Atatürk’e „gök gözlü Selanik dönmesi“ diyor, „deccal“ diye niteliyor, ona söverek taraftar topluyorlardı. Ayaklarına yer edince, onu olduğu gibi taklit etmeye başladılar.
Atatürk’ün „parti devleti, devlet partisi“ modelini ihya ettiler. Parti ordusunu kurdular. Toplumsal vurucu güç olan polis, zaten ellerindeydi. Adliye’de, AKP hukuku dönemi başladı. Kağıda yazdığı kitap listesi insanların tutuklama gerekçesi oldu, Türk kesiminde. Tasarlanmış, ama henüz içeriği yerli yerine oturmamış kitap taslağı için ölüm emir çıkarıldı. Gazete ve televizyonlar tehdit, şantajla emir ile komuta altına alındı.
TC tarihinde ilk kez, rejim muhafızı „taraf“ın bülteni, polisiye karalamaların sergilendiği bu bülten gazette adıyla karşımıza çıkarıldı. Polisler, Kürt pişmanlar, itirafçılar, dolandırıcı ve yalan üreticileri aydın, entelektüel etiketiyle endam ile fakir beyanına başladılar.
Kürdistan’da „açılım“, ırkçı zulmün cila kelimesiydi. Renkli cila dillerde dolaşıyor, gerisinde insanların edası, gülüşü, bakışı, tesadüfen geçtiği yol, AKP hukukunda tutuklama gerekçesi, yalan, iftira ise devranlarının padişahıydı. „Gelin siyaset yapın“ çağrıları yaptıkları Kürtleri tek tek değil, topluca kelepçelediler. Kürdistan’ın bazı yerlerinde, mesela Şırnak’ta seçilmiş kalmadı, dışarda.
Camide soygun yapan, insan dolandıranlar „hayratla uğraşan“, ırkçılığa karşı insanlık arayanlar suçluydu. Yalan ve dolandırmanın bu kadar kutsandığı bir başka devir olmadı.
Irkçı barbarlığa isyan eden Kürtleri, görüşmeye çağırıp, dolandırıcı yöntemiyle teslimiyet dayadılar. İstediklerini alamayınca, çete yöntemiyle intikam seferlerine çıktılar. Toplu tutuklamalarla parallel dağları bomba yağmuruna tutmaya başladılar. „Biz yaratılanı, yaradandan dolayı seviyoruz“ dini ezberle oy toplayan deli, Kürdistan’da cellattı, artık. Geçtiği yer kurdu, kuşu, insanıyla yangınlar arasında kalıyordu.
Sağa sola boynuz sallayan, dünyada da sataşacak kimse bırakmayan deli ikinci Atatürk olmak istiyordu ya, o da kendi büyük taarruzununu başlatmak için gerilla bölgesi hem karadan, hem de havadan kesintisiz bombardmana tutmuş, dün de „fatihlerden yeni fatih“ olma hevesiyle topyekün saldırı emri koyuvermiştir. Türk medyası da „Sri Lanka örneği“ diye diye peşin zafer atışlarına geçmiştir.
Delinin büyük taarruzu ile Kürdistan savaşı, yeni bir seyir ile biçim kazanmış, Türk Başbakanı süresini „netice alınana kadar“ diye belirlemiştir.
Neticeye gelince, hayal buradaysa Vietnam, Afganistan oradadır. Kayıplarla sonuçlanan muharebeler olabilir, ama özgürlük savaşçılarının kendi yurtlarında, nihai olarak yenildikleri görülmemiştir. Ayrıca Kürdistan gerilla güçleri açısından taarruz sürpriz değil, beklenendi. Gerilla lideri Murat Karayılan günler önceden, „misafirleri, anladıkları dille karşılamaya hazırız“ demişti.
2008 yılında da, peşin zafer çığlıklarıyla taarruza geçmiş, sonra „canını seven kaçsın“ sesinin yarattığı panikle bozguna uğramış, pecmurde, ağlamaklı ricat etmişlerdi. Canını almaya gittikleri gerilla, bataklıktaki kurtarıcısı olmuştu. Üstelik gerillanın gücü üç yıl önceki yerde de değildir. Daha bir kaç gün önce, savunma mevzileri, ağır silah donanım ve mekanizmalarıyla sabit, Türk tugay ve taburlarını bozguna uğratmıştır. Bu durumda dağ gezginleri açık birer hedef, avlanan keklik olacaklardır. Cephe gerilerininde yaşanacak felaketleri ise düşünmek bile mümkün değildir. Çünkü dediğimiz gibi Kürdistan güçleri, taarruzu bekliyor ve hazırlıklıydı.
Bu savaş, bir yönüyle Kürdistan’ın bütünüyle kopmasının hızlanmış süreci olacaktır. Masal dünyasında yaşayan, kurduğu hayalleri gerçek sanan ırkçı bunu böyle biline…
Irkçılığın yaydığı kan davasıyla, bugün artık dün değildir, çünkü. Kürdistan yedekleri, her alanda yayılmaya başladı bile…
Atatürk, Şeyh Said isyanında Fransa ve Britanya’nın yardımıyla yürümüştü. 1930’da, Stalin Rusyasına sığınıp, İran’a toprak vererek Ağrı isyancılarını kuşattı. Kendini Kürdistan fatihi olarak gören deli, Amerika’nın önünde diz çöküp, Güney Kürtlerini tehdit ederek yardım dileniyor. İran rejimini yıkma entrikalarında tetikçi, öte yanda „ver öpim de, Kürt düşmanı yok etmeme yardım et“ diye yaltaklanmakta…
Oysa, dünya 1925’lerin, 1930’ların dünyası değildir. Dünya küçük, çıkar oyunları karmaşıktır, bugün. Güneyli Kürtler, ikinci aşamada, sıranın kendisine geleceğini, İran ise Amerikan tetikçisinin gırtlağını kesmek için pusuya yattığını biliyor.
En önemlisi Kürdistan dağları, gerillanın yenilmez silahı, can dostu, evidir. Mekadonyalı İskender, Mollar, Osmanlı bir yana Saddam tutunamadı bu dağlarda. TC, otuz yıldır yok yere bomba yağdırıyor.
Kendini fatih sananlar, bu dağlarda tüyü, teleği yolunmuş, yerde can çekişen akbabaya dönebilir. Güneyliler isteseler de onlara destek çıkamaz, rehber olamazlar. Kürt halkı, böylelerini affetmeyecektir, çünkü. Bunun hesabını yaptılar mı bilmiyorum.