16 yıllık AKP iktidarının Türkiye halklarını getirdiği aşamada özgürlükler, demokrasi, eşitlik, adalet, farklı kimlikler, diller, kültürler artık tartışılması bile problem haline gelen konular olmuştur. Tekçi anlayışın hakim olduğu bu süreçte toplumun demokratik, kültürel değerlerine sahip çıkabilme olanağı, direnmektir. Bu zehirlenmeden kurtulmanın ve daha sağlıklı bir toplum haline gelmenin temelini direnme oluşturur.
Kemal YILDIRIM
Sanat, binlerce tanımı olan, yüzlerce çeşitliliğe dönüşebilen, hem çok yaşlı hem de çok genç bir büyücüdür. O, en yaşlı olanımızdır. Çünkü nerdeyse ilk insanla yaşıttır. İlkel bilincin ilk ışığıdır. O en gencimizdir, çünkü kendi uzamı içerisinde, içinden geçtiği tüm üretim ilişkilerini, sistemleri ve iktidarı arkasında bırakmıştır. Yeni söyleyiş ve varoluşların yolunu açan da o dur. Sürekli bir devinim, devrim dinamiğiyle kendi geleneğini de yıkar. Durağan değildir. Kendisiyle ilgili ortak bir düşüncenin oluşturulmasına izin vermeyecek kadar canlı ve hep yenidir. Hayatın ve özel alanlarımızın daha anlamlı hale getirilmesi ya da bilinen anlamların dışında yeni anlamlar aramanın yoğunluğu, bir hüner, özel bir beceridir. Bir başka olguyu ortaya çıkarmak bir başka özneyi yaratmak için, en iyiyi yapma kaygısı, en iyisini söyleme kaygısıdır. Kısaca o insandır. İnsanın bilinen tarihi ve evrimi boyunca egemen olmaya çalıştığı, kavgasını verdiği tüm alanlarda var olmuştur.
Sanatın alanına girmek; güzelin alanına girmek demektir. Güzellik, doğanın en büyük gizemidir, her şeyde aranılandır. Sanatsal bağlamda güzel, toplumsal olanla bütünleşir. Bir bakıma kural dışıdır. Peşine düşen herkesi heyecanlandırır. O tarih bilinciyle süzülüp gelendir. Bu yüzden sadece bugüne değil geleceğe de hem içerikler, hem de biçimler taşır. Güzel dediğimizde, ilk insandan kesintisiz bugüne ulaştırdığımız seçme ve beğenme yetilerimizden özgürlük kavrayışımızdan söz etmiş oluruz.
Sanat aynı zamanda bir toplumun anlam dünyası, özgürlük alanı ve toplumsal tarihin ruhsal, düşünsel yapısının somuta kavuştuğu süreçtir. Dolayısıyla sanatı insandan, toplumdan, doğadan koparmak mümkün değildir.
Sanatla bütünleşen insan, yaşamın her anını bir bellek misali geliştirir ve bu belleği anlatıma çevirir. Bu çevirinin ihtiyaç duyduğu ve sanata dönüşmesinde katkısı olacak her türlü malzemeyi insan, toplum, doğa üçlüsünden alır. Bu malzemelerin seçilip değerlendirilmesinde, estetiksel bir yapıya dönüştürülmesinde ise sanatçı duyarlığı ve yetisi gerekir. Bu da ancak sanatçının özgür olmasıyla sağlanabilir.
Toplumun öncü karıncaları
Sanatçı, dünyaya eleştirel yaklaşan, özgürlük duygusunu yapıtlarına aktaran, insanların ve toplumun özgürleşmesini sağlayan insandır. Onu diğer insanlardan ayıran, ona sanatçı kimliği kazandıran da bu özelliğidir. Sanatçı, baskı ve tehdit ortamlarını kabul edemez. Her türlü otoriteye karşı çıkar. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana sanatçılar, toplumun öncü karıncalarıdırlar. Onlar, yaratılarıyla toplumun değişim ve dönüşümüne katkı sağlarlar. İnsanların, özgür birey olması için çalışıp çabalarlar. Toplumsal sorunları ele alış biçimleri ve bunları çözme eğilimleri hem vicdanidir hem de adalet temellidir. Bu nedenle insanın, toplumun ve doğanın karşıtı olan her şeye muhaliftirler. İnsana, topluma ve doğaya zarar veren, ayrıştıran, sömüren, yozlaştıran, içini boşaltan ve en önemlisi özgürlük alanlarını kısıtlayan her türlü anlayışla ölümüne mücadele ederler. Bedeli ne olursa olsun direnirler. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Örneğin Şili devriminde gitarıyla, devrime ve muhalif sanata damgasını vuran Viktor Jara son anına kadar özgürlüğünün elinden alınamayacağını iktidara göstermiştir. Ölümüne saatler kala son şarkıyı bestelemektedir. Tutsaklar öldürülmekte, işkenceden geçirilmektedir. Şili Ulusal Stadyumu’nu dolduran binlerce devrimci arasında bulunan Victor Jara, gitarıyla Unidad Popular’ın ünlü şarkısını, “Venceremos”u söylemeye başlar:
Stadyumda binlerce devrimcinin hep bir ağızdan eşlik edip söyledikleri bu şarkı, stadın en yüksek rütbeli gestapo subayı, Pinochet’in sağ kolu, işkenceci Albay Mario Manriguez Bravo’yu öfkelendirir. Havaya ateş emrini verir. Stadyum mermi sesleri ile inlerken şarkı hala devam etmektedir. Ateş kesildikten sonra şarkıyı söyleyeni aramaya başlayan askerler Jara’yı bulurlar ve gitarını çalamaması için önce ellerini kırarlar. Ancak Jara, şarkıyı söylemeyi sürdürmektedir. Jara’nın katili olarak tarihe geçen “Prens” lakaplı Edwin Dimter Bianchi, Jara’nın kafasını dipçikle parçalar. Bedenini delik deşik ederler. Yetmez… Parmaklarını keserek tribünlerin önüne asarlar. Jara artık direnişin simgesi olmuştur. Elbette söylediği şarkı “Venceremos” da…
Yine...
