Sanat ve sanatçı yabancı egemenliğinde en önce kendi yerelliğini, öz yönetimini terk etmek zorunda kalır. Demokratik yönetimde ise tam tersine sanatçı öz yönetimin bir bütünleyicisidir. Demokratik yönetimlerde sanat ve sanatçının farklı bir etkisi de söz konusudur. Yabancı yönetimler yerli ve öz yönetimin içini boşaltmak istediklerinde, eğer sanat hakiki rolünde ise, toplumun içinin boşaltılmasında ve içeriğinin zayıflatılıp, koflaştırılmasında ciddi bir direnç noktası olur. Toplumun diğer mücadele alanlarıyla birleşmiş ve güçlü bağlar kurmuşsa, hatta öz yönetime canı gönülden katılmışsa sanat ve sanatçı toplumun en kutsal değerlerinden olur. Tersi durumda ise egemenlerle beraber hareket edildiğinde, yabancı yönetimler elinde bir hançer olarak toplumun yüreğine saplanır ve onulmaz yaralar açar.
Kutsal sanatçı fikri, zikri ve eylemi ile birdir. Böylelikle sanatçı eseriyle de konuşur. Fakat kimin adına konuşacak, ne söyleyecek, daha da önemlisi konuşmadan önce içinde sisteme ait olanları nasıl çıkaracak? Canlı bir sanat yaratmak ve yapmak için; öncelikle canlı bir ruh ve beyin gerektiğinden, Anadolu ve Mezopotamya’da sanatçılar, milliyetçiliğin halkların üzerine attığı ölü toprağından sıyrılarak dirilişi yaşamak zorundadır. Resmi tarihi, resmi kültürü tekrarlamanın artık kimseye faydası kalmamıştır. Bunları tekrarlayan bir sanatçı hakikatten payını alamayacağı gibi etkili bir sanatçı da olamaz. Çok ilgi çekmez, halk tarafından beğenilmez. Doğal olarak sanatçı sadece beğenilmek için de değil toplumun beğeni ölçülerini yükseltmek ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak konusunda da üzerine düşeni yapmalıdır. Çok ilginçtir ki, cumhuriyet döneminden bugüne kadar sanat yapanlar, egemen devletlerin değil, ezilen halkların öz-evlatlarıdır. Bu çok çarpıcı bir konudur.
Şairinden edebiyatçısına, müzisyeninden tiyatrocusuna, ressamından sinemacısına en ünlü ve yetenekliler hep büyük acıları yaşayan, hapse giren, katliama uğrayan ve sürgünlere maruz kalanlar olmuştur. Bu kişiler, ezilen ve aşağılanan toplumların can damarlarıdırlar. Şovenizmin sanatı ezberden başka bir şey değildir. Sanat milliyetçilik ve şovenizmde muhalif olmaz, eleştirmez. Bütün amaç milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik, bilimcilik aşılama ve asimile etmektir. Cumhuriyet tarihine ve kültürüne bakarsak çok açık olarak göreceğiz ki; eleştiren ve muhalif olanlar ya farklı kültür ve halklardan ya da ezilen alt tabaka kesimlerden oluşur. Burada kesinlikle politika ve politiklik vardır. Ciddi ve açıktan politika yürütemeyen buna fırsat verilmeyen örgütsüz toplumlarda, toplumcu sanatçılar ince ve sanatkârane bir politikayla toplumun beyinsel işlevlerini sürdürerek toplum-kırıma engel olarak, toplumu yaşatır. Gerçek dervişlik ve ozanlık, âşıklık geleneğinde bu tarz vardır.
Sanat ve sanatçı politiktir. Hem de politikacıların binlerce kelimeyle ifade edemediklerini bir melodi ya da şiirle bir çırpıda ifade edebilecek kapasite ve işlerliktedirler. Burada politika iktidarla bir tutulmamalıdır. Sanatçının politikası gerçek halk politikasıdır. Topluma ait olan ve onun için yapılan bir güzel iştir. Politikasız toplum ve politikasız sanatçı kapılarını iktidara açmış, sömürüye tabi olmuş bir gerçekliği sırtında taşır. Devletlerin egemenlik ve sömürgenlik içeren yaklaşımları asla öz anlamıyla politika içermez. Çünkü politika toplum karşıtı olamaz. Devletinki idare etme, bastırma olmaktadır. Bu anlamda politikayı da sanatı da egemenlerin elinden almak ve özgür bir ortamda yaşatmak, topluma yapılmış en büyük iyilik olacaktır.
Yekta Kahraman