
“Oğlum sarı gözlerine yazık…” Daktilonun başında, kalın çerçeveli gözlüklerin ardından gerçeklere, sadece gerçeklere bakmak; gerçekleri yazmak için sabahladığında annesi böyle seslenirdi O’na.
Gazeteci, yazar ve öğretmen Hüseyin Deniz, sadece onu tanıma şansına erişenlerde değil adını duyan herkeste saygı uyandırır. Ben de böylesi bir saygı ve aynı zamanda merak içerisindeyken, özgür basına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde ‘Can Hüseyin’ kitabını buldum elimin altında.
Kardeşi Hasan Hüseyin Deniz, yaşamını yitirişinin 20. yıldönümüne böyle bir anı-belge kitapla yanıt vermiş. 6 bölümden oluşan kitaba, özgür gündem geleneği adına önsözü 40 yılı aşkın bir zamandır gazetecilik yapan Hüseyin Aykol yazmış. Daha 20’li yaşlarda beyazlayan saçlarıyla “hayatın acılarını yudum yudum içmiş bir bilge insan” izlenimi uyandıran Hüseyin Deniz’i anlatan bu kitap geçmiş kadar bugüne de ışık tutuyor.
Son yazı
Özgür gündem geleneğinin vermiş olduğu bedeller kadar devletin zihniyeti de değişmedi ne yazık ki. Katledilen gazetecilerin yerini demir parmaklıklar ardına konulan gazeteciler; dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in “bildiğimiz anlamda gazeteci değil onlar. Bunlar gazeteci kılığında militanlar” sözünün yerini, Erdoğan’ın “onlar gazeteci değil terörist” türünde lafları aldı.
Kitap sonla başlıyor, O’nun Özgür Gündem’deki son yazısıyla... Deniz, o yazıda 31 Temmuz 1992 tarihinde bedenine 27 kurşun sıkılarak katledilen Özgür Gündem Kercos (Gercüş) muhabiri Yahya Orhan’ı ve aynı günlerde Amed’deki bir saldırıda ağır yaralanan muhabir Burhan Karadeniz’i anlatıyor. ‘Türk basını ve basının görevi’ başlıklı yazısında şunları söylüyor:
“Şimdilik son basın şehidi olan Yahya Orhan’ın, şimdilik son diyorum çünkü yazının yayımlanacağı cumartesi gününe kadar başka gazeteci arkadaşlarımızın öldürülüp öldürülmeyecekleri belli değil…”
Deniz, bu yazının yayınlanmasından sadece bir gün sonra 9 Ağustos 1992’de Serê Kanî’de (Ceylanpınar) silahlı saldırıya uğradı. O, son yazısında katledilen gazetecilerden söz ederken belki de tehlikeyi görüyordu, ancak her zaman olduğu gibi son yazısında da doğruları savunmaktan geri durmadı.
Kitapta Hüseyin Deniz’in kaleminden 17 ayrı yazı daha var. Kürt sorunundan Toprak Reformu’na kadar birçok konuyu ele alan bu yazıların dışında, Özgür Gündem’de yayınlanan Kürt folkloru ve halk fıkraları, yine eski Kürt sözleriyle ilgili makale ve araştırma yazıları da kitapta yerini alıyor.
Ceylanpınar ışıl ışıl
“Hüseyin’e sevdiklerinden” ve “Hüseyin’in ardından” bölümlerinde ise O’nu arkadaşları, meslektaşları ve ailesinden dinliyoruz. Yusuf Serhat Faik, İsmail Beşikçi, Medeni Ferho, Bayram Balcı, Günay Aslan’ın anlatımlarında hem Hüseyin Deniz’in hayat felsefesini, üretkenliğini, cesareti ve bilgeliğini buluyor, hem de 90’lı yılların ateş hattına yeniden gidiyoruz:
Yusuf Serhat Faik:
„...Ceylanpınar’a vardığımızda akşam oluyordu. Güneş batmak üzere idi. Ceylanpınar’ın girişinde Devlet Üretme Çiftliği’nin prezeleri (buğday biçildikten sonra kalan sapları) gençler tarafından yakılmıştı. Alevler göklere yükseliyordu. Ceylanpınar şehidini ateş yakarak karşılamıştı. Gazetenin yazı işleri müdürü Taner Kutlay 11 Ağustos 1992 günlü gazetedeki yazısının başlığını ‘Ceylanpınar Işıl Işıl’ olarak atmıştı.”
Taner Kutlay (Özgür Gündem gazetesi, 12 Ağustos 1992):
„...Gün ışımasıyla kalkıp kağıt kalem istedim. Adile, Hüseyin’in bacısı, gözümün içine kurnaz kurnaz baktı, düş önüme der gibi yaptı. Beni doğru Hoca’nın odasına götürdü. O’nun daha yazmaya doyamadığı daktilosunu koydu önüme, tertemiz perşüment kağıtları çıkardı.
‘Yaz, kapa,’ dedi.
