
Görüntü, Sırbistan ve Bosna Hersek savaşındakiyle aynıydı. Saddam’dan, İran’dan ve Türk ordusundan aynı acıları gördüklerini söyleyen köylüler, başta Güney Kürdistan Hükümeti’ne tepki gösterirken, bombardımanda bulunan İran ve Türk ordularına ise beddua ederek, “Onlar bizi vursun biz de inadına yıkılan ev ve köylerimizi tekrardan yapacağız” mesajını veriyorlar.
Beş çocuk annesi yaşamını yitirdi
Akşam saatlerinde İran’ın Hewle'in Sideka İlçesi'ne bağlı Şêx Zade Vadisi'nde bulunan toplam 12 köyün İran topçu bataryaları tarafında vuruldu. Litan Köyü'nde Hêmîn Sidik isimli 32 yaşında ve beş çocuk annesi bir kadının yaşamını yitirdi. Sinîne Yaylası'nda ise hayvanlarını otlatan çoban Serheng Mecid ve Mikail Kadir isimli çobanların hayvanlarının çoğu telef olurken kendilerinin de ağır yaralandı. O gece telefonla ulaşabildiğim kadar bilgi edinmeye çalıştım. Edindiğim bilgiler oradaki köylerin durumlarının vahim olduğuydu. Sideka asayişine yakın olan bir arkadaşımı arayarak, oradaki köyleri ziyaret etmek istediğimi söyledim. Arkadaşım, “Şu an orası tehlikeli, çünkü hala vuruyorlar” dedi. Israr edince kabul etti ve ertesi gün hazırlığımı yaparak yola koyuldum.
Arkadaşım asayişe yakın olduğu için askeri kontrol noktalarında sorun yaşamadık. O alanlara kimseyi bırakmıyorlar sadece o köylerde yaşayanlar gidebiliyor. Diyana’yı geçip Sideka yoluna girdiğimizde başka bir alana girdiğinizi hemen fark ediyorsunuz, her şeyi ile bir savaş bölgesine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu hissi size hem insanların yüzündeki korku ve kaygılardan, hem de gelen arabaların biran önce alandan çıkmak için aceleci tavırlarından yaşıyorsunuz.
Geçtiğimiz askeri kontrol noktalarında Sideka’ya doğru giden tüm araçların uyarıldığını fark ettik. Gidenlere, “Top atışları var, köylere ve yerleşim birimlerine atıyorlar. Nereyi vuracakları belirsizdir. Şayet gidişiniz çok zaruri değilse gitmeyin” diyerek uyarıda bulunuyorlardı.
Bir Saddam, bir Türkiye, bir İran
Biraz daha ilerlediğimizde, yol kenarlarında eşyalarını yığmış çoluk-çocuklarıyla, hayvanlarıyla bekleyen aileleri gördük. İnip köylülerle yaptığımız sohbette, dün akşamdan beri İran’ın topçuları tarafında vurulan köylerden göç edip arazide kalan birçok köylünün olduğunu söylediler.
Öfkeliydiler, sohbetimize katılan yaşlı bir kadın, “Hükümetimiz bizi ön saflara koyuyor, kendileri de gölgemizde yaşıyorlar. Nerede bu hükümet ve yetkilileri” diye sorarak, çocuklarına dün akşamdan bu yana bir lokma yemek yediremediğini söylüyor.
Yaşlı kadının, tüm eşyaları, bahçesi, hayvanları köyde kalmış, canlarını zor kurtardıklarını belirterek, “Sadece bu sene 7 sefer köyümü terk etmek zorunda kaldım. Halimiz böyle mi devam edecek” diye isyan ediyor.
“Biz kendimizi gördük göreli bu haldeyiz bir Saddam, bir Türkiye, bir İran. Bunlardan ne zaman kurtulacağız” diyerek durumu özetliyordu, evin yaşlı üyesi.
Yolumuza devam ettiğimizde suyun kenarına eşyalarını yeni indirmiş birkaç aile daha gördük. Oraya da gitmek istedim ama yanımdaki dostum, “Köylere gidelim” dedi. Biraz ilerlediğimizde yaşlı bir adam yaklaşık yirmi-otuz ineği önüne koymuş, koştura koştura onları alandan çıkarmaya çalışıyordu. Arabayı durdurarak, adamla sohbet etmeye çalıştım. İran tarafında vurulan Giseka Köyü'nden geliyormuş. Bombardımandan ancak ineklerini kurtarabilmiş, diğer tüm mal varlığı köyde kalmış. Kendisine, “Güney Kürdistan hükümetinin sizin için yapacağı bir şeyler yok mu” diye soruyorum. Öfkelenerek, “Hükümet benim için ne yapacak? Bu sene içerisinde beşinci defadır köyüm İran ve Türk devletleri tarafında vuruluyor. Şimdiye kadar tek bir defa köyümüze bile gelmemişler, halimizi sormamışlar. Şimdi bu hükümetin bu saatten sonra bizim için çözüm bulacağını mı sanıyorsunuz? Bize ancak Allah yardım eder. İran ve Türk devletinin Allah belalarını versin. Onlar bizi vursun biz de inadına yıkılan ev ve köylerimizi tekrardan yapacağız” diyor.
