Saray’ın temelleri çürük. Sen, ben anlamasak da, rahmetli Ahmet Mete Işıkara yaşasaydı, Kızılderili şefi gibi kulağını toprağa dayar dayamaz "yaklaşıyor" diye, bu temeldeki sismik sarsıntıları haber verirdi…
Malum, temelde sarsıntılar başlayınca, yıkımdan önce, çatlaklardan kerih kokular sızmaya başlar. Yeraltında biriken yumurta çürüğü ya da "osuruk kokulu" "kükürtlü hidrojen", açığa çıkar.
Yellenme gazıdır deyip geçmeyin. Fay kırığından sızan bu gaz zehirleyici ve yanıcıdır. Keşke o kadar olsa… Yüzde 4,5-45,5 oranında hidrojen sülfür içeren hava patlayıcıdır. Yani Saray’ın temellerinde şu anda birikmekte olan müthiş bir "cansız bomba" bulunmaktadır.
Geçtiğimiz gün, milletin burnunun direği bu gazın kokusuyla feci şekilde sızladı. TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın ağzından bu gaz şöyle memleket havasına karıştı:
"Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Tarifi de yok. İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor. Böyle bir şey olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım."
Kulakları hassas olan AKP’liler, elbette bu lafların, Saray’ın temellerindeki çatlaklardan sızdığını bildikleri için, hemen bu gazın çıktığı deliği tıkama derdine düştüler. AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın laiklik ile ilgili sözlerine tepki gösterdi. "AK Parti Grubunun laiklikle hiçbir problemi yoktur," deyiverdi.
Yani Erdoğan’ın yokluğunda Cumhurbaşkanı sayılan "zat" laiklikle problemli. Siz AKP’li olsanız, bu laikliği kaldırma talebi karşısında "bu adam paşaları mı kışkırtıyor?" diye sorup, yavaşça sıvışma yolu aramaz mısınız?
Ama iş bu kadar değil.
Haberler haberleri kovalıyor.
ABD Büyük Elçisi 24 Nisan soykırımına "soykırım" deyince, Havuz medyasının bütün ağızlarından "zehirli ve patlayıcı" gaz Dışişleri koridorlarını dolduruverdi: Küstah Büyükelçi…
Daha bu koku dağılmamıştı ki, gündeme şu haber düştü:
"Obama, "Suriye’de DAEŞ’e karşı mücadele eden yerel güçlere desteği arttırmayı kararlaştırdım.“ dedi.
Obama, "Sağladığımız başarının ışığında, aralarında özel kuvvetler askerlerinin de bulunduğu, sayıları 250’ye kadar yükseltilebilecek ABD personelinin Suriye’de (Rojava’da) görevlendirilmesini onayladım." Diye konuştu…
Bu küçücük haber Saray’ın temellerini bir kere daha titretti.
YPG ve YPJ güçlerine yardım için gerçekten 250 ABD’li gelecekse, bunun "askeri açıdan" hiçbir önemi yok. Ama diplomatik açıdan var: TC YPG’ye saldırırsa, ABD’ye saldırmış olacak. Al başına belayı…
Dedik ya, titredikçe "gaz kaçağı" oluyor. Yine oldu. Saray’ın "gaz kaçıran medyatörlerinden" Hasan Öztürk şöyle yazdı:
"Yeni bir aşamaya geldik.
Terör örgütü PKK'nın üst çatısı KCK Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla açıklama yapan Cemil Bayık, "Koalisyon güçleriyle dolaylıdan da öte direkt temasımız var" diyerek Amerika ile İngiltere ile görüştüklerini söylüyor.
Bunu biz biliyorduk! Hatta Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu illerinde devam eden "hendek terörü"nün kurmay aklının "üst akıl" olduğunu da..!"
Burnunuza bundan beter bir koku gelebilir mi? Adamın ağzından çıkardığı kokuyu burnu duymuyor. "Hendek terörü de ABD denilen ‘üst akıl’ tarafından kurmaylanmışmış…"
Yani adam düpedüz, "biz hendeklerde aynı zamanda ABD’ye karşı savaşmaktayız" demiş oluyor.
İyi de bunu duyan, AKP’deki "menfaat odakları" ne yapıyor? Derhal burunlarını tıkıyor, "zehirleniriz, yanarız, patlarız"" diye köşe bucak saklanacak "temiz havalı" yerler arıyor.
Biri "laiklik kalksın" diye gaz çıkarıyor, öteki "Davutoğlu’yla AKP yürüyemez" deyiveriyor, beriki de "ABD ile Rojava’da ve hendeklerde savaşmaktayız" diye havadaki kükürtlü hidrojen miktarını "patlama" noktasına doğru arttırıyor.
Şimdi siz AKP’ye "rant için, kar için, faiz için" yapışmış bir "tufeyli" olsanız, Saray’ın temellerinden sızan bu gazın kokusunu aldıktan sonra ne yaparsınız?
Ya zehirlenir, orada kıvrılıp kalırsınız.
Ya da tüyersiniz.
Kimisi kıvrılıp kalacak, kimisi tüyecek. Yakındır. Göreceksiniz…