
90’lı yıllardan beri İstanbul’da kadın kurtuluş, sosyalizm ve demokrasi mücadelesinde aktif yer almış feminist bir kadın olan Karabulut, Kürt coğrafyasında bilinenin ötesinde bir değişimin olduğunu, bu değişimin en çıplak haliyle kadınlarda görüldüğü için, bunu kitap aracılığıyla yansıtmayı amaçladığını belirtti.
Karabulut, İstanbul’un eylem alanlarından ve toplantı odalarından tanıdığı; eşitlik ve özgürlük için savaşa ve militarizme karşı mücadele eden, erkek egemenliğine ve cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi öncelikli görevlerinden sayan, siyasete ve toplumsal hayata katılımda eşitliği sağlayacak düzenlemelere ön ayak olan kadınları ve bir bütün olarak Kürt halkını yakından tanıma ve yaşadıkları coğrafyayı görme isteği nedeniyle Amed’e gittiğini ifade ederek, kitabı buradaki değişime tanık olduktan sonra yazmaya karar verdiğini söyledi.
‘Buradaki değişimi anlatmam lazımdı’
Gördükleri karşısında çok etkilendiğini ifade eden Karabulut, kitabı yazma hikayesine ilişkin şunları belirtti: “Oraya gidip hem coğrafyayı hem insanları ve tabii ki savaş koşullarında yapılanları ve yapılmaya çalışılanları yakından görünce, dedim ki; “burada bir değişim, devrim yaşanıyor. Yeni bir hayat kuruluyor”. Gördüklerim ve tanık olduklarımdan çok etkilenmiş ve heyecanlanmıştım. Bunları bir yol bulup anlatmam lazım. O yüzden “Fırat‘ın batı yakasına aktarmak ve herkesin görebileceği bir çalışma yapmak lazım” fikriyle, günlük tutmaya başladım. Sonra, “neden ben aktarayım? Bu değişimin özneleri var, onlar anlatır, ben aracı olurum” diye kadınlarla görüşmelere başladım ve otuza yakın kadınla görüştükten sonra, hem onların anlatımları hem de benim bütünlüğü bozmayacak şekilde aralara yerleştirdiğim izlenimlerimle beraber, Sarı Kırmızı Yeşil-MOR adlı kitap ortaya çıktı.“
Kitabın ismi üzerine çok düşündüğünü, ancak bulduğu diğer adların Kürdistan ve kadını anlatmak için eksik kaldığını belirten Karabulut, dolaysız, sade ve yalın olan Sarı Kırmızı Yeşil-MOR isminde karar kıldığını aktardı.
Sıradan hayatlara bakmak yeterliydi
Kitap, yazarın Kürdistan’daki izlenimleri ve tanıklıklarının yanısıra, Kürdistan’da yaşanan değişim ve dönüşümü, sıradan kadınların‘ hayatları üzerinden ve bizzat kadınların kendi ağzından aktarıyor.
“Bir topluluğun veya bölgenin hem siyasal hem de toplumsal değişimini görmek isterseniz ‘sıradan kadınların’ hayatlarına bakın“ diyen yazar, Geverli çoban Behiye’den, evlendikten sonra Tokat’tan Derîk’e yerleşen Emriye’ye, Gever Belediye Başkanı Ruken Yetişkin’den, Eşbaşkan ve Milletvekili Gültan Kışanak’a, son Barış Grubu’yla beraber gelip, daha sonra geri dönmek zorunda kalan Kandil’deki kadınlara kadar, Kürt siyaseti içinde yer alan birçok kadının Kürt Özgürlük Hareketi ile tanıştıktan sonra değişen hayat hikayelerini, kadınların kendi ağızlarından dinletiyor. Kürdistan’daki değişimin ve dönüşümün aslında hiç kolay olmadığını, aksine oldukça sancılı yaşandığını tüm çıplaklığıyla göreceğimiz bu kitapta, anlatılan hayatların hepsi birbirinden ilginç. Kadınların hepsi ezilmişliği farklı düzeylerle yaşamış ama hepsinin de Kürt Özgürlük Hareketiyle bir biçimde temas ettikten sonra hayatları değişmiş.
