Üç hafta boyunca Fransa’da yüz binler Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un akaryakıt vergisi zammı ve sosyal adaletsizliğe karşı kitlesel “Sarı Yelekliler” gösterilerine katıldı. Bu gösteriler, ülkede Mayıs-Haziran 1968 genel grevinden bu yana gerçekleşen belki de en önemli kitlesel protestoydu. Her fırsatta “hiçbir biçimde taviz vermeyeceğiz” diyen Macron, sonuç olarak şimdilik geri adım attı ama Sarı Yeleklilerin kırıntıya razı olup olmayacağı henüz netlik kazanmadı.

Söz konusu karardan sonra eylemin evrileceği boyutu önümüzdeki günlerdeki gelişmelerle göreceğiz ama son üç haftadır Fransa’da yaşananlar, mücadele biçimlerindeki yenilenme noktasında çok önemli bir şeyi işaret ediyor. On yıllardır toplum üzerinde kurulan cendere, yoksullaşma, ücret düşüklükleri, kemer sıkma programları, sosyal haklardaki gerileme vb bir birikim yaratmıştı. Elbette, toplum bütün bunlara kayıtsız değildi. Sendikal ve sol hareket, şu ana kadar alışılmış formlarda eylemlere devam ediyordu. Grevler, direnişler, yürüyüşler son 30 yılın buhranı içerisinde hep vardı. Ama gerçekten bunlar ne kadar etkili oluyordu diye sormak gerekiyor!

Örneğin Fransa’da 2012 yılından bu yana köklü değişimler yaşanıyor. Hem çalışma koşulları, sosyal haklarda hem yasalar hem de güvenlik adı altında yapılan uygulamalarda yaşanan değişime karşı eylemler yaşandı. Eylemler bir süre sonra sönükleşirken, yasalar toplumsal eşitsizlik düzeyini giderek derinleştirdi. Çünkü toplumsal hareketler, geçmişin alışkanlıkları ve yöntemleriyle mücadele yürütürken, sistem sürekli kendini yenilemeye devam etti. Toplumsal muhalefeti bastırma, eylem ve etkinliklerini kırma noktasında bilindik yöntemler dışında araçlar geliştirdi. Sosyal ve toplumsal hareketler ise bildik sol yöntemlerin dışına çıkmadı. İşte Sarı Yelekliler eylemleriyle, Fransa hatta Avrupa için değil, dünya çapında son derece önemli bir dönüm noktası olarak ortaya çıktı.

Toplumsal protesto patlaması ve örgütlenme biçimiyle bir yenilenmeyi işaret ediyor. Üstten örgütlenen, kurumlar çerçevesine indirgenen ya da onlar tarafından önerilen bir eylem modeli dışında, eyleme katılan tüm bireylerin etkin olduğu bir örgütlenme ağı karşımızda duruyor. Kendi hakları için hem düşünen hem de pratik olarak sürecin içerisinde olan yüz binlerden bahsediyoruz artık. Birilerinin pankartını, dövizini, yürüyüş hattını, eylem biçimini belirlediği bir süreçten, toplumun tamamının kendi modellerini yaratarak yola çıktığı bir sürecin doğurduğu Sarı Yelekliler aynı zamanda tüm toplumsal hareketlere artık eskinin araç ve yöntemleriyle toplumun harekete geçirilemeyeceğini öğretiyor.

Macron, toplumda biriken öfke karşısında, polis devleti önlemleri ile olağanüstü hal ilan etmeyi bile planlarken, bunun sürekli büyüyen eylem karşısında somut bir çözüm olmayacağını 1 Aralık günü toplumun şehir gerillasına dönüştüğü eylemle daha iyi anlamış oldu. Artık Kitleler egemen seçkinlerin ekonomik taleplerine meydan okuyor ve bunun için kullanılan tüm manipülatif araçları analiz edebiliyordu. Bu anlamdaki politikleşme ve radikalleşme, hareketin yerel güce dayanması, mevcut artık bürokratikleşmiş sendikal ve sol yapının dışına taşıması hükümeti geri adım atmaya zorladı. Bu aşamada toplum mevcut kırıntı düzeyindeki geri adımla yetindiği durumda ise kaybetmiş olur. Çünkü Macron ve hükümeti, yeniden güç toplamak ve yöntem arayışı için öncelikle kendisine zaman kazandırmak için süreci erteledi diyebiliriz!

Fransa’daki yaşanan gelişmeler, zamlar, devreye giren yasalar elbette sadece Fransa’daki gelişmelerle ilgili değil. Bu sürecin küresel boyutunu unutmamak gerekir. Macron’un ne yapabileceği aynı zamanda uluslararası sermayenin talepleri eliyle belirlenmektedir. Amerikan burjuvazisi General Motors’ta ilan edilen toplu işten çıkarmalarda temsil edilen yeni bir maliyet düşürme saldırısı uygularken, Macron Fransa’daki işçilere yönelik saldırısını yürütüyor. Yeni bir ekonomik durgunluğun artan işaretlerin ortasında, egemen seçkinler her ülkede saldırıya geçiyor.

Bu yıl, İran’da yaşanan gelişmeler, ABD’de öğretmenler grevi, Latin Amerika ve Ortadoğu’da yaşananlar, Fransa’daki kitlesel protestolar, Yunanistan’daki ve Şili’deki kitlesel grevler ve daha birçok alanda yaşanan eylemler aslında uluslararası sermayenin yarattığı sonuçlara karşı ortaya çıkan hareketlenmelerdi. Bu hareketler arasında Sarı Yelekliler, mevcut siyasi kurumlar, partiler ve sendikalar çerçevesinde halkın geniş kesimlerinin çıkarları doğrultusunda herhangi bir değişiklik gerçekleştirmenin mümkün olmadığını göstermiştir. Bu nedenle Sarı Yelekliler ilk Elysees kapısına dayandığında mevcut kurumların rolü yalnızca, bu hareketi nasıl kontrol altına alıp durdurabilecekleri ile ilgilenmek oldu.

Şimdi sistemin sömürme ve bastırma ve küresel savaşa hazırlanma planlarına karşı kitlesel, birleşik ve uluslararası düzeyde hareketler oluşturma konusunda Fransa’daki Sarı Yelekliler yeni bir deneyim oluşturdu. Oluşturulan bu yeni deneyim ışığında, milyonları içerisine alan bir toplumsal önderlik modeliyle mücadeleyi büyütmekten başka çıkış yok!