Gerilla olmak sırtında çanta dağlarda yürümek değildir. Sırtında çantayla dağlarda yürürken sırtında çanta dışında neler olduğunu bilmek ve onları taşıyabilmenin bilincine varmak, gerilla olmanın tanımını oluşturabilir.
Sırtımızda mevsimin getirdiği kar beyazlığının bıraktığı sonsuzluk var. Sırtımızda iki yıl önceki 9 Ocak’tan kalan bir acı, mevsimin beyazının ölümle özdeşleşen kelepçelemişliği var.
Dağ doruklarının zorluklarla insanda doğum sancılarını yaşatan gerçekliğiyle iç içeyiz. Doğuran ana sancı çekmiyor sadece. Kendimizi dağlarda yeniden doğuran bizler, doğan bizler duyuyoruz sancıyı. Çünkü dağların yamaçlarındayız ve günlerden 9 Ocak. Uzak bir Avrupa ülkesinden gelen ölüm haberleriyle ürperdiğimiz iki yıl öncesini bir daha yaşıyoruz. Eziliyoruz. Yaşamın rengine bir kez daha bakıyoruz. Renkler yerinde mi değil mi tam algılayamıyoruz ilk etapta. Sonra renkler yerlerine geri dönüyor, ama her biri birer ton solmuş olarak.
Her an bizi şekillendiriyor. Bir 9 Ocak bizden tanrıçamızı alıp götürdü. Yüreğimizde kapanmaz denilen türden bir boşluk bıraktı. O boşluğu bugün Sara hakikatiyle dolduruyoruz. Belki de her 9 Ocak’ta yaşamaya, özgürlüğe ve kavgaya dair gerekçeler oluşturarak anlamdan kopmamayı başaracağız. Ve yüreğimizdeki yarayı az da olsa sağaltmayı…
Keskin ve kesintisiz mücadele kararlılığını yaşamın her anında, her zaman ve her yerde sürdürmenin, her an kendi kaosundan özgürlük doğurtmasını bilmenin ve uygulamanın en güzel örneği Sara.
Erkek egemenliğinin yoğunlaşmış ve bir an’da toplanmış halidir komploculuk. Sara arkadaşın karşısına çıkan tam da budur. Yalan, hile ve sahtekarlığın erkek insan kılığında gelip tanrıçayı bulması. İnanna’nın me’lerini çalacak bir erkek tanrı gölgesinin dahi olmadığı bu çağda ancak erkek insan kılıklı komplocuların olabileceği gerçeğini bir kez daha görüyoruz. Önderliğimizin “kurt kuzu ikilemini aşmak” olarak tanımladığı vicdanın nasıl da yok olduğunu, güven kavramının erkek egemenliğinin kara deliğinde yutulduğunu görüyoruz.
Dağlardayız. Evren anamızın rahmindeyiz. Sara zamanındayız. Zira tüm zamanlar Sara’dan bize kalan yaşam parçalarıyla oluşuyor. Sara’nın yarattığı yaşam ve özgürlük ilkelerinin bir kök hücre olup yaşamlarımızı belirlediği çağdayız. Tanrıların hatta insanların dahi öldüğü bir çağda tanrıçalarla karşılaşmak, tarihin bizlere en büyük armağanı olsa gerek. Bunu kıvançla kabul ediyoruz.
Evrenin rahminde bir tanrıça ile, Sara arkadaşla aynı zamanda bulunmanın onurundayız. Onunla kızkardeş olmanın sıcak duygusundayız. Tüm yalnızlıklarımızdan sıyrılmanın sıcaklığındayız. Doğuş sevincindeyiz işte.
Sara'nın özgür yaşam şarkısını rüzgarın kanatlarından dinlemenin huzurundayız. Aşkı bulmanın mecnunluğunda, aranıp bulunmamış olmanın Leylalığındayız. Yeni bir Sara zamanındayız.
Bu 9 Ocak’ta Sara, Rojbîn ve Ronahî arkadaşlar için Kürdistan, Türkiye, Fransa ve tüm dünyada eylemler yapıldı. Kürdistanlı devrimci kadınlar anıldı, hayatları anlatıldı. Amaçları, yaşamları, güzellikleri ve paylaşımları anlatıldı. Artık onlar sadece Kürdistanlı değil bu dünyalı oldular.
Avucunun içinde olan katili yakalayamayan, yakalayınca da yargılayamayan, yargılasa dahi söyleyemeyen Fransa, kendi vatandaşları öldürülünce katilleri 24 saat içinde vurduğunu ilan etti. Buldu ve yargılamaya gerek dahi duymadan cezalandırdı. Ne de olsa polis ve istihbarat teşkilatları da erkek egemenliğinin yoğunlaşmış ve kurumlaşmış halleridir. Kadınların katledilmesi karşısında, hele hele PKK’li kadınların katledilmesi karşısında aynı duyarlılığı beklemek yanılgı. Bu katliama verilecek en doğru cevap Sara hakikatiyle özgürlük toprağında yeniden kendini doğurtmak, evren anayı bilmek ve onunla olduğunu, ondan kaçamayacağını bilmektir. Dağlarımızda yaşama duran kendiliklerimizi kadın zekasıyla yeniden filizlendirmek, anaya dönüş, tanrıçaya dönüş gibi özgür yaşam aşkına dönüşü yaşamaktır. Bu sözü yineliyoruz.