Varoluşun gerçek zamanını yakalayamamış olan Kürtlerin Kürtlük bilinci farklı tanımlara, anlamlara tekabül ediyor. Ancak Kürtlüğün gerçek tanımı, özgür yaşamı hakeden tanımı Önder Apo’nun başlattığı özgürlük yürüyüşüyle anlam kazandı. Önder Apo’nun Kürtlük tanımında bölgecilik, bireycilik, aşiretçilik bağlamında öne alınan çıkarlar yoktur. Kürtlüğün insanlık tarihi içinde olması gereken yere göre oluşturulan bir tanımı Önder Apo’nun başlattığı özgürlük yürüyüşü etrafında tüm Kürdistanlıların kendini bulmasının da sebebidir. Bunu önder Apo “herkes içinde gömülü insanı bende bulur” sözüyle yıllar öncesinden ifade ederken, kendi tanımladığı Kürtlüğün Kürdistaniliğine ve evrenselliğine de dikkat çekmektedir.

Önderliğin başlattığı mücadele karşısında Önder Apo’ya ve Apocu yaşam değerlerine karşı yapılan saldırılar yıllar boyunca sürmüş ve en son uluslararası komplo ile Önderliğin esaretini yaratmıştır. Bu komploda sahte dostlar kadar yetersiz yoldaşlığın olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Yetersiz yoldaşlık konusunun, doğru ele alındığında hızla kurtulabileceğimiz bir hastalık olduğu kadar doğru ele alınıp aşılmadığında da sahte dostluktan daha tehlikeli olduğunu olacağını da bilmekteyiz.

Bugün Kürtlük tanımlarımızdan yola çıkarak kimin komplo karşısında nerede durduğunu görmek mümkün. TRT Kurdi adı altında Kürtlüğü palyaçolaştıran, Kürtçe konuşup şal û şapik giyerek biraz para için yapmayacakları şey kalmayanların, orada Türk zihniyetinin Kürtçe tercümesini yaparak, PKK’nin yarattığı değerler sayesinde yok olmaktan kurtulan dilini PKK’ye karşı konuşanların Kürt olduğunu, Kürdistani değerleri savunduklarını söylemek imkansız. Böylelerini Kürt kabul etmek, Kürtlüğün aşağılık bir yaratık olduğunu kabul etmekle eşdeğerdir. Evet Kürtlük, içinde parçalanmışlığı çok olan, ihaneti çok olan bir gerçeklik olsa da, TRT 6 bunun da gerisine götürdüğü Kürtlüğü yozlaştıran bir Türk soykırım sapkınlığıdır. Kürtlüğün düşürüldüğü bir Türk özel savaş kurumudur TRT 6.

Oysa özgür Kürtlüğün mücadeleyle yaşatılabileceğini bilenler bugün zor bela ulusal birlik çalışmaları sürdürüyorlar. Kürtler için ulusal birlik demek, Kürtlerin içindeki ihanet çizgisinin zayıflatılması ve yok edilmesi demektir. Ulusal birlik demek, işbirlikçi çizginin yok olması demektir. Ulusal birlik demek salt birlik olalım temennisi değildir. Çok sesli olmak, aynı sesi çoğaltmak değil, sesini yükseltmek ve farklı sesleri katarak birlikte güzel sesler çıkarmaktır. Ulusal birliği geliştirmek için de “olmalı, istiyoruz, iyi birşeydir” mealindeki yaklaşımlar önemli ancak, artık nasıl olmalı, ne istiyoruz, nasıl yapacağız, engel olan nedir, nasıl aşılmalıdır sorularının cevaplarına odaklanan çalışmalar yapılmalıdır.

Bu anlamda ulusal birlik çalışmaları kapsamında sanatçıların yaptığı önemli girişimler oldu. Tabi bu girişimlerin en temel önemi, çağrının PKK YK üyesi Murat Karayılan’dan gelmiş olması ve değerli sanatçıların da buna cevap vermesindendi. Belli etkinlikler oldu ve olmaya da devam ediyor. Ancak bu konuda söylenmesi gereken bazı şeyler var.

Öncelikle Kürtlük tanımını doğru yapmak gerekir. Kürtlük bugün PKK ile evrenselleşti. Önder Apo’nun paradigmasıyla dünyaya sesini duyurdu. Bunu bilmek ve buna göre yaklaşmak gerekir. Oysa sanki Kürtlük kimi ilkel milliyetçi anlayışın tekelindeymiş gibi bir algı var. Ve bu algı doğrultusunda yaklaşımlar da Kürtlük adına, hatta birlik adına geliştiriliyor. Kürtlük adına yola çıkmış olsa da Kürtlüğe bin defa ihanet etmiş, kendi aile çıkarları uğruna Kürtlüğün yüzlerce yıllık kaybetmesini kabullenmiş olanların adının anılması, tarih bilincindeki yanılgı, hatta Kürtlüğü hiç haketmeyenlerin tekelinde görmek, hatta Kürtlüğü Kürt düşmanlığına teslim etmektir.

Ulusal birlik için sanatçıların bir çabası olacaksa, bunun için en fazla çalışan, Kürtleri bir ulus olarak dünya insanlık seviyesinde olmasının şansını yaratan Önder Apo’dan söz etmeden olması mümkün değildir. Önderlik ve mücadele değerlerimiz adına şarkılar yapan değerli sanatçılarımız var, ancak onların dahi bu tarz oturumlardaki yaklaşımı, genel yaklaşım adına renk yaratmayan bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Sanatta ciddi bir yaratıcılık sorunu yaşandığı açıktır. Ancak siyasal olarak yetersiz tutumlar aşılmadığı sürece sanatsal yaratıcılığın ortaya çıkması mümkün değildir. Sanat bir yerde de sevgi ve öfke işidir. Öfkeyi doğru yerde ve düzeyde gösterebilmek, sevgi demek olan yaratımı da doğru ve gerekli şekilde yapabilmeyi getirir. Ahmet Kaya’nın dile getirdiği Kürtlük, sevgi ve karşısında uğradığı saldırılar bilinmektedir. Bedeli bildiğimiz kadar bunları aşmanın çabası olmazsa yapılanların sonuç almasını beklemek de mümkün olmaz.

Bu tarz yaklaşımlar aşılmadığı müddetçe yapılacak çalışmaların da bir rengi, etkisi olmayacaktır. Böyle bir durumda yapılanlar, sadece iyi niyet beyanları gibi görünen etkisiz beyanların yapıldığı kimi toplanmalar olarak kalacak ve tarihe de hiçbir iz bırakmayacaktır. Oysa ki gerçek sanatçı, tarihe iz bırakandır.

Önder Apo savunmalarında “Büyük ozanları, ‘Artık türkü, şiir söylemem, saz çalmam ve destan yazmam; çünkü sizler edebin, sanatın, engin ruhunu, güzelliğini yitirdiniz, ihanet ettiniz’ diyorlar. Bütün büyük ozanların hepsi tarihin karşısına dikilmişler, ‘sizleri affetmeyiz’ diyorlar.” derken, kendi zihninde ve yüreğinde dile gelen tarihin sesini bize yansıtmaktadır. Büyük ozanlar türkü söyleyecekse büyük tarihi ihanet aşılmalı ve kendini tarihe affettirmelidir. Bugünkü sanatçılar, işte bu misyonla yola çıkabilir ve yol alabilirse hakikat sanatçısı olabilirler ve ancak o zaman birlik çalışmalarında etkili olabilirler.