Tarihsel gelişmelere bakıldığında rahatlıkla görülecektir ki, bugün sanat dediğimiz insanın kendini yeniden yaratım sahası insanoğlunun ilk dilidir. İlk dönemlerde bile sanat toplumun yaşam ölçülerini değerlerini ve psikolojisini belirlemiştir. Bir nesneye yada olaya sanat yoluyla anlam biçilmiş ve topluma mal edilmiştir. İnsanların ilk iletişim yolu sanat ile gerçekleşmiş manevi dünyanın dışa yansıması yine sanat ile olmuştur. Toplumun gelişimi sanatı, sanatın gelişimi de toplumu geliştirmiştir. Paralel bir biçimde et ve tırnak gibi köklü bağlar halinde gelişmiştir. Konuşma ve dil denilen olgu olmadan insanlar sanat ile anlaşmışlardır. Dilin gelişmesiyle bu defa dilin yetmediği alanlarda sanat konuşmayı sürdürmüştür. İnsan tanımlaması yapılırken, kültürel bir varlıktır denildiğini herkes bilir, ama kültürün yansıması sanatsız olmamıştır. Sanat kültürün en güçlü bir dalı olarak seyir göstermiş. Kültürel olma insan için bir kimlik tanımlamasıysa, sanat da insanın ikinci ama ilk doğan dilidir. Bu gerçeklik sanatın insan yaşamında ne kadar vazgeçilmez bir yaratım ve ifade tarzı olduğunu gösterir.
İnsanın kendini anlatmak için dilini geliştirmesi ve dil zenginliğinin ortaya çıkmasıyla dilin etkileyici gücü kendini sanatla konuşturmaya başlamıştır. Tarihin hiç bir döneminde insan sanatsız var olmamıştır. İnsanın ruh dünyası hayal ve tasarım dünyasının gelişimin de, sanat etkili rol oynamıştır.
Geleceğe dönük amaçlar, sanatsal tasarımların sonucu yapılır. Bir amaca kilitlenirken insanlar bunu sanatsal üretimlerden bağımsız düşünmemişlerdir. Güzel söz söyleme, şiirsel sözlerle konuşma, ses tonunda yapılan değişiklikler kişinin duygu ve düşünceleriyle ne anlatmak istediğine bağlı olarak değişiklik yaşaya yaşaya bugüne kadar gelmiştir. İnsanların ilk simgesel dili sanatsaldır. Olay ve olguları anlatamadığı ilk süreçlerde sanat konuşmuş insanlar arasında güçlü bağlar kurmuştur. Hatta haklar ve topluluklar arasında ortak dil, ruh ve birlikteliğe yol açmış, insanlar arasında kimi dönemler tedavi yöntemleri olarak ta kullanılmıştır. Örneğin müziğin insan psikolojisin de bir tedavi yöntemi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ya da her dönemin sanat niteliği o toplumun geldiği düzeyini psikolojisini belirlemiştir. Hangi tarzda sanat yapılırsa toplum ona göre şekillenmeye başlar. Örneğin sadece arabesk müzik dinleyen bir toplum arabesk ve çaresiz bir topluma dönüşür. Ama kendi kültürel değerleriyle yetişen bir toplum ya da birey, öz güvenle ve kendini bilerek yaşar. Bunun toplum psikolojisi üzerin de etkileri büyüktür. Doğal olarak sanat toplumu güncel yaşamından tutalım tarihi ele alışına kadar etkiler. Onun için diyoruz ki sanat şeffaf ve narindir, hassas ve sorgulayarak ele almalıyız. Sanat yapan her kişi nasıl ki sanatçı olamıyorsa, her üretimde sanat değildir. Bunu için her şeyden önce toplumsallığı iyi anlamamız ve yaşam ölçülerini yükseltmemiz gerek.
Bir toplumu yada insanı sanatsız düşünmek mümkün değil. İnsanların kendilerini en güçlü ve etkili ifade ettikleri dildir sanat. Nasıl ki bir benden ruhsuz yaşayamayacaksa toplumda sanatsız yaşayamaz. Kuru bir bedenden öteye gidemez.
Bu anlamda diyebiliriz ki toplumların ya da uygarlık tarihinin gelişimi sanatın da gelişim tarihidir. Evrenin doğanın ahenginde bile sanat canlı yaşar. İnsanın evrende ilk varoluşu ile başlar. İlişkiler toplumların gelişim seyrini sanatın gelişim düzeyi belirler. Bazen de en kritik dönemler sanatsal üretimler ile sonuç alınmış topluma nefes aldırtmıştır. Tarihte birçok öncünün sanat yoluyla düşüncelerini yaydığını biliyoruz. Birçok yol yöntemin etkili olmadığı yerde sanat etkili olmuştur. Toplum ile doğru ve güçlü bağların oluşumu sanata dayanır. Dolayısıyla doğru bir yaşam biçimi için sanatın rolü hep etkileyici olmuştur. Sanat toplum ile bağlarını koparmadığı sürece de var olur. Dolayısıyla insanın toplumdan soyutlanmış var oluşu düşünülemez. Sanat da rolünü, oluşum sürecindeki etkilenmelerini içinde yaşadığı toplumdan beslenerek belirler. Sonuç olarak sanatçı tolumdan beslenmeden üretemez. Toplumsallığa dayanmak zorundadır. Çünkü sanatı sanat için değil toplum için yapar. Komünal yaşam ve üretim bu gerçeklikten doğar.
Her sanat ekolü bir amaç doğrultusunda gelişir. Yani sanat amaçsız değildir. Amaçsız sanat eğlence yeridir ki buna da sanat diyemeyiz. Asıl amaç eğlendirmektir. Kökleri yoktur ticari ve piyasaya hizmet eder. Günlük üretim ve tüketim ile uğraşır. Bununla da daha çok tüketir. Bunun için sanat konusu çok hassas ele alınmayı gerektirir. Tarih ile olan bağı geleceğe dair amaçları toplumu aydınlatmaya dönük olmalı. Her gün belki de yüzlerce sanatçı diye geçinen yüzler, toplumu yozlaştırmanın ötesine geçmiyorlar. Bunların toplum, gelecek ya da özgürlük diye bir dertleri olmadığı gibi, var olan değerleri de tüketmekten yozlaştırmaktan başka yaptıkları bir şey yok. Peki, toplum neden bunlara sanatçı diye hitap ediyor. Bu da yine sanatçının kendine sorması gereken bir soru. Sanatsal kalite gittikçe düştüğü için, zihinsel olarak bir gelişme olmuyor. Doğal olarak toplum verili olan etrafında toplanıyor. Sonuç olarak doğru bir sanat anlayışı toplumun gelişimini sağlayacaktır.