İspanya iç savaşında Franco, nazi ve faşist İtalyan kuvvetlerine yeni uçaklarını Guernica üzerinde test etmeleri için izin vermiş bu küçük kasabaya yapılan bombardıman sonrası kasaba yerle bir edilmiş ve 1654 kişi katledilmiştir. Picasso’ya göre sanatçı; insanlığın ve uygarlığın en temel değerlerinin yok edilmesi ile karşı karşıya kaldığı bu savaşa kayıtsız kalamazdı.
Bu nedenle kendi memleketi Malaga’dan yüzlerce kilometre uzaktaki Guernica’da yaşananları bir şekilde ifadeye kavuşturmalıydı. Bir şekilde anlatmalıydı savaşın yakıcılığını, yaşanan katliamı, bombaların yaktığı ateşte yanan insanlığı.
Picasso burada toplumun vicdanını ve adaletini sağlayarak iktidara, sömürüye, talana, katliama baş kaldırarak tarihe ve insanlığa önemli bir değer kazandırmış, bir kez daha sanatın ve sanatçının muhalif ve direnişçi yanını ortaya koymuştur.
Dolayısıyla tarihten günümüze sanat ve sanatçı iktidarla her zaman çatışma halinde olmuş, iktidarlara karşı insanı, toplumu ve doğayı savunmayı hedeflemiştir. İktidarların o acımasız, vicdansız, adaletsiz yanlarını kimi zaman müzikle kimi zaman resimle veya kimi zaman diğer sanat dalları ile gün yüzüne çıkarmıştır.
OHAL uygulamaları
İktidar, insanın ve toplumun özgür olmasına, özgür düşünmesine karşı çıkar ve kendi himayesine almak, onu köleleştirmek ister. Bunu yaparken de sistematik bir şekilde yapmaya çalışır. İnsanı toplumdan, politikadan ve hatta ahlakından koparmayı hedefler. Özellikle sanat-toplum, sanat-politika, sanat-ahlak ilişkisini parçalayarak aslında toplumun ortak değerler silsilesini bir şekilde anlamsız, soğuk, ilişkisiz hale getirerek kapalı bir toplum yaratma eğilimi gösterir. Kapalı toplumlar sanat damarının dumura uğradığı zamanlarda ortaya çıkarlar ve sanatın yoksunluğundan kaynaklı o toplumlarda şiddet eğilimi çoğalır. Kadına şiddet uygulayan, çocuk istismarının arttığı, eleştirilmeye tahammül edemeyen öfkeli bir toplum haline dönüşürler. İşte bu nokta da yaşadığımız coğrafyayı da değerlendirmek ve çözümlemek gerekir.
16 yıllık AKP iktidarının Türkiye halklarını getirdiği aşama bu yönlüdür. Özellikle özgürlükler, demokrasi, eşitlik, adalet, farklı kimlikler, inanç grupları, diller, kültürler artık tartışılması bile problem haline gelen konular olmuştur. Tekçi anlayışın hakim olduğu bu süreçte toplumun demokratik değerlerine sahip çıkabilme olanağı direnmektir. Bu zehirlenmeden kurtulmanın ve daha sağlıklı bir toplum haline gelmenin temelini direnmek oluşturur. Kadına şiddete direnmek, çocuk istismarına direnmek, birbirine tahammül etmeyenlere karşı direnmek, otoriter zihinlere karşı direnmek demokrasiye, adalete, eşitliğe karşı duranlara direnmek, bu süreçte kendine insanım diyen herkesin görevi olmalıdır.
