‘’Kürt halkını da homojenize etmemek lazım. Şuan şehirlerde yaşayan ciddi bir Kürt kitlesi var, geleneksel olmayan, başka dillerdeki müzikleri dinleyen… Bence Kürt halkının müzikal alışkanlıkları çeşitlenmeye başlıyor.’’

  ‘’2015 yılının sonunda, cezaevinden çıktım ve Cansun ile beraber şarkıların üzerinde çalışmaya başladık. Aslında albümde 8 şarkı vardı ama araya TC’den kaçış ve sürgünlük girdiği için kalan 5 şarkıyı hazırlayamadım.’’

BARIŞ BALSEÇER

Hamburg’da yaşayan genç sanatçı Hêja’nın, üç şarkıdan oluşan demo albümü ‘’Stranên Neşuştî’’ (Cenabet Şarkılar) dinleyiciyle buluşuyor. Albümün neredeyse bütün süreçlerinde sorumluluğu kendisi üstlenen Hêja, ‘’Stranên Neşuştî’’ için, ‘’Şarkılarım kadın ağızlı şarkılar’’ diyor. Albüm için aynı zamanda ‘’eksik’’ de diyebiliriz, beklenmeyen nedenlerden doğan bu ‘eksik’liği Hêja şöyle açıklıyor: ‘’Aslında albümde 8 şarkı vardı ama araya TC’den kaçış ve sürgünlük girdiği için kalan 5 şarkıyı hazırlayamadım.’’

Albümde özellikle kadın vurgusunu güçlü ve görünür kılmaya çalışan Hêja ile ilk albümü ve albümün hazırlık süreci üzerine konuştuk. Bu söyleşi vesilesiyle öğrendik ki Hêja, ünlü Kürt romancı Bextiyar Elî’nin ‘Qesra Balindeyên Xemgîn’ isimli romanını, tiyatro yönetmeni Hüseyin Umaysız ve oyuncu Alan Ciwan ile birlikte sahneye taşıyacak. Bu oyunun prömiyeri 26 Nisan tarihinde, Hamburg’da olacak.

Albümünüzü ne kadar sürede tamamladınız? Hangi şirket etiketiyle piyasada olacak? Bize albümün hazırlık sürecinden  bahseder misiniz?

Bir şirketle çalışmadım ve albümü kendim dağıtıyorum. Zaten albümü CD olarak da basmayacağım çünkü CD’ler bile tedavülden kalkıyor artık. Ama albüm online olarak Bandcamp isimli bir siteden satılacak. Komisyonsuz, aracısız Bandcamp sanatçıların kendi kendine dükkan açabildiği bir yer. Onun dışında Distrokid isimli bir dağıtım platformunda hesap açtım. Orası aracılığı ile Spotify, Amazon, İtunes ve benzeri bütün müzik platformlarında şarkılarım olacak. Yaptığım araştırmalara göre Kürtler en çok Youtube’dan müzik dinliyor. O yüzden, kendi Youtube kanalımdan da paylaşacağım şarkıları. Sonuç olarak finansman, üretim ve dağıtım işi bende.

Tabii ki albümde çok değerli insanlarla çalıştım bu insanların başında sevgili aranjörüm ve müzik direktörüm Cansun Küçüktürk geliyor. Şarkıları ben doğurdum o büyüttü diyebiliriz. Albümün kapak tasarımını sevgili grafiker arkadaşım Aslı Filiz yaptı. Video-art alanında Özgür Hacı Kurt ile çalıştım. Sanatçı arkadaşlarım Savaş Boyraz ve Hito Steyerl albüm için finansman sağladı. Sevgili Ferman Toprak da stüdyo ve müzisyen desteği sundu.

2015 yılının sonunda, cezaevinden çıktım ve Cansun ile beraber şarkıların üzerinde çalışmaya başladık. Aslında albümde 8 şarkı vardı ama araya TC’den kaçış ve sürgünlük girdiği için kalan 5 şarkıyı hazırlayamadım. Bu üç şarkıyı yayınlayıp tepkileri görmek istedim önce. Kalan şarkıları daha sonra bitirip yayınlayacağım. Bu arada kayıtları yapmak için stüdyodayken üst mahkemenin cezamı onayladığı haberi geldi. Bir anda aranan suçlu pozisyonuna düştüm. Yaşadığım stresi anlatamam.

