Almanya’nın Nürnberg kentinde belediyeye ait bir kültür merkezinde açılan fotoğraf sergisinde, Rojava’da çekilen bir fotoğraf Türk devletinin baskıları sonrasında sergiden çıkarıldı. Bu utanç verici karara karşı daha önce kendisi de Türk devletinin sansür baskısına maruz kalan ressam Ali Zülfikar, bir yazı kaleme aldı.
ALİ ZÜLFİKAR
Almanya’da her geçen gün maalesef yeni sansür haberleriyle uyanıyoruz. Halbuki sanatçının ifade özgürlüğü anayasanın 5. maddesiyle garanti altına alınmasına rağmen, bu türden yeni sansür vakalarının önüne geçilemiyor. Bu türden olaylar, Almanya gibi demokrasi beşiği bir ülkede handikap yaratmaktadır. Erdoğan ve hükümetinin sansürlemek için yaptığı girişimleri tabii ki anlıyorum. Onların amacı, bu türden olaylar üzerinden yükselerek bir güç gösterisine çevirebilmektir. Buradaki çelişkileri en iyi şekilde kullanmak istemektedirler. Eserdeki ya da fotoğraftaki motif ne olursa olsun, sonuçta sanatçı bir yorumu ve fikiri ifade etmeye çalışıyor.
Yasak değil özgürlükleri savunuyoruz
Sanatçı Laurence Grangien’ın Nürnberg’de sansürlenen fotoğrafına internet üzerinden ulaştım. Fotoğrafta bir kadın savaşçı, önündeki masada ve arka duvarda Abdullah Ocalan fotoğrafını Kürdistan haritasının içine işlenmiş durumda görüyoruz. Yasaklanmış bir fotoğrafın haberini yapmak, yorumlamak yasak mı; yasaklanıyorsa, o zaman dünya halkının başına bela olan Hitlerin fotoğraf ve belgesel filmlerine de el koymak, yasaklamak gerekiyor. Tabii ki, bizler yasağın savunucusu değil, özgürlüklerin yaşanmasını arzuluyoruz. Amacım buradaki ikiyüzlü yaklaşımlara dikkat çekmek. Birilerine göre yasaklı olan portre, bizlerin kalbinde, belki de 30 milyona yakın Kürt halkının gönlünde yer almış birisi. Dünyanın her yerinden binlerce gazeteci, basın yayın kuruluşları yürüyüşlerde fotografları paylaştılar.
İfade özgürlüğüne darbedir
Bu türden siyasal amaçlı kararlar sanatçının ve fotoğrafı çekenin ifade özgürlüğüne vurulan derin bir darbedir. Sanatçının düşüncesinde bütünleşmiş motif, bir mekan ve yorum gücüne sahiptir. Direk yasaklanan o fotoğrafı değil de fotoğrafı da kapsayan yeni bir motif olarak görmüştür. Dolayısıyla, bahsi geçen yasak, çerçevesinin içinde değildir. Benim yaşadığım ve bana uygulanmak istenen sansür girişiminin başarısız kalmasının bir sebebi, eserin motiflerinin böyle bir yasak çerçevesinde değildi. Direk olarak “Erdoğan ve Turkiye‘yi aşağıladığım” üzerinden saldırıya uğramış, bu saldırıyı beraberinde boşa çıkarmıştım.
Sanatçı sansüre direnmeli
Sonuçta motifler farklı da olsa, uygulanmak istenen bir sansürdür. Ben şahsen sanatın daha da özgürleşmesini savunuyorum. Türkiye hükümetinin bu türden sansür girişimlerine karşı Alman hükümetinin net bir tavrı olması lazım. Bana göre burada devlet prosedürü uygulanmamış, hukuksal bir süreç işlenmeden eser sergiden çıkarılmıştır. Sanatçının uygulanan bu sansüre karşı direnmesi lazım. O zaman devlet kanalları da dahil tüm basın yayın kuruluşları “Kürtlerle ilgili haberleri” siyah bir çerçeve içinde sunmak durumunda kalacak. Böylesi bir rezaleti “Yasaklar” ile bağlantı kuranlar, sanatçılara ve sanatı icra edenlere karşı toplum vicdanında suç işlerler. Bu türden girişimlerin amacı bellidir. Hükümet üzerindeki baskıyı artırarak, sanatçıların çalışma alanlarına müdahale etmektir.
Tehlikeli bir uygulama
Sanatçının eseri sergideki yerine geri konulmadığı takdirde bütün devlet kurumları da dahil hepsinin suç işlemesinin önü açılır. Bugüne kadar Kürtler hakkındaki belgeseller de dahil tüm haberlerdeki Öcalan fotoğraflı içerikler “suç” unsuru olarak temsili bir karar oluşturabilir. Bu tehlikeyi hepimizin görmesi lazım. Sanatçı sadece toplumun yaşam mekanlarını yansıtmaz, bilakis toplumun özgürlük seviyesine de katkıda bulunmak durumundadır. Uygulanmak istenen yasaklara karşı da bir duruş koyması gerekir. Bu açıdan sanatçılar hem duygusal hem de mantıksal bir evre içinde kendini ifade ederler. Böylelikle de toplumun içindeki dinamiklerini, tonlarını açığa çıkarırlar. Yasaklara ve toplum vicdanını yaralayan yaptırımlara karşı tepki koyabilirler.
Tabii ki sanatçılar politikacı değiler. Ancak, devlet erki ve politize olmuş kurumların yaptırımlarına karşı toplumsal değerleri ön plana alabilirler. Sanatçı kendi duruşunu ortaya koyabildiği sürece, eserindeki güç ve kalite o kadar anlam ifade eder. Kendimizi ifade edebilme özgürlüğü tabii ki her şeyin üzerindedir. Bizler kendimizi ifade edebildiğimiz sürece büyür, gelişir, çoğalır, mavi bir kelebek gibi uçarız.