Kibar Feyzo, Züğürt Ağa öykülerinin yazarı Osman Şahin’le doğduğu köyde, asıl adı Efrenk olan (hala aynı adla deresi de akar) Arslanköy’de buluşmuştum. Yazları uzun kalıyor Arslanköy’de. Hem kitabından hem köyünden konuştuk uzun uzun. Anlattığı bir olay bugünün hikayesi.
Dinleyin şimdi:
1947’nin 26 Şubat’ında bir seçim zamanı. Arslanköylüler 12 yıl boyunca köyü yöneten Tahir Şahin’den bıkmış, seçim zamanını bekliyor. O gün gelir çatar. Halk oy kullanmak için sandık başına gider. Oy verme işlemi biter sayım da tamamlanır, sonuç: Demokrat Parti adayı Harun Yedigöz 565, 12 yıl muhtarlık yapmış olan CHP adayı Tahir Şahin 53, diğer CHP’li aday Hasan Dönertaş 153!
Oylar sayılınca tasnif işlemine geçilecek ama bir türlü tasnif yapılamıyor! Köy kanununa göre tasnif işlemi sırasında mevcut muhtar ve altı azanın tasnifte hazır bulunması gerekiyor ancak seçimi kaybettiğini öğrenen muhtar Tahir Şahin ve 3 aza köyü terk etmiştir. Muhtarın dönmesi beklenecek denir ve sandıklar karakola götürülmek istenir. Köylüler itiraz eder, sabaha kadar sandıkların başında nöbet bekler!
Köylüler muhtarın dönmesini beklerken muhtar Mersin’de dönemin valisi Tevfik Sırrı Gür’ün karşısında "aman valim, bu hem CHP hem de benim için yıkım. Bu seçim yeniden yapılmalı" kulisi yapıyor. Vali, "CHP için bir yıkım"ı hazmedemeyeceklerini söyleyerek, bir yüzbaşı ile birkaç askeri seçimin yenilenmesi için köye gönderir. Yüzbaşı ve askerler yola çıkar ve köye varır. Köylü askeri görünce şaşırır tabii. Yüzbaşı "seçim yeniden yapılacak" der, köylüler yüzbaşıya seçimin kurallara uygun yapıldığına ikna etmeye çalışır. Ama yüzbaşı CHP’ye yıkım yaşatan seçimi Kabul etmez, yenisinde diretir!
Yüzbaşı sandıkların getirilmesini ister. Köylüler, sandıkları yüzbaşıya değil savcıya verebileceklerini söyler. Yüzbaşı "alırım ben o sandıkları, zorla da olsa, der" ve köyün kadınları burada sahneye girer! Elif Bozdoğan, Öksüz Fatma, Goca Zeynep, Sarı Hasan karısı Havana başta, birçok köylü kadın, seçim sandığının bulunduğu evin etrafını çevirir ve sandığı korumaya alır.
Yüzbaşı askerleri ile beraber evin önüne gelir ve zor kullanarak eve girmeye çalışır. "Kapıyı kır onbaşı" der, kadınlar onbaşının üzerine atlar, onu yere düşürür.
Yüzbaşı askerlere "süngü tak, ateş et" emri verir ve kaçar. Bu sırada Osman Yavuz adında Demokrat Partili olduğu bilinen bir kişi köylü kadınlara "Asker size hiçbir şey yapamaz. Ölürsek de sandığımızı ve namusumuzu koruyarak öleceğiz. Vurun." diyerek sandığı vermemek adına kadınları yönlendirince, kadınlar askere doğru en sert hamlesini yapar. Yüzbaşı kaçmış, köyün alt tarafındaki çamaşırhaneye saklanmıştır. -Çamaşırhanenin olduğu çeşme, çeşmenin başında koca bir çınar, ki Karacaoğlan'da bu pınarda su içmiş, üç beş güzele sevdalanıp, şiirlenip geçip gitmiştir- Kadınlar yüzbaşıyı çamaşırhanede kıstırır ve komalık oluncaya kadar ellerine geçen her şeyle bir güzel döverler!
Köy harman yeri gibi…
Asker ateş ediyor, kadınlar askere saldırıyor, her şey sandığın namusu için! Vali durumu öğrenince daha güçlü bir takviye kuvvetle Arslanköy’e doğru yola çıkar.
Sonra mı?
Başta kadınlar olmak üzere çok sayıda köylü tutuklanır, seçim yenilenir ve ilk seçime aday olarak katılmamış köyün iaşe dağıtıcısı, yardımsever Gök Mulla Ahmet kazanır. O da bir muamma. Oy pusulasında kimin adı yazarsa yazsın, köylüden bir kamyon dayak yemiş olan yüzbaşı, Gök Mulla Ahmet diye okuyor tüm oyları! Kimse bu sonuca itiraz etmez artık ve Gök Mulla Ahmet Arslanköy’ün yeni muhtarı olur!
Bitmedi…
Tutuklandı köylü kadınlar, mahkeme yıldırım hızıyla başladı, 11 duruşma sonra sona erdiğinde, "devlete isyan"dan "kamu görevlisine mukavemete" dönüştürülen suçlama ile 19 kişiye 6 ay 11 gün, 11 kişiye de 6 ay hapis cezası verildi.
Sandık mı?
Kadınların ısrarı ve mücadelesi ise o sandığın "namus"u kurtuldu!