Albüm için ‘müzikte kadınsal bir vurgu’ diyebilir miyiz? Mesela, Derî Lêket (Kapı Çaldı) isimli parçada cüretkarca kendi yalnızlığı ile dalga geçen bir kadını tasvir etmişsiniz.  NeNe (Değilim) isimli söz ve müziği sanırım size ait olan şarkıda, kadının bir gününü anlatarak ev içi emeğin görünmezliğini anlatmışsınız.

Kadınların şarkı söylemesi oldum olası bir problem, insanlık tarihinde. Ayşe Şan’ı hatırlayalım. Ailesi sırf şarkı söylediği için Ayşe Şan’ın uzun yıllar Diyarbakır’a girmesine izin vermemişti. Üniversitede okurken, “Ailem ne der?” diye düşünüp devam etmedim müziğe. Albüme bu ismi vermem ailemle hesaplaşmam olabilir. Öte yandan İran devletinin işgali altında bulunan Rojhilat’da da halen kadınların solo şarkı söylemesi yasak. Türkçeye de ‘Cenabet Şarkılar’ olarak çevirdim ‘Stranên Neşuştî’yi. Dini vecizelerini yerine getirmeyen bir şey yaptığımıza vurgu yapıyor bu isim. Evini, kocasını ailesini, çocuklarını terk eden bir kadının hikayesini anlatıyorum ‘NeNe’ şarkısında. Topluma göre yanlış şeyler bunlar. Ve şarkılarım kadın ağızlı şarkılar.

‘Kadın ağızlı şarkılar’ biraz kulağa ilginç geliyor? Bununla neyi kastediyorsunuz?

Bir gün Diyarbakır’daki Dengbêj Evi’ne gittim, “Ben kadın ağızlı kilamları araştırıyorum” dedim. “O nedir?” dedi pala bıyıklı bir dengbêj. “Mesela Lawikê Metînî öyle bir kilamdır” dedim. Dengbêj ise bana, “O kilam kötü bir kilamdır. Onu boş ver.”  Neden diye sorunca da, “Orda kadın diyor ki, gel beni iste, gel beni kaçır. Bu şekilde kendini küçük düşürüyor. Kürt kadınları böyle midir? Değildir. Bizim kadınlarımız şereflidir.”

İşte o nedenle ‘Derî Lêket’ şarkısında çaresizce bir erkeği muhabbete davet eden bir kadının yalnızlığı ‘Neşuştî’dir. Son olarak ‘Belkî’ şarkısı “Ku pêxemberekî me hebûya” diye başlıyor. Yanî “Eğer bir peygamberimiz olsaydı.” Burada bahsedilen peygamber aslında bir türlü gelemeyen Godot’umuzdur. Kurtuluşumuz!

Müziğinizi Kürt stran ve kilamlarının ezgilerinin de harmanlandığı ve de günümüz evrensel ritimleri ile bir buluşma olarak yorumladım. ‘Derî Lêket’ parçanızın girişi “reggae” ritimleriyle başlıyor ve “ska” ritimlerini de içeriyor. Vokal kısmında ise geleneksel Kürt müziğinin gırtlak biçimini de görüyoruz. Dolayısıyla müzik tarzınızın ismini de sizin koymanız gerekiyor?

“Tarzımız farkımız” diyelim o zaman! Evet ben gırtlağımdaki geleneksellikten bihaber söylüyorum şarkıları ama tespitin doğru. Bazen reggea söylüyorum, (Çok severim Bob Marley’i)  farkında değilim ama dinleyenler “Klasik Kürtçe müziği söylüyormuşsun gibi geliyor kulağa” diyorlar. Ezgisel olarak da yıllarca stran ve kilam söylediğim için ve o kültürün bir parçası olduğum için Kürdîlik kaçınılmaz oluyor. Olsun da!

Altyapılar da zaten bilinçli bir tercih.  Tabii ‘Derî Lêket’ şarkısında bildiğimiz dahol/asma davul kullandığımızı da not düşeyim. Sonuç olarak Folk Pop ve Folk Rock arasında gidip gelen bir tarz benimkisi.