Son dönemde devam eden siyasi diyalog sürecinin bitirilmesiyle başlayan baskılar her alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanında da yoğunlaştı. OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) çerçevesinde, içerisinde kültür ve sanat faaliyeti yürüten onlarca dernek, vakıf, kültür sanat kurumları kapatılarak ve bunun yanında belediyelerde tiyatrocu, sinemacı, müzisyen, edebiyatçı vb birçok alanda faaliyet yürüten yüzlerce insan işinden edildi sanatla uğraşamaz hale getirildi. Türkiye’nin birçok yerinde tiyatro kurumları kapatıldı. Bu politikaların en büyük mağduru sanat alanı oldu. Devlet kendine bağlı tiyatrolarda, repertuar oluşturma görevini sanat yönetmeninden alıp kendi atadığı bir bürokrata verdi. Özellikle bölgede birçok kurum ve sanat merkezleri kapatılarak OHAL’in ağır uygulamaları işletildi. Organizasyonlar ve sanatsal etkinlikler yapılamazken sanat çalışmaları yok denecek düzeye getirildi.
Türkiye Musiki Eser Sahipleri Meslek Birliği’ni (MESAM) hedef alan Orhan Gencebay’a AKP’den destek gelince Arif Sağ’a ve yönetime el çektirilerek kuruma kayyum atandı. Barış Atay, Levent Üzümcü, vb sanatçılara karşı birçok anlamda yaptırımlar uygulandı. Sanatçıların yaptıkları üretimlere karşı yasaklamalar getirildi. Sanatta uygulanan cinsiyet ayrımı daha da derinleşti ve sanat bir kutuplaştırma aracı olarak kullanılmaya başlandı. Özellikle dizi ve sinema filmlerinde öne çıkan milliyetçi anlayışın sonuçları kendinden olmayana saldırmak, ona zulmetmeye kadar varmıştır. Dolayısıyla toplumla sanatın ve sanatçının arasında ciddi bir mesafe oluşturulmuştur.
Van’ın kültür sanat…
Nuda Kültür Sanat Merkezi de bu kurumlardan bir tanesi. Van Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı’na bağlı Nuda Kültür ve Sanat Merkezi de bu politikalardan nasibini alan Van’ın en önemli kültür sanat edebiyat merkeziydi. Birçok sanat dalında eğitimler atölyeler açmak amacıyla kurulan bu sanat merkezi, açıldığı günden itibaren binlerce öğrenciye tiyatro, müzik, halk oyunları edebiyat sinema plastik sanatlar alanında kurslar verdi. Van’ın kültür sanat çalışmalarına büyük katkıları oldu. Özellikle ulusal ve uluslararası çalışmaları ile Van’da çok farklı sanatsal gösterilere ev sahipliği yaptı. Birçok festival ve sanat günleri gerçekleştirerek Van’da önemli çalışmalar yaptı. Dünyaca ünlü sanatçıları Van’a davet ederek birçok tarzda konserler düzenlendi. Öğrencilerin sanatsal anlamda gelişmesi için atölyeler açılarak bu atölyelere katılan öğrenciler ücretsiz kurslar verildi.
Bu yönüyle sanat merkezinin işlevi ve misyonu açısından çok önemli olmasına rağmen kapatılarak bütün çalışanları işten çıkarıldı. Her türlü baskı ve dayatmaya rağmen birçok sanatsal çalışmayı da kendine bir görev ve sorumluluk olarak kabul eden sanatçılar mücadelede ısrarcı olmayı, bu sürece sanat ve üretimlerle cevap vermeyi de başardılar. Bu anlamda sanat ruhuna ve bedenine, sanatçı ise gerçek kimliğine kavuştu. Alternatif sanat gücü, yaratımsal ısrarı, bağımlı olmaktan kurtulma isteği, toplumun her alanına sanatı götürme potansiyeli (mahallede sokakta, evde, bahçede, salonda açık havada) bireysellikten kolektife dönüşü, dayanışma duygusu, demokrasi çabası ve en önemlisi toplumsal vicdanı koruma çabası bu sürecin moral ve motivasyonu açısından çok önemli bir aşama oldu.
Özellikle Van’da birçok tiyatrocu, müzisyen, sinemacı, edebiyatçı bu politikaların kurbanı oldu ve işlerinden derneklerinden kurumlarından edildiler. Ağırlaşan koşullara rağmen birçok sanatı bu politikalara karşı alternatif üretmek sanat çalışmalarına devam etmek için ciddi çaba gösterdi ve hala göstermekte. Amatör tiyatro grupları, profesyonel oyuncular, müzik grupları, sinema kollektifleri, gibi birçok alanda dayanışma örneği sergileyerek sanat çalışmalarını sürdürüyor.