Taraf Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Lale Kemal, Başbakan Erdoğan’ın „PKK sorununa PKK’siz çözüm bulmaya karar verdiğini“ yazıyor!
Bayan Kemal, hükümete yakın bir kaynaktan aldığı bilgiye dayanarak, „yeni stratejinin PKK’yi devre dışı bırakmak“ olduğunu belirtiyor ve „yeni süreç tamamen dış politika ağırlıklı olacak“ diyor. Dış politikanın merkezinde ise Amerika’nın yer aldığını belirtiyor!
Doğrusu bu ‘yeni strateji’ karşısında şapka çıkarmak, hükümeti yaratıcılığından ötürü kutlamak(!) gerekiyor.
Aynı şekilde aklımızla ve hafızamızla alay edercesine ‘yeni stratejiyi’ Kayserili’nin eşeği misali boyayan ve allayıp pullayan Taraf’ın Ankara Temsilcisi hanfendiyi de kutlamak(!) gerekiyor.
Ne güzel değil mi?
Sen on yıllarca Amerika’dan aldığın askeri ve siyasi destek sayesinde PKK’nin öncülük ettiği Kürt halkına karşı haksız, kirli bir savaş yürüteceksin; bu savaşta her türlü yol ve yöntemi deneyecek ve buna rağmen PKK’yi yenemeyecek ve sonunda onunla oturup görüşeceksin; bütün sorunları konuşacak, birbiri ardına sözler vereceksin, sonra da masadan kalkıp ‘bu iş PKK’yle olmuyor’ diyeceksin ve yeniden Amerika’na müracaat edeceksin!
Kendini haklı (!) gösterecek, bu amaçla bahane üstüne bahane üretecek, ardından da bütün pervasızlığını kuşanıp her cepheden saldırıya geçeceksin; bunları yaparken de çözüm bekleyen Türkiye kamuoyuna da Amerika’yı yine ve yeniden adres göstereceksin!
PKK’yle yüz yüze çözemediğin; kendi vatandaşlarının özgürlük, demokrasi ve eşitlik taleplerine uygar bir yanıt veremediğin için yıllardır ülkeni peşkeş çektiğin halde üstesinden gelemediğin Kürt sorununu, Irak’ı kaçarcasına terk eden, Afganistan’dan kaçmaya yeltenen Amerika’nın desteğiyle çözecek (!) ve böylece huzura ereceksin!
Öyle mi? Şaşkınlığın bu kadarı biraz fazla değil mi?
Anlaşıldığı kadarıyla değil çünkü, Bayan Kemal aynı yazısında, Başbakan Erdoğan’ın Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Barzani’den „uzun süreli bir ateşkesin sağlanması için destek istediğini“ de yazıyor!
‘PKK sorununa PKK’siz çözüm (!) bulmaya karar vermiş’ olan Türkiye’nin başbakanı bir yandan Barzani’den ‘ateşkes için destek’ istiyor ama, öte yandan da PKK’ye karşı başlattığı ‘topyekün savaşı‘ da sürdürmeye devam ediyor.
Ayrıca cemaati, yandaşı, yardakçısı ve yalakasıyla bilumum taraftarları yetmiyor olacak ki içeride ve dışarıdaki herkesi de bu savaşa katılmaya çağırıyor!
Açık ki ateşkes isterken de takiyye yapıyor! Öyle olmasa askeri ve siyasi operasyonlarına son verir; kibrinden ve küstahlığından vazgeçer, hayatın ve tarihin sesine kulak verirdi.
Açık ki başbakanın yaşadığı şaşkınlık korkudan kaynaklanıyor. Zira, Kürt sorunu onundan üstesinden geliyor! Bir yandan müthiş bir baskı, kibir ve küstahlık var ama, diğer yanda da müthiş bir panik var!
Erdoğan panikte! Paniğin nedeni Kürtlerin her şeye rağmen ayakta kalmaları ve direnmeleridir.
Ne de olsa Ortadoğu yüz yıl öncesine geri dönmüştür. 1’inci Paylaşım Savaşı sonrasının statükosu çökmüş ve hayat Türkiye de dahil bölge ülkelerinin tamamını yüz yıl öncesine geri getirmiştir.
Bölge şimdi yeniden dizayn edilmektedir. Yeni sınırlar, yeni dengeler, yeni kamplar gündemdedir. Bu kaos ortamında Türklerle Kürtler yeniden karşı karşıya gelmiştir.
Ve süreç; ya yeni bir buluşmaya, eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir ilişki kurmaya ya da ‘nihai hesaplaşmaya’ doğru evrilecektir.
Türklerle Kürtlerin önünde bundan başka bir seçenek görünmemektedir. Ve burada da kilit parti PKK’dir.
Daha düne kadar İmralı’ya elçiler gönderen, yardımcısı Arınç’a, ‘Öcalan bir realitedir’ dedirten Başbakan, bugün İmralı’daki tecridi can hıraş savunuyorsa, medyası en pespaye yöntemleri kullanarak psikolojik savaşta Türkiye’ye çağ atlatıyorsa (!) sebebi PKK’nin boyun eğmemesidir.
Türk-Kürt vd. kim ki KCK’den yanaysa, kim ki düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü savunuyorsa tutsak alınıyor ve susturulmaya çalışılıyorsa; bir zamanların ‘konuşan Türkiye’si bir çırpıda ‘susan ve susma suçuna buluşan Türkiye’ haline geliyorsa, nedeni Kürtlerin direnmesidir.
Hukuk açıkça tecavüze uğruyorsa; bir günde 40’ı aşkın avukat tutuklanıyorsa ve Türkiye uluslararası demokratik toplumdan tecrit olmayı göze alıyorsa nedeni, yükselen ve statüko için yakıcı hale gelen Kürt ve Kürdistan meselesidir.
Statükonun yeni bekçisi Erdoğan’ın cilası bu yüzden pul pul dökülmektedir.
Yine de birinin Türkiye’nin başbakanına tersine doğru yüzdüğünü söylemesi ve iş işten geçmeden de ‘suda takla atarak’ dönüş yapmasını önermesi gerekmektedir.
Hayat ve Türklerle Kürtlerin ortak çıkarları bunu emretmektedir.