
Dünyaca tanınan Türkiyeli piyanist Fazıl Say, AKP’nin yine her türlü devlet olanağı ve baskısını kullanarak kazandığı seçimlerden birinden sonra Alman Süddeutsche Zeitung Gazetesi'ne Paris’te verdiği bir röportajda şöyle demişti: "Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70. Başka yere taşınmayı düşünüyorum. Şu anda değil ama ileride Türkiye’den ayrılmayı düşünüyorum. Biz artık azınlıkta kaldık, dışlanıyoruz. Çankaya’daki davete bile beni çağırmadılar. Böyle giderse, bir kızım var onu da alır yurt dışına giderim."
Fazıl Say gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin proje çocuğu olarak büyüyen, büyürken ülkenin sahiplerinin kendisinin de dahil olduğu türban takmayan, seküler, seçkin Kemalist elit olduğu öğretilen ve bunun bütün imtiyazlarını yaşamış, devletin en yüksek katında ağırlanmış biri olarak Çankaya'daki davete çağrılmamış olması elbette büyük bir travma ve elbette Fazıl Say'ın Türkiye rüyası ile fabrikalarda yanarak can veren, göçük altında ölen işçilerle, çocuğuna mont alamadığı için, iş bulamadığı için intihar eden insanlarla aynı rüya değil. Bu rüyayı kaybetmenin travmasını yaşayan elbette sadece Fazıl Say değil. Bütün Kemalist aydınlar, sanatçılar, burjuvazi bu travmayı yaşadı, yaşıyor. Neyse ki burjuvazi, AKP iktidarının öyle bugünden yarına gidici olmadığını Kemalist aydın ve sanatçılardan daha önce kavradı da iktidarla girdiği uzlaşı sürecinden büyük yara almadan kurtuldu. Artık eskisi gibi devletten nemalanamıyorsa da elindekileri korumayı becerdi en azından.
Ve neyse Kemalist ulusalcı aydın ve sanatçıların büyük bir bölümü de burjuvazinin bu makyevelizmini fark edip iktidarın suyuna dümen kırdı bir bedel ödemeden imtiyazlı hayatını kısmen de olsa sürdürmeye imkan buldu. Hatta iktidar bunların işini kolaylaştırmak için, Sabah gazetesi adlı "tarafsız" gazete de bir tövbe kürsüsü kurdurdu ve solcu, aydın, sanatçı, muhalif kimliği, doğuştan kimliğinin parçası sayan bu arkadaşlar koşa koşa gidip bu kürsüde tövbe ettiler. "Biz muhalifiz ama iktidarın yaptığı iyi şeylerin de hakkını teslim ederiz. Sonunda İslamcıysa da bizim ulusal islamcımız, baskıcıysa da bizim ulusal baskıcımız" kıvamında bir söylemle devletin küçük pay sahibi ortağı olmayı garantiye almaya çalıştılar. Nitekim, koskoca Cumhurbaşkanı da Fazıl Say'ın konserine giderek onu onurlandırdı ve ünlü sanatçımız bundan müthiş derecede bahtiyar oldu, devletin sahipliğinden düşmüş olma travmasından bir nebze olsun kurtulmuş oldu. Artık bakanların başı türbanlı eşlerini de görmezden gelecek ne yapsın. En nihayetinde onlar da dışarıdan gelmediler ya bizim ulusal türbanlılarımız.
Kendine söven siyasetçileri alıp kendi yakınındaki en önemli görevlere getiren muktedir, bunun sanat alanında da çok işe yarayacağını fark etti elbette. Ve Fazıl Say'a gösterdiği teveccüh nezdin de şöyle dedi. "Bakın akıllı olun. Benim size ihtiyacım var. Çünkü sunduğum onca imkana, verdiğim onca desteğe rağmen benim cenahımda kendisiyle iftihar edeceğim, dünyanın karşısına çıkarabileceğim yerli ve milli bir sanatçı bir türlü yetişmiyor, mecburen sizlerden devşireceğim. Siz de bana muhtaçsınız, beni onaylayacaksınız ben de sizin eski imtiyazlarınızın sürmesine olanak yaratacağım.
Fazıl Say'ın bu ricatına Kemalist ulusalcı cepheden ciddi bir itiraz gelmesi bir yana, bu cephenin ağırlıklı tepkisi şu oldu. "Fazıl Say bizim ulusal harika çocuğumuz. Ülkesinde kalması ve bir uzlaşı araması normal." Ve yüce "Millet İttifakı"nın asenası hanımefendi de Cumhur İttifakına şöyle bir çağrıda bulunuyor. Iğdır ilimizde beka sorunu yok mu? Neden Cumhur İttifakı orada ortak aday çıkarmıyor. Biz orada aday çıkarmıyoruz, çıkarırsak HDP’nin adayı kazanacak. Gelin ortak aday çıkarın, sizi destekleyelim ve ulusal ve yerli olmayan HDP kazanmasın.
Milli olmasa da en az onlar kadar yerli ve bir o kadar evrensel değerlerin sahibi olan HDP ile ittifak yerine bu parti ile ittifakı uygun buluyor ulusal CHP. Çünkü bu ülkede devrimcilerin, sosyalistlerin, demokratların ittifakı dışındaki tüm ittifaklar, ulusalcı, milliyetçi, cinsiyetçi, tekçi erkek kafaların ittifakından başka bir şey değil. Al siyasetçisini vur sanatçısına, aydınına. Bir ulusalcı erkekçi kafanın yenilmesi için, diğer ulusalcı erkekçi kafaya kerhen destek bizi doğru yere götürür mü bilemedim.