Kitap, karma örgütlerde özgürlük mücadelesi veren kadınlar için deneyimler içeriyor.
Daha bir çok şey yapılabilir
Otuz yılı aşkın süredir devam eden mücadelede kadınları anlatan bir kitabın hiç kaleme alınmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak nitelendiren yazar, kendi kitabının da Kürt kadınların başarısını, hayatlarını, acılarını anlatmaya yetmediğini ifade ederek, birçok şeyler yapılabileceğini şöyle ifade etti: “Ortada inanılmaz zor koşullarda; yani savaş koşullarında yürütülen bir mücadele var, bu mücadelenin içinde filizlenen bir hayat var ve bunda en büyük pay sahibi Kürt kadınlar. Benimki bu başarının bir nebze de olsa görürünür olabilmesi için naçizane bir katkı sadece.
Maalesef farkettim ki, orada yaşamaya başlayınca uzaktan bildiklerimiz çok eksik kalıyor, yakından görmedikten sonra Kürdistan‘da olan biten tam olarak ne anlaşılabiliyor ne de biliniyor. Hatta ben döndükten sonra heyecanla gördüklerimi paylaşırken, kimi Kürt arkadaşların bile “bizimkiler gerçekten yapıyor mu bunları” dediğine tanık oldum. Bu bir yandan hüzün verici tabii. O yüzden orada olan biteni, buralarda daha çok görünür kılabilecek işler yapmak lazım. Sinemaya aktarılabilir, belgeseller yapılabilir, sayfalar dolusu türlü türlü kitaplar yazılabilir, ‘siyasi’ turlar, deneyim aktarma çalışmaları düzenlenebilir“.
SOZDAR DERSİM
Kitaptan alıntılar
Bir solukta okuyacağınızı düşündüğümüz kitaptan bazı alıntılar yaptık:
Yüksekovalı Behiye
Daha küçük yaşlarda ailenin sürülerine bakmak üzere çobanlık yapmaya başlamış; erkek olarak yetiştirilmesinin esas sebebi de bu. Daha sonra, tabii dağlarda başına bir şey gelmesin diye bu yönlendirme iyice yoğunlaşmış ve Behiye kendini evin erkek çocuğu olarak görmeye başlamış. Kadınlığa dair tek ilgisi topuklu ayakkabı giymek olmuş.
Gece gündüz demeden dağlarda bayırlarda çobanlık yapmış Behiye. Görmediği de kalmamış tabii. Geceleri dağda askerler görüp ateş etmesin diye sigaralarını gizli içer, ateşlerini hava kararmadan söndürürlermiş. Arada gerillalar da gelirmiş ama onlara temkinli yaklaşırlarmış. Çünkü kontralar da gerilla gibi giyinip gezdiği için korkarlarmış.
Behiye’nin hayatı maalesef annesinin ölümüyle değişmiş. Bir akrabası annesi ölünce onu yanına Gever’e almış. Oraya geldikten sonra da DTP’nin örgütlü olduğu derneklere gitmeye başlamış ve önce ‘kadın’ olmuş sonra da dengbej. Şimdi Wanê’da yaşıyor, aktif olarak siyasetle ilgileniyor ve hayatından çok memnun; çok mutlu. Ailesinin kalanıyla görüşmüyor. Arayıp sormadılar diye ailesine kızgın, onları özlemediğini söylüyor.
Hala üzerinde o ‘erkek’ günlerinden kalma izler olsa da Behiye bir başarı öyküsü. Daha çok genç ve önünde yıllar var. O kalan izleri de sileceğinden hiç kuşkum yok.
Aziziye Çamaşırhanesi’ne gelen kadınlar
...Tabii erkekler buraya gelmemizden pek hoşnut değil. “Ne var orada” diyorlar. “Sizin aklınız size yeter”. Burası ilk açıldığında erkekler çok şiddet uyguluyordu. Ama birkaç senedir oldukça azaldı.
