AKP’liler ne sanıyor? Saray çok kuvvetlidir sanıyor.

Yanlış sanıyor.

Düşünün bundan üç-beş sene önce AKP gerçekten güçlüydü.

Askeri vesayete son verme konusunda Cemaat yanındaydı.

Bütün liberaller, bütün sol ve demokrat aydınlar yanındaydı. Hatta Ordu içindeki "darbe karşıtı" subaylar da yanındaydı. MİT yanındaydı. Muazzam bir "Emniyet İstihbaratı" yanındaydı. "Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme" konusunda Tüm Kürdistan halkı yanındaydı.

Kürdistan halkının bütün müttefikleri de bu siyasetin yanındaydı.

Alevi "reformu" hakkında atılan "Çalıştay" adımlarında Alevi toplumu da yanındaydı.

Bölge halkları yanındaydı; Irak, Suriye, hatta İsrail yanındaydı. Ambargo altındaki İran bile yanındaydı.

Küresel güçler yanındaydı. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa hepsi yanındaydı.

Birleşmiş Milletler bile yanındaydı; bir alay devlet içinde, BM Güvenlik Kurulu üyeliğine Türkiye’yi seçen dünya milletleri yanındaydı.

Davutoğlu’nun "Ortadoğu’da güç merkezi olma yoluyla Avrupa Birliği ile entegrasyon" siyaseti "zaferin" kenarında nazlı nazlı kıpırdıyordu.

Bir de şu haline bakınız.

Dünya Boks Şampiyonasında "nakavt" olmuş bir perişanlık içinde Amerikalardan Türkiye’ye kendini zor atmış.

Etrafı boş. Yalnızca kendi "taraftarlarıyla" başbaşa…

Böyle izole bir devlet ne kadar yaşar?

Gözler şehlalaşıyor ve Kuzey Kore’ye bakıyor: Yaşayabiliriz.

Yaşayamazsın.

Atom bomban yok.

Amerika ta içinde.

CIA Saray’da cirit atmakta.

Ordunun "emir komuta zinciri" NATO’nun elinde.

Kuzey Kore’nin "sermayesi" yok.

Senin var: Öyle bir sermaye ki, Küresel Sermaye’ye göbeğinden bağlı. Şu turizmin hali her şeyi anlatıyor. Bir adım sonra, ekonomiyi döndüren "sıcak para" tek bir darbeyle kanatlandığında durum Ecevit’e "anayasa fırlatma" olayının bile beteri olur.

Artık İstiklal Harbi’nde olduğu gibi "İngiltere ile Sovyet Rusya" arasında cambazlık edemezsin. İkinci Dünya Harbin’de olduğu gibi Hitler ile Stalin arasında sörf yapamazsın. Menderes, Demirel zamanında olduğu gibi, Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki "nükleer dehşet dengesinde" "jeopolitik durumunu" satamazsın.

Yani AKP’li kardeşim, senin partinin liderliğinde, Türkiye uzun zaman, şimdiki "izole" durumunu sürdüremez. Yıkılır.

Saray’ın "oyu" var, Kışla’nın "silahı" var, muhalefetin hiçbir numarası yok!

Doğru olmasına doğru da, şunu unutma; Sen "oyla" Kışla’yı yıkamazsın, ama Kışla "obüsle" Saray’ı yıkar. Kapitalist dünyada "ordular ebedi", "hükümetler geçici"dir. Dünya öküzün boynuzunda duruyor diyorlar ya, AKP ordunun süngüsünde oturuyor oturmasına da, süngü üstünde ebediyen oturamazsın. Öküz kıpraşınca nasıl deprem oluyorsa, süngü oynayınca darbe olur.

Bu sözleri duyunca CHP’nin "klasik cuntacısı" kıkırdamaya başlıyor.

Ve şu "zihni sinir projesini" dillendiriyor: Saray’ı muhalefet ederek yıkmak yerine, Saray’la birlikte Kürdistan’ı’ yıkarız, sonra sıra Saray’a gelir" deyiveriyor.

Ah benim CHP’li kardeşim ah…

Ah’ın gitmiş, vah’ın kalmış. Artık sen CHP bile değilsin. Emekli CHP’sin. Yani "devlet partisi" değilsin. Artık Ankara’da "hakimin" yok, Hariciye’de "mülkiyelin" yok. Aslanlı Kapı’da "Gürsel paşan" yok. Başında İsmet Paşan yok. Çeyrek porsiyon oyunla, İş Bankası’ndaki payın var. Cunta seni ne yapsın.

Geçmişte sen Kışlalarda "konuşurdun", cuntaları yönetirdin.

Şimdi şu haline bak; Genel Başkanını bir emekli Albay kolundan tutup askerin karargahında "birifingliyor", sonra sen "dokunulmazlıkların kaldırılmasına" da, yeni "darbe protokolü, EMASYA’dan beter yasaya" da "evet" diyorsun. 

Artık ne "darbeyi" önleyebilirsin; ne "darbe" yapabilirsin, ne de bugün bir "darbe" olsa, kendi paçanı kurtarabilirsin.

İşte Saray-Kışla rejiminin de, CHP’nin de (MHP artık yok hükmünde) "gücü" böyle.

Kürdün durumu ne?

Türk kendi sınırlarının içine çekiliyor, Kürt bölgesel güç olma yolunda Küresel sahnede yer alıyor. Türk kendi sınırları içinde Kürdü zorla egemenliği altında tutmak için şehirleri yakıyor. Kürt Suriye halklarını DAİŞ zorbalığından kurtarıyor.

Sizce hangisi kuvvetli ve hangisinin geleceği var?

Soru AKP’li samimi Müslümanlarla, CHP’li samimi ulusalcılara…