Tayyip Erdoğan ve çetesi yaptıkları pislikler ortaya çıkmasın, Kürdistan’daki katliamların üzeri örtülsün, Türkiye’de istediği gibi at koştursun diye HDP’li vekillerin Meclis’ten çıkarılmasını istemektedir. Tayyip Erdoğan’ın bu isteği aynı zamanda Kürt düşmanı MHP’nin ve Kürtleri katletmek için askerlerini Kürdistan’a süren Türk ordusunun da işine geliyor. E tabii hal böyle Kürtlere karşı mutabakat meselesin olunca CHP’de ayrı duramıyor. Kemal Kılıçdaroğlu da „ben de varım, ben de HDP’nin gitmesini istiyorum“ diyor...
Saraydaki sultan Tayyip Erdoğan’ın ne yapmak istediğini artık dünya alem biliyor. Psikolojik bozukluğu, içine girdiği patolojik ruh hali ve Kürt düşmanlığı yaparak kendisini tedavi edip ayakta tutacağını sanan Erdoğan; savaş istiyor. Kürtlerin demokratik siyaset zemininde kalmasını istemiyor. Bu MHP’nin de işine geliyor. Askerin de işine geliyor. Ulusalcılık cephesinden bakıldığında CHP’nin de işine geliyor. Ama şimdi AKP ile MHP, AKP ile CHP arasındaki ilişki ve çelişki biçimine baktığımızda ise durum biraz daha farklı. Hatta bu dokunulmazlık meselesi üzerinden Türkiye’deki siyasetin AKP, MHP ve CHP şahsında nasıl şekilsiz ve karaktersiz olduğunu anlamak açısından da bu süreç iyi bir şekilde tahlil edilmeli.
Tamam AKP ve MHP savaş konseptinde birleşti. Ama birbirlerine hırsız, kişiliksiz diyenler, birbirlerine hakaret edenlerin bu süreçte kol kola gitmesi normal mi! Hayır. Diyeceksiniz ki bunlar zaten Kürt düşmanı, Kürtler sözkonusu olduğunda böyle yapıyorlar. Tamam ama; MHP ile AKP kendi siyaset zeminleri içinde bir birlerine tahammülü olmayan, olmayacak yapılar. Erdoğan şimdi Devlet Bahçeli’yi tutarak MHP’nin kendi koltuk değneği olmasını istiyor. Ama MHP içindeki muhalefet Bahçeli’yi düşürürse Erdoğan kendisinin ve AKP’nin düşeceğini de iyi biliyor. Yani MHP bile Tayyip Erdoğan’ın sonunu getirecek potansiyel taşıyor.
Gelelim CHP’ye... Sanki Erdoğan CHP’ye Kemal’i kayyum olarak atamış. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu züccaciye dükkanına giren fil gibi sağa sola dönüp dururken, her şeyi kırıp döküyor. Düşünmeden, tartışmadan, partisinin ilgili kurumlarında görüşülmeden Tayyip Erdoğan’a özenip onun gibi davranmaya çalışıyor. Dokunulmazlık meselesinde HDP ve Kürt düşmanlığı yapmada Tayyip Erdoğan ile yarışacağını söylüyor. Meclis iç tüzüğü, Anayasanın ilgili maddeleri, siyasal teammüller, evrensel insan hakları, hak ve özgürler de hiçbir karşılığı olmayan faşist bir uygulama için Kılıçdaroğlu „ben de varım ben de varım!“ diyerek aceleyle konuşunca ortaya bir başka kişiliksizlik örneği çıkıyor. O da şu: Kılıçdaroğlu diyordu ki „Bu diktatör bozuntusu Tayyip Erdoğan, namus ve şeref yoksunudur. Hırsız ve katildir.“ Ama aynı Kılıçdaroğlu Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile HDP’ye karşı CHP-MHP-AKP ortaklığında buluşuyor.
Eee böyle olunca kim kaybedecek. Birbirlerine kaybettirmek için Kürtleri öldürmekte ortak olanların, ellerindeki hançerleri birbirlerinin sırtına saplayacakları gün de çok yakındır. Yani dokunulmazlık tartışmalarında AKP-CHP-MHP aralarına karbon kağıdı konulmuş faşist yapılar olarak kendilerini dışa varucaktır.
Bir de sanki Kürtler seçeneksizmiş, bir noktaya bir duruma Kürtleri hapsederek sorunu çözeceklerini düşünen medya maymunları, saray soytarıları ve bazı belirsiz kişilikler var. Şu anda Türkiye’nin siyasette, askeri alanda, toplumsal alanda, diplomaside içine girdiği kriz yapısaldır. Bu krizi ortaya çıkaran dinamik HDP dinamiğidir. 7 Haziran 2015’teki durum yeni ve büyük artçı depremleri ile AKP’yi de onun MHP ve CHP halini de alt üst edecek bir niteliğine bürünmüş durumdadır. Dokunulmazlıklar kalkınca en çok korkacak olanlar AKP, MHP ve CHP’liler olacaktır. Bunu zaman iyi bir şekilde gösterecektir.