Bizim bu mahallede kadınlar çok çalışıyor. Mevsimlik işçilik yapan var, tarlaya bahçeye giden var, hemen yanımızdaki Toplu Konutlara temizliğe, çocuk bakmaya giden kadınlar da var. Erkekler ise evde oturuyor. Bir gün desen ki “çamaşırları artık siz götüreceksiniz Çamaşır Evine”, valla o çamaşırlar kurtlansa bile götürmezler. Belki birkaç erkek tersini yapar.
Ama erkekler de değişti. Önceki gibi değiller. Hem çevre, hem bilinç, hem partinin hem de belediyenin sayesinde. Tabii bizim de... Biz değiştikçe onlar da değişti, değişmek zorunda kaldılar.
Bir gün eve geç geldim, eşim bana dedi ki; “hani yemek”. Ben de dedim; “kadınlarla erkekler eşitmiş, bu akşam yemeği sen yapacaksın.” O dedi; “gittin oralara açtın başımıza belayı, artık yemek de yapmazsın. Ben bilmiyorum ki yemek yapmayı”. “Eeee” dedim, “öğreneceksin bundan sonra”...
... İlk buraya geldiğimizde durum daha kötüydü. Su hiç yoktu, elektrik de var ile yok arasındaydı.
Karayollarından, petrolden sular taşıyorduk buraya. Burada bir dere vardı; çöplerimizi oraya atardık, o da çok kötü koku yapardı. Şimdi ise sularımız akıyor, çöplerimiz toplanıyor. Taziye evi yapıldı. Özgür Yurttaş Derneği var; Çamaşır Evimiz, yani burası var. Burası da, sağ olsunlar, 2004’den beri açık.
İlk açıldığından beri haftada iki defa buraya geliyorum. Geldiğimizde burada kadınlar olarak üç kelime sohbet ediyoruz. Bir şeyleri paylaşıyoruz. Benim çocuklarım büyük ama küçük çocuğuyla beraber buraya gelen kadınların çocukları için çocuk odası da var burada...
Batmanlı Asiye
Benden küçük, başında tülbenti, hafiften toplu bir kadın Asiye. DTP il yöneticisi; adaşım. Önce görüşmek istemedi, hatta Evin’e kendisinin yerine görüşmesini bile teklif etmiş. Ama sanırım söyleşi öncesi yaptığımız muhabbet onu ikna etti. Kısa sohbetimizde partili arkadaşlarının nasıl kadınların karşısında durduğundan bahsederken ekledi; “ama artık onlar da çok değişti”.
... Beni verdiler amcamın oğluna; ben 12 yaşındaydım, birşey bilmiyordum. Evde bir ara kapıya çıktım, arkadaşlarım gelmişti oynamak için, baktım annem geldi “kızım sen artık evlisin oynayamazsın” dedi. Ben o zaman öğrendim, anladım evlendiğimi.
Benim abim İstanbul Edebiyat’ta okuyordu. Bu Anadilde Eğitim Kampanyası’nı başlatanlardan biriydi. Sonra 3. sınıfta gitti. Özellikle onun gidişinden sonra hayata bakışımız ve eşimle olan ilişkilerim çok değişti, çok etkiledi bu durum beni. Çünkü abim hepimiz üzerinde çok etkiliydi. Hepimizi birbirine bağlardı. Eskiden ben sadece mahalle çalışmalarına katılıyordum. Bawer’in gidişinden sonra eşime dedim; “bana birşey deme artık, Bawer gitti, iki amcamın oğlu öldü, yeter artık bu iş güzellikle olsun. Ben sana çocuk doğuramam demiştim, serbest bırak beni, karışma bana” dedim. Kanın döküldüğü, çocukların öldüğü bir yerde nasıl dururum. Her gün bize parçalanmış cesetler geliyordu. Ömrüm boyunca unutmam; bir amcamın oğlu vardı tabutu geldiğinde yüzüne bakmak istedim. Açtım baktım; sadece bir çuval parçası vardı. O yüzden dedim, “benden ev kadınlığı bekleme, oturup sana çocuk doğuramam. Ama senin hayatındır. Senin de isteklerin vardır, sen de çocuk sahibi olmak isteyebilirsin. Evde yemek istersin ama ben bunları yapamam. Öyle bir hayat istiyorsan, ayrılalım” dedim...