Yoğun göç var
İlerledikçe, yol boyunca çok sayıda göç etmiş aile gördük. Daha sonra Şêx Zade Vadisi'nin en büyük köyü olan Jilê’ye geldiğimizde yaklaşık 3 bin insanın mezarlıkta ve yol kenarında beklediğini gördük. Ne olduğunu sorduğumuzda, dün Litan Köyü'nde top atışları sonucu şehit düşen Hêmin Sidik’ın cenazesinin beklendiğini öğrendik. Cenazeyi bekleyen insanlarda panik havası vardı. Çünkü beş dakika uzaklıktaki Litan Köyü hala vuruluyordu ve top sesleri tüm vadide yankılanıyordu.
Köylüler, “Halimiz böyle işte, kadın ve çocuklarımız geceleri uyamıyor. Yolda bir araba sesi geldiğinde çocuklar ya uçak ya da top geldi diyorlar. Ne rahat bir yemek, ne rahat bir uyku var. Hatta bir gölgede otururken bile kulaklarımız yukardan gelecek bir sesse kilitleniyor. Ya uçak ya da top gelebilir diye. Şimdi bu yaşam mı” diye soruyorlar. Kürt hükümetine seslenen köylüler, “Gelin bir saat burada yaşayın ki derdimizi anlayabilesiniz” diyorlar.
Cenaze geldiğinde tam bir infial durumu yaşanıyor. Kadınlar, erkekler ve çocukların ağlama sesleri birbirlerine karışıyor. Kimi kadınlar ve şehit düşen kadının babası kendinden geçerek bayılıyor. Cenaze geldiğinde o ana kadar insanların yüzündeki kaygı ve umutsuzluk yerini öfke ve kine bırakıyor. Artık kimse o an atılan top seslerini duymuyordu. Öfke ve acı o kadar büyüktü ki, o esnada gelen Türk savaş uçakları da bu durum üzerinde etki yaratamamıştı.
Daha sonra ise bombalandıkları için boşaltılan Derav, Jarya, Kolita, Litan ve Berkim köylerine gittik. Oradaki halk bize, “Gitmeyin, şuan bile bombalıyorlar” demelerine rağmen, gittik. İlk ulaşmış olduğumuz köy Litan’dı. Orada gerçekten virane olmuş bir köy gördük. Çamları kırılmış, duvarları çatlamış ve kimi evlerin de direk isabet aldığını gördük. Yine kimi evlerin kapıları bile kapatılmadığını ve hayvanların dışarıda olduğunu gördük. Daha önceki köyden ölen kadının burada vurulduğunu öğrendiğimiz için bu yeri tarif alarak geldik. Kadın evinden 15 metre ilerde kaçarken vurulmuş. Top bir metre arkasında düşmüş, parça direk kafasına isabet ettiği için yere yığılmış, yerde kadının terliği, tülbendi ve tülbende yapışmış saç ve kafa derisinin olduğunu fark ettik. Düştüğü yerde kan izleri bırakmıştı. Bu görüntü karşısında vücudum ürperdi. Kadından geriye ise beş çocuk kalmış…
Her haliyle bir savaş
Ardından diğer köylere doğru yol aldık. Hemen hemen hepsinde aynı manzara ile karşılaştık. Bu arada hala top atışları yapılıyordu. Yol kenarındaki su tankerleri, elektrik direkleri ve hemen hemen tüm evlerin duvarlarında delik ya da parça izlerine rastlamak mümkündü. Bu görüntü bir dönem Sırbistan ve Bosna-Hersek savaşındaki görüntüleri hatırlatıyordu. Bugün gördüklerim savaşın devam ettiğiydi; terk edilmiş, açık kapı ve pencereleriyle, harabeye dönmüş evler, sahipsiz kalan hindi, kaz, tavuk, eşek, inek, koyun ve keçileriyle, dumanı tütmemiş ocaklardı. Ve aralıksız devam eden bombardıman sesleri…
YUSUF ZİYAD - ANF/SIDEKA