Müzik, evrensel olmak zorunda mıdır sizce? Evrensel ile Kurdî olan arasında nasıl bir bağ var?

Ben sürekli geleneksel müzik yapılmasından bıktığım için farklı formlar denemek istedim ilk albümümde. Yanlış anlaşılmasın. Ben de seviyorum geleneksel şarkılar söylemeyi ama Koma Wetan’ın, Ciwan Haco’nun bende yeri faklıdır.

Evrensellik ise başka bir konu. Müziğim evrensel mi? Hiç sanmam. Çünkü benim müziğim de, kendi yerel gerçekliğim içerisinde oluşuyor. Mesela şarkıları bitirdim. Yabancı müzisyenlere dinletiyorum. Sizce nedir bu müzik diyorum: folk pop diyorlar. Folk olarak tanımladıklarında anlıyorum ki, halk müziği yapıyorum. Benim müziğim geleneksel müzik dinlemeye alışkın kulaklara hoş gelmeyebilir ve onları etkilemeyebilir. Ama Kürt halkını da homojenize etmemek lazım. Şuan şehirlerde yaşayan ciddi bir Kürt kitlesi var, geleneksel olmayan, başka dillerdeki müzikleri dinleyen… Bence Kürt halkının müzikal alışkanlıkları çeşitlenmeye başlıyor. Sonuçta ben de bu halkın bir parçası değil miyim? Bu müziği üretmek istiyorsam, onu dinlemek isteyenler de mutlaka çıkacaktır. Mevzu popülerleşmekse o ayrı. Eğer şimdi popülerleşmez ise, ilerde belki popülerleşir. Koma Wetan’da da öyle olmadı mı?

Öte yandan sinema ve tiyatro deneyimleriniz var. Albümdeki parçalarda buna bağlı bir teatral bir hava hissettim.

Evet, arada şarkıyı durdurup, grotesk bir oyunculukla kendime yazdığım replikleri söylediğim oluyordu. Benim asıl amacım bu şarkılarla hikayeler anlatmak. Ve hikayemi anlatmak için oyunculuk ve seslendirme yeteneğimden faydalanıyorum. Bu da gene dengbêjlerin yaptığı bir şey aslında. Onlar da uzun uzun nağmeler döktürdükten sonra resitatif bir şekilde hikayeyi anlatmaya başlıyorlar. O anlarda anlatı, bir konuşma biçimini alıyor.

 
 

Qesra Balindeyên Xemgîn’i oyunlaştırıyoruz

   

Yaşadığınız Hamburg’da kurduğunuz Avakino Sinema Kollektifi var. Avakino’da kimler yer alıyor. Hedefiniz nedir?

Hamburg’a gelir gelmez buradaki sinemacılarla tanıştım. Onlardan biri Rojava Film Komünü kurucularından Önder Çakar idi. Hamburg’da bir Sinema Kolektifi kurma fikri ondan çıktı. Hemen kolları sıvadık. Kürt oyuncular Nazmi Kırık ve Bilal Bulut’un da aralarında bulunduğu 10 sinemacıyla, Kürt sinemasına dair arşiv oluşturmak, film gösterimleri yapmak, gelecekte Kürt sinemasına fon bulmak gibi amaçlarla, bir Sinema Kolektifi kurduk. Adı Avakino Film Kolektifi. Çalışıyoruz orda. Ayrıca Hamburg Media School da 6 aylık bir medya eğitim programına başladım. Daha önce Yeni Özgür Politika’ya verdiğim röportajda bahsettiğim gibi Almanya’da maruz kaldığım “çıplak aramayı” konu alan kısa bir belgesel çekeceğim orada. Son olarak Güney Kürdistanlı roman Yazarı Bextiyar Elî’nin Qesra Balindeyên Xemgîn isimli romanını Tiyatro Yönetmeni Hüseyin Umaysız ve oyuncu Alan Ciwan ile birlikte oyunlaştırıyoruz. Onun prömiyeri de 26 Nisan tarihinde, Hamburg’da olacak.