Sömürgeci faşist Türk devletinin uygulamalarına hangi sıfatı yüklersek yükleyelim az ve yetersiz kalacaktır. Türkiye tam bir ‘gayya kuyusu’* gibidir. Ne türden kötülük ararsan mevcuttur. İktidarın mevcut politikaları hangi amaca hizmet etiği bilinmez ama ülkeye ve halklara hizmet etmediği kesindir. Ülkeyi yöneten faşist bloğun insan odaklı tek bir icraatından bahsetmek mümkün değildir. Ülke ekonomisi rant elde etmeye endekslenmiştir. Betona gömülen bir Türkiye ve umutsuzluğa sürüklenen bir toplumda, geleceğe dair bir emare kalmamıştır. Türkiye halkları hiç de hak etmedikleri belirsizlik ve umutsuzluk girdabına sürüklenmişlerdir. Toplumun yüzde 33 intiharı düşünür olmuştur. İntihar vakaları toplumun bir ayıbıdır. Açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten, hak gaspından, hukuksuzluktan, katliamlardan, kadın cinayetlerinden, çocuk istismarlarından, ahlaki değerlerin yitiminden, doğa talanından bu devlet sorumludur.

Yere-göğe sığdırılamayan devlet, kötülüklerin kaynağı olmuştur. Bu devleti yöneten AKP-MHP faşist bloğu, ülke ve toplum çıkarlarını öteleyen politikalar üretmekte mahirdirler. Karşısındaki muhalefeti yok etmek için her argümanı kullanıyorlar. AKP-MHP tabanı dışındaki toplumsal kesimlere, halkın iradesine karşı bir savaş başlatmıştır. Kürt halkının tümüne, hangi parçada yaşarsa yaşasın, kırmızıya saldıran boğa misali saldırmaktadır. HDP il, ilçe teşkilatlarına, belediyelerine varıncaya kadar hepsi saldırıların hedefindedir. Türkiye’de demokrasiye, insan haklarına duyarlı herkes, devletin kovuşturmasına maruz kalmaktadır. Halka saygısı olmayan bir iktidarın halka vereceği, vaat edeceği hiç bir gelecek kalmamıştır. İç politika malzemesi yapabileceği her gündemi kullanarak tüketmiştir. Bu insanlık dışı uygulamaları büyük bir pişkinlikle yapmaktan adeta zevk almaktadır.

Benzer uygulamalardan etnik kimlikler, azınlık inançlar da nasibini almıştır. ‘Devletin bekası için her şey mubahtır’ veya ‘söz konusu devletse gerisi teferruattır’ safsatasının arkasına sığınan zihniyet sahipleri her kim olursa olsun ahlaktan yoksunudurlar. Alevi çalıştaylarından, Roman açılımlarından, Kürt sorunu çözümlerinden geriye ne kaldı? Akil İnsanlara ne oldu? Alevilere sistematik saldırılar giderek arttı. Irkçı, kafatasçı söylemler bu devletin marifeti olduğu unutulmamalı. Maraş katliamının 41. yıldönümünü geride bıraktığımız bu günlerde, devletin Alevi düşmanlığını iyi sorgulamak gerekir. Maraş katliamını yapan zihniyetin sahipleri bugün iktidarda olanlardır. Dinci, ırkçı, faşist odakların Alevi düşmanlığı Osmanlı’dan günümüze sürüp gelen bir düşmanlıktır. Romanlar için ‘hafif meşrep’ algısını yaratan da bu devlettir. Hiç bir statü ve hakları olmayan Romanları, alt tabakaya mahkum eden bir zihniyetten açılım beklemek saflıktır. Kürtler de zaten topyekün olarak soykırım kıskacındadır. Kısacası faşist rejim kendi sınırları içinde bulunan ve kendinden olmayan halklara ve inançlara düşmanlığı, günümüzde daha fazla artmıştır.

Dış politikada savaş dili ve uygulamaları, komşu halklar ve devletler açısından büyük bir tehlike kaynağı haline gelmiştir. Türkiye’nin doğusu, Fırat’ın doğusu, Suriye’nin doğusu, Akdeniz’in doğusu derken bütün doğu politikaları iflas etmiştir. Şarkın şark çıbanı olmuştur. Savaşa bu denli isterikli olan Erdoğan, sadece şark coğrafyaları için değil Türkiye’nin geleceği için de büyük bir tehlikedir. Savaş politikalarıyla, etrafına terör ihraç ederek ayakta kalmayı meziyet sayan, Türkiye’yi batırmış müflis bir diktatörün, frenlenmemesi halinde dünya için bile tehlike arz etmektedir. Trafikte freni patlamış kamyon misali önüne geleni biçiyor. DAİŞ’e karşı savaşmış Rojava halkını topraklarından, mülklerinden zorla çıkararak mülteci konumuna düşürüyor, onların yerine insanlık suçu işleyen radikal İslami çete artıklarını yerleştiriyor ve buna da ‘güvenli bölge’ diyor. İşgal savaşına ‘barış pınarı’ ismini veriyor ve bunu bütün dünyanın gözü önünde yapıyor. Haya etmeden tüm dünya halklarına yalan söylüyor. Türkiye bu saldırgan politikalarıyla aynı zamanda NATO’nun Şark’daki şark çıbanıdır da.

Erdoğan ve AKP’si, başta Türkiye halkları olmak üzere, bölge halklarına, bölgesel barışa bir hiç uğruna zarar vermektedir. İzlediği mevcut politikalar, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, etik değerden yoksundur. Sadece Kürtler değil, Dünya halkları da bu şark çıbanından mutlaka kurtulmalıdır.

* Gayya kuyusu: Derinlere kök salmış, içinden çıkılamayacak denli karışık, umutsuz, çapraşık iş, durum ya da karmakarışık işlerin döndüğü yer.