Bu savaşın sanata vurduğu en büyük darbedir. Acılarımız ve savaş her zaman sahnemize yansıyor. Ama sahneyi durdurmamak lazım ve bütün çalışmalarımızı bu katliamlara atfetmek lazım” diyor. 

Devrim sürecinde sanatı ve savaşın sanata etkisine ilişkin konuşan Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) dans sanatçılarından Yeşim Çoşkun, savaşın ciddi tahribatlara neden olduğunu ancak halk gerçekliği içerisinde sanatın her zaman halkla iç içe olduğunu söylüyor. Yeşim, “Biz halkımızın tarihini sahnelerden eksik etmeyeceğiz” diyerek sanatsız barış ve devrimin olmayacağını kaydetti. 

Kürdistan halkının dans sanatında Türkiye’de yaşayan insanlardan daha fazla istekli ve ilgili olduğunu vurgulayan Çoşkun şöyle diyor: “Sergilemek istediğimiz, yaratmak istediğimiz eserler genel itibarıyla Kürdistan tabanı üzerinden gidiyor. Bir gerçekliğimiz var. Bu da dertli olmamızdır. Türkiye’de de kitlemiz var ama gerçekliğimiz olan Kürdistan’ı esas alarak üretmeye özen gösteriyoruz. Onun için de bizim için Kürdistan daha önemlidir.” 

Kürdistan’da savaş politikaları, psikolojik baskılar ve daha birçok uygulamaya rağmen Kürt halkının her zaman değerlerine sahip çıktığını, en zor zamanların da bile gerçekliğine sarıldığını vurgulayan Çoşkun, sayısal verileri göz önünde bulundurduklarında etkinliklerine Kürdistan’daki halkın Türkiye’deki halka oranla daha fazla katılım sağladığını belirtti. 


‘Halkımızın her konuda bir direniş ruhu var’

‘Savaş koşullarında sanata dair çalışmalarınız nedir?’ sorumuzu yanıtlayan genç sanatçı, “Ne yazık ki savaş bizim bir gerçekliğimiz. Biz bununla mücadele ederken aynı zamanda ‘biz bunu sanatla nasıl yenebiliriz, buna nasıl bir pozisyonda katkı sağlayabiliriz?’ diye var olan mücadele üzerinden çalışmalar yapıyoruz. Gerek müzik gerek dans ve tiyatro alanında cevap olmak için mücadele veriyoruz” dedi.

İstanbul’da 2’incisinin düzenlendiği İstanbul Kürt Festivali’ne de değinen Çoşkun, MKM’nin buna öncülük yaptığını aktardı. Yeşim festivalin etkilerinden söz ederek, “İstanbul gibi bir metropolde Kürdistan’ın dışında bir yerde böyle bir festivalin olması, isminin ‘Kürt Kültür Festivali’ olması bile alerjik bir durum yaratıyorken böylesi bir şeyi kırmaya çalıştık. Bunu ciddi bir savaş ortamında yaptık ve çok da ses getirdi. Gördük ki halkımızın gerçekten bir direniş ruhu var ve bu ruhla beraber büyük bir katılım oldu salonlarımız doldu” diyor. 


‘Sanata vurulan darbe’ 

Çoşkun, savaşın tahribatlarına rağmen halkın etkinliklerine ilgi göstermesine, “Sanatın devrimle iç içe olması her zaman umut verici” yorumunu yaptı ve ekledi: “Acılarımız ve savaş her zaman sahnemize yansıyor. Savaş ve katliamlar yaşandığında sahneyi durdurmamