haline dönüştürülecek. Ödenekli sanat kurumlarının sözleşmeli sanatçıları da memur yapılarak verimsizleştirilmek ve sermayenin güvencesiz, esnek, sendikasız ve kuralsız çalışma koşullarına terk edilecek" diyorlar ve destek bekliyorlar.
Sanat doğası gereği zaten muhalif olduğuna göre tekçi paradigmaya, yasakçı, baskıcı zihniyete ve onun cenderesine karşı durmak sanatın ve sanatçının boynuna borçtur.
Hangi cenahtan gelirse gelsin, gerçek sanat güdüm kabul etmez.