‘Abim gibi yaz,’ anladım ben bunu. Ama onun gibi yazamadım ki. Onun odasındaki havayı soluyarak, onun masasında, onun daktilosunda duygusallığı bir yana bırakarak yazacak kadar usta gazeteci varsa gelsin yazsın. Ben bu kadarını yapabiliyorum.“
Bayram Balcı
„...Ertesi sabah (10 Ağustos 1992) Gündem Gazetesinin birinci sayfasında neredeyse yarım sayfa olarak yayınlanan o fotoğrafı o gün nasıl bir haleti ruhiye içinde çektiğime bugün bile akıl sır erdirebilmiş değilim. Gazetede yayınlanan o siyah beyaz fotoğrafı, Urfa büronun karanlık odasında yıkarken, sonra o fotoğrafı geniş bir karta tab ederken, durmaksızın ağladığımı da gizleyecek değilim.“
Ape Musa yokluğuna 40 gün dayanabildi
Kitaba adını veren ‘Can Hüseyin’ hitabının sahibi, Hüseyin Deniz’in yaşam öğretmeni, meslektaşı ve aynı zamanda dayısı Ape Musa’nın veda yazısında ise aralarındaki güçlü bağı görüyoruz.
“Oğlum Hüseyin, ben sana ‘öldün’ diyemiyorum. Ölümün bana o kadar ağır geliyor ki, sanki öldün desem, seni ben öldürmüşüm gibi geliyor bana.
Ama üzülme yavrum, Ez xalê te me (Ben senin dayınım), sağ kaldığım müddetçe senin de yerine yazarım. Yok eğer beni de öldürürlerse, sana kavuşurum ki, bu kavuşma en güzel kavuşma olur” diyen Musa Anter, sadece 40 gün dayanabildi Hüseyin’in yokluğuna…
Hatırlayamadıklarını yazmak
Ve ailesi... Kızkardeşleri, 4 çocuğu ve eşi Adile Deniz, gazeteci-yazar Hüseyin’in öbür yanını da gösteriyor okuyucuya. Küçük kızı Zozan Deniz, Kürdistan’daki birçok çocuk gibi, babasını hayal ederek nasıl büyüdüğünü “Babam İle İlgili Ha-tır-la-ya-ma-dık-la-rım” diyerek anlatmaya çalışıyor.
Özcesi, Mezopotamya ve Aram Yayınları tarafından hem Kürtçe hem Türkçe basılan bu kitapta, Hasan Hüseyin Deniz’in ifadesiyle “her insanın Hüseyin’i anlatırken, kendini de anlattığını görecek ve dostluğun, arkadaşlığın yüceliğine nail olacaksınız.”
Hüseyin Deniz kimdir?
Hüseyin Deniz 1956 yılında Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesi Akarsu-Sitilîlê köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Serê Kanî’de tamamladı. Bolu öğretmen okulunu bitirdikten sonra 1976 yılında ilkokul öğretmeni olarak Siwêreg’in Sehrik köyüne atandı. Daha sonra Nisêbîn’de öğretmenlik yaptı. 12 Eylül döneminde tutuklanarak 5,5 yıl Diyarbakır cezaevinde yattı. Kürt dili ve folkloru üzerine araştırmalar yaptı. Kürt sözlerini topladığı “Gotinên Pêşiyên Kurdan” adlı kitabı Kaynak yayınları tarafından 1991 yılında basıldı. Evli ve 4 çocuk babası olan Deniz, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN üyesiydi. Deniz’in başta Yeni Ülke, Cumhuriyet, 2000’e Doğru, Welat olmak üzere birçok gazete ve dergide yazıları çıktı. 1984-1987 yılları arasında Ulusal Basın Ajansı (UBA)’nın bölge temsilciliğini yaptı. Gündem’in yayın hayatına başlamasıyla birlikte gazetede yerini alan Deniz, Forum köşesinde yazılarıyla okuyucu buldu.
Özgür Gündem gazetesinin yayın hayatına başladığı 31 Mayıs 1992 tarihinden itibaren iki ay içinde 3 çalışanı katledildi. Amed Muhabiri Hafız Akdemir ve Kercos Muhabiri Yahya Orhan uğradıkları silahlı saldırılarda yaşamlarını yitirdiler. Amed Muhabiri Burhan Karadeniz ise ağır yaralandı.
Gazetenin Serê Kanîmuhabirliğini yapan Hüseyin Deniz ise 9 Ağustos 1992’de evinden işyerine giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. 28 saat ölüme direnen Deniz, 10 Ağustos günü Amed’deki Devlet Hastanesi’ne getirilmesinden birkaç dakika sonra yaşama gözlerini yumdu. Saldırıyla ilgili dava ancak 1997’de başladı ancak diğer devlet merkezli saldırılarda olduğu gibi bu olayda da katiller hala açığa çıkarılmadı. Serê Kanî’de anısına açılan Hüseyin Deniz Eğitim Destek Evi öğrencileri üstün başarılar elde etseler de, devletin hedefi olmaktan kurtulamadı. Eğitim Destek Evi, geçtiğimiz ay kapatıldı.
NİLAY EGELİ