Erdoğan ve devlet sözcüleri ne derse desin gerçekte olan devletin Kürtlerle savaşını tırmandırması, bunun bir adımı olarak Rojava’ya saldırması ve “Fırat’ın doğusu”nu işgal girişimidir. Hatta bu adım başarılı olsaydı devamı da gelecekti ve bütün Kürdistan’ın işgali gündemdeydi. Hala daha da bu projeden vazgeçildiği yani gündemin değiştiği söylenemez.

Yaşadığımız dokuz günlük savaşa ateşkesle ara verilmiş olması birçok gerçeği yeniden herkesin gözüne batırdı. Erdoğan ve suç ortaklarının ırkçılığı, Kürt düşmanlığı gözlerini karartıp kör etmektedir. CHP ve İYİP de ne kadar demokrasi derse desin, konu Kürtlerle savaş olunca Yenikapı ruhu hortlamakta ve hepsi de Erdoğan’ın peşinde koşmaktadır. İşin daha da vahimi toplumu saran ırkçı-işgalci zihniyettir. Bu zihniyet kırılmadıkça yeni bahanelerle her an yeni bir işgal harekatı beklenmelidir.

Memleketin çivisi iyice çıkmıştır:

“Vesayete son verdik” denirken siyaset tümden savaş tacirlerinin keyfine bırakılmıştır. Meclise gelen Milli Savunma Bakanı milletvekilleri tarafından ayakta alkışlanıyor. AK Parti Grup toplantısı öncesi AKP’liler, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı “Her Türk asker doğar”, “Hulusi baba bizi Suriye’ye götür”, “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları ile karşıladı. Tezahüratlara cevapsız kalmayan Akar, asker selamı ile karşılık verdi. Bu konuda gerekirse kararı verecek olan meclis işin başında iradesini emekli general Akar’a teslim ediyor. Gerçi meclis mi kaldı da denebilir ya.

Sorunları görüşmelerle çözmesi gereken dışişleri bakanı herkesten önce kamuflaj kıyafetine bürünüp poz veriyor. Onu yalaka gazeteciler takip ediyor. Muhalefet partileri de hep birlikte “milli birlik hali”nde savaşa koşuyor. Meral Akşener de selama duran Asenalardan oluyor.

Futbolcular bile maçlara asker selamıyla başlıyor, gol sevincini asker selamıyla kutluyor.

Baro başkanı bile kılıcını çekmiş katledilecek hain arıyor, bunun için fetva veriyor. Diyanet İşleri Başkanının çoktan fetva verdiğini unutuyor.

Daha işin başında barış diyen herkesi zindanlara doldurup susturmaya çalıştılar. Ama bütün bunlara rağmen halkın direnişini ezemediler.

Uluslararası barış ve demokrasi güçleri de meydanlara döküldü. Halen bütün ülkelerde devam eden eylemler demokratik kamuoyunun ağırlığını ve gücünü gösteriyor.

Bu baskının sonucu olarak uluslararası kurumlar da harekete geçmiş bulunuyor. Halkın her alanda kahramanca direnişi ve dayanışması işgalci saldırganları durduracak en büyük güçtür. Ama uluslararası dayanışma olmadan bir halkın başarıya ulaşması çok zordur.

Son gelişmelerde devlet yöneticilerinin kişiliksiz ve teslimiyetçi karakteri bir daha ortaya çıktı. Şimdiye kadar devlet yöneticileri Kürdistan devrimini bastırabilmek için bütün devletlerle, gizli açık bütün örgütlerle görüşüp anlaşmalar yaptılar. Ama hiçbir zaman Kürdistan halkı ve temsilcileriyle görüşmediler. Bunu gururlarına yediremiyorlar. Ama gerçekten gururları olsa ABD, Rusya ya da bir başkasının aracılığı hatta dayatmasıyla diyalog kurup anlaşma yapmazlardı. AKP-MHP cephesinin gözü kapalı ırkçılığı ve Kürt düşmanlığı sorunu buraya kadar getirmiş bulunuyor.

Bu ateşkes ne kadar-nasıl sürer, nasıl sonuçlanır bilemeyiz. En iyi ve kalıcı çözümün halkların iradesine dayalı barışçı bir çözüm olduğu açıktır. Ama AKP çetesi kendi iktidarını sürdürebilmek için savaşa sarılmaktadır. Bu yolla hem savaş tacirliğiyle geçinip gitmekte hem de her türlü hırsızlığı-yolsuzluğu savaş gerekçesiyle örtmektedir.

Daha önce Türkiye ile ABD aracılığıyla görüştüklerini açıklamış olan QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdi, son anlaşmayla ilgili olarak “Bu anlaşmanın kahramanca mücadele eden QSD’nin Kürt, Arap, Süryani savaşçılarının direnişi sonucu olduğunu” vurgulamış ve  “Yine mücadele eden tüm halkların, halkımıza destek veren uluslararası dostlarımızın ve Rojava devrimine önem verenlerin mücadelesinin sonucudur. Bunun için bize destek veren, TC’ye saldırılarını durdurması için baskı yapan, direnişlerini Serêkaniyê’de sürdüren tüm arkadaşlarımızı selamlıyoruz” demiştir.

AKP-MHP diktası ise hala HDP’li belediyeleri gasp etmekle, HDP’yi linç etmekle meşgul.

Onlar imha ve inkar savaşında inat ettiği sürece kafalarını vura vura parçalanıp gidecek.