Gültan Kışanak
… Çok zor bir dönemdi. Üstelik de erkekler bölümünde sivil faşistlerin kaldığı bir dönemdi. Oradan da gardiyanlar üzerinden tehditler geliyordu. “Ayağını denk alsın, bilmem ne yapsın” diye. Ben görüşe bile çıkmazdım. Görüş yerine koğuş kapısına getirirlerdi benim ailemi. Çünkü daha önce askeri cezaevinde bahçe içinde sol görüşlü tutukluları taramışlardı. Bir kişi yaşamını yitirmişti. Yaralananlar olmuştu. Diyebilirim ki Diyarbakır Cezaevi’nden daha zordu benim için. Hemen hemen her hafta dilekçe verip o cezaevinden çıkmak istiyordum. ‘Beni askeri cezaevine götürün’ diye. Çıktıktan sonra öğrendim ki; meğerse Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceler ve cezaevinin durumunu bildikleri için babam sürekli cezaevi müdürüne, savcıya rüşvet verip o dilekçeleri işleme koydurtmuyormuş. Çünkü onlar için gelip beni görebiliyor olmak daha önemli. İçeriye eşya gönderebiliyorlar, bana dokunabiliyorlar. Açık görüşten yararlanabiliyorlar ama benim o koğuşta neler yaşadığımı bilmiyorlar.
Ben kadın sorununun gerçek yüzüyle aslında Elazığ Cezaevi’nde tanıştım diyebilirim. Kadının bir cins olarak nasıl çok çeşitli mekanizmalar tarafından bir sömürüye tabi tutulduğunu, nasıl kullanıldığını, nasıl toplumda bu kadar ikincileştirildiğini; orada, kadın sorunuyla yüz yüze geldiğim ve o gerçeklerle karşılaştığımda gördüm.
... Elazığ’daki sivil cezaevinde içeride bile fuhuş yapmaya zorlanan kadınların olması, işte doktora götürülüyor denilerek, hastanede yatırılıyor denilerek kadınların iki üç gün getirilmemesi ve denilenin dışında kadınların aslında oradaki sivil faşistlere peşkeş çekilmesi. Genelevde uyuşturucu kullandığı için tutuklanan, içeride hala fuhuş yapıp da patronunun borcunu ödemeye çalışan kadınların varlığını görünce gerçekten şoke oldum. Hayatımda kadınlık konusunda, kadınların yaşadığı sorunlar konusunda çok çarpıcı deneyimler yaşadım. Gene en korkunçlarından birisi; Bitlisli bir kadın vardı. Bu kadın on altı, on yedi yaşlarında evlendirilmiş, kocası da uyuşturucu işi yapıyormuş. Asker baskın yapmış, evde uyuşturucu yakalamış. Kadını alıp götürmüşler. Kadın Türkçe bilmiyor. Köylü bir kadın dünyadan haberi yok. Bitlis’in bir köyünde yaşıyor. Kocası haber salıyor, “kabul etsin, kadınlara ceza vermiyorlar” diyor. Kadın da buna inanıyor, kabul ediyor, “benimdir diyor”. Ama kocasının dediği olmadı, çok büyük bir ceza aldı; 22 yıl mı ne. Ondan sonra bir iki yıl adam arada gelmiş gitmiş, para falan da vermiş. Ondan sonra kendisine başka bir kadın bulmuş, kadını da bırakmış. Sabiha diye bir kadındı. 8 yıl yatmışlığı vardı. Dışarıdan hiçbir destek görmüyor, ailesiyle bütün bağları kopuk. Kadının bir tek amacı vardı; “çıkınca onu öldüreceğim”. Bu şeyle yaşıyordu. Bu arada Türkçe öğrenmiş, siyasi tutuklularla kalmış Malatya cezaevinde. Onlardan biraz sorunları, kadın sorununun ne olduğunu anlamış. İçeride başkalarının çamaşırını yıkıyor, oradan kendine para kazanıyor. Kadınlık ne demek bu dünyada gerçek yüzüyle Elazığ Cezaevi’nde karşılaştım diyebilirim.