Bu sözler, geçenlerde Fransa tarafından en üst düzey Fransız nişanı olan ‘Legion d’Honneur- Grand Officier’ ile ödüllendirilen usta yazar Yaşar Kemal’e ait. Törende konuşan Yaşar Kemal, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin tüm insanlığın ortak özlemi olduğunu ve birçok sanatçı gibi kendisinin de dünyayı güzelliğin kurtaracağına inandığını ifade eden Yaşar Kemal, ‘’Sanat, gerçek sanat, zulmün, şiddetin, tüketici oburluğunun, insanca olmayan her davranışın karşısındadır. Çünkü bana göre ne olursa olsun, her biçim sanatın birinci işi başkaldırıdır. Sanat insanları yalana, zulme, bitip tükenmeyen anlamsız savaşlara, bütün kötülüklere karşı uyarır. Umut, insanın sahip olduğu en büyük değerlerden biridir. Ben hep umudun türküsünü söylemeye çalıştım” diyerek; ‘’Gerçekten şu sanat dedikleri, hele bugünlerde ne işe yarıyor?’’ diye soruyor. Aslında usta yazar belli ki bir sorudan öte günümüz sanatının işlevsizleştirilmesinden ve yozlaştırılmasından rahatsızlığını dile getiriyor. Gerçekten de bugün artık sanat büyük ölçüde, bir zamanlar olduğu gibi ne bir meydan okuma, ne bir başkaldırı olmanın ötesinde ne yazık ki; tek değer ölçüsünün para olduğu devasa boyutlardaki eğlence ve gösteri sanayisinin pazarlanan bir tüketim nesnesi ve metası haline dönüştürülmüştür.
***
Adına popüler kültür ya da kitle kültürü denen benzeştirici ve yozlaştırıcı kültür artık eğlence sanayisinin bir kolu haline gelmiş durumda. Sanat da bundan payını alıyor tabii.
Sanat, nesneleşmiş, parçalanmış, yabancılaşmış insanın açık kimliğine kavuşması gibi bir işleve sahipken içi boşaltılıp koflaştırılıyor. Düzenin ve sistemin bir parçası haline dönüştürülüyor.
Sanat yapıtının metalaştırılması, okurun, izleyicinin bir tüketiciye dönüştürülmesiyle mümkün olacağından; sistemin, düşünen ve yargılayabilen gerçek okur yerine, magazinel sığlığına müşteri yetiştirmesi gerekiyor. Etik kavramından nasibini almamış çoğu yazar-çizerler de medyanın elinde magazin gereci, konu mankeni haline geliyor.
Bugün artık sanatçı yaratıcılığı, sanat yapıtından daha çok ‘kendini sunuş’ biçiminin orijinalliği için harcanır hale gelmiştir. Yani sanatçı ürettiklerinden çok, kendisiyle, kendisini pazarlamayla var olabiliyor. Birer ticari nesne halinde sunulmak durumuna düşmüş ya da düşürülmüştür. Sanatçı ve sanat yapıtı ticari piyasanın maddi kurallarını keşfetmiştir artık. Ticari nesneden hiçbir farkı kalmamıştır.
Çağdaş iletişim ve teknolojik gelişim bir yandan sanatı geniş kitlelere ulaştırırken, bir yandan da ticarileştirerek, düzeyinin düşürülmesine, yozlaştırılmasına çanak tutmaktadır. Sanatçı buna karşı tavrını geliştirirken, bu yolla kirletilmeye çalışılan insanı ve insansal olanı kollamayı da gündeminden düşürmemelidir.
Sanatçı insanlığı umutlarının ve geleceğinin tek gerçek sahibi yapmada üzerine düşeni yerine getirmediğinde, taşıdığı ‘sanatçı’ ve ‘aydın’ kimliği erozyona uğrayacaktır. Kendine bağlı olma bir anlamda güncel olana bağlı olmaktır. Bu, hem sanatçının birey olarak kendini yaşamın içine bırakması hem de insanlığını duyumsaması ve kavraması anlamına gelir.
***
Sanatsal imge, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle ilişkisinin somut, özel, tikel görünüşlerinin doluluğu içinde, estetiksel olanın zihinsel biçimi olduğuna göre; sanat, kurulu düzenlere yerleşmiş, düşünmeyen ve düşünmemeyi öneren insanların değil, yarını arayan insanların elinde biçimlenecektir.
Bütün bunlara karşı durmak sanatın ve sanatçının boynuna borçtur. Çünkü gerçek sanat; zulmün, şiddetin, insanca olmayan her davranışın karşısındadır.