Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Cizre ve Silopi’de 3 bin öğretmene SMS gönderildiğinde anladık ki Erdoğan güdümlü askeri diktatörlük, Kürdistan’da kendi kendini yönetmek istediğini ilan eden halka karşı topyekün savaş açtı. Nitekim öyle de oluyor. Günlerdir Kürdistan’da direnen halka devlet; tankla, topla, hava araçlarıyla ateş yağdırıyor, kulübelere saldırıyor. Faşizme direnen halk Davutoğlu’nun ifadesiyle "Mahalle, mahalle, ev ev, sokak sokak" hedef alınıyor. İstatistiği tutulan iş cinayetlerinin, kadın cinayetlerinin yanında bir de devlet terörüyle yaşamını yitiren sivillerin sayısı tutuluyor artık.

Peki, bu savaş ne kadar sürecek? Bunun için hiç öyle siyasi tespitlerin, derin analizlerin peşinde koşmaya gerek yok. En iyisi Milli Eğitim Bakanlığı’na kulak vermeli. SMS olayından 5 gün sonra, 18 Aralık’ta MEB bir de basın bildirisi yayınladı. Bana kalırsa o da oldukça doyurucu bilgiler içeriyor.

 "Eğitim-öğretim süreci devam ederken bazı kurumlarımızda değişik sebeplerle geçici sürelerle eğitim faaliyetleri ile ilgili kısmi aksamalar yaşandığı, örgün ve yaygın eğitime geçici sürelerle ara verildiği bilinmektedir." Ezop dilini bir miktar kazımak gerek tabii. Onu kazıyınca bu kısım sürdürülen askeri müdahalenin boyutları konusunda oldukça açıklayıcı. İlerleyen satırlar ise geleceğe dair epey veri sunuyor. Şöyle; "Lüzum görülmesi halinde öğretmenlerimizin hizmet içi eğitim sürelerinin uzatılması, yenilenmesi veya idari izinli sayılmaları hususu, her yerleşim yeri için farklı özellik arz edeceğinden buralarda alınacak tedbirler valiliklerce belirlenecektir." Davutoğlu’nun ilk başta açıklamaktan imtina ettiği şeyi açıklayan bir niteliğe sahip. Demek istiyor ki; direniş sürdükçe savaş da sürecek. Üstelik direnişi çok uzun sürmesi, yani savaşında da uzun sürme olasılığı çok yüksek. O yüzden eğitimi de savaş Vali’lerine bıraktık. 

Erdoğan diktatörlüğü çıplak asker, özel harekat, polis gücü ile ülkeyi yönetirken Davutoğlu’na düşen rol ise yüzde 49’u hatta Kürdistan dışında kalan yerleri vaatlerle oyalamak olsa gerek. Tanklarla kulübelere savaş açılmasından 3 gün evvel Davutoğlu Hükümetin 2016 Eylem planını açıkladı. 

Usul olduğu üzere havuz medya açıklanan eylem planını "müjde" diye verdi. Sömürüyü, işsizliği, yoksulluğu büyütecek, gelir uçurumunu daha da derinleştirecek bir eylem planının havada uçuşan bir takım rakamlara bakarak müjde vermek için sahtekar olmak gerek. 

1300 TL asgari ücret, emekliye verilecek 100 TL, öğrenciye verilecek bursun 400 TLye çıkarılması gibi şeyler halklarımıza içirilmekte olan kan reçetesinin üstündeki şeker olsa gerek. 

Yoksulluğu sürdürebilir kılmak üzere kurulmuş bir plan çerçevesinde hükümetin eylem planı asıl olarak sermaye tarafını güçlendirmek üstüne bina edilmiş. 2016 Eylem planında da her zamanki gibi aslan payını sermaye kesimi kapmış görünüyor. İşçilerin alın teri ile biriktirdikleri işsizlik fonları yine sermayeye peşkeş çekiliyor. Kiralık işçilik getiriliyor, esnek istihdam modelinin "güvenceli esneklik" süsleri altına gizlenerek daha da yaygınlaştırılması planlanıyor, kamuda güvencesizliğe gidilmesi planlanıyor, kadınların eğreti işlerdeki mevcudiyeti artırıcı düzenlemelere gidiliyor. Çalışanlara en büyük darbelerden biri de kıdem tazminatının fona devredilerek buharlaştırılması planı. Artan işsizliğe, derinleşen genç işsizliğine, kadınların iyi işlerde istihdamına vb. doyurucu hiçbir cevap bulunmuyor. En büyük utanç ise İSİG verilerine göre 2015 yılının ilk on bir ayında iş cinayetlerinde en az 1593 işçi can vermiş olduğu halde bu konuya hiçbir çözüm planı olmayışı. 

 Ne acıdır ki; savaşın tırmandığı ve Hükümetin eylem planının açıklandığı şu günlerde Soma maden katliamının da 5. duruşması vardı. Orada işçi sömürüsünün büyük bir işçi kıyımı üstünden geliştiği anlatılıyordu. İşçiler buna rağmen fiziki zor ve açlıkla terbiye edilerek zapturapt altındaydı. 

Mahkeme salonunda işçilerin örgütsüzlük, çaresizlik, yalnızlık içinde debelenişi bir kez daha ortaya döküldü. Tanık olarak dinlenen işçiler, üretim baskısının dayağa kadar vardığını anlattılar. Bile bile ölüme gittiklerini tasvir ettiler. Patronların kar amacıyla bilerek gerekli önlemlerin almadığını, devletin göz yumduğunu anlattılar. İşçilerin birçoğu işsizlik ve maddi imkansızlıklar nedeniyle şikayetlerini geri aldılar. Katliama tanık işçilerden Cüneyt Sualp, mahkemede şu ifadeyi verdi: "Ekonomik durumum uygun değil. Buraya bile borç parayla geldim. İki çocuğum var geçinmek zorundayım. Şu an işsizim, dava ile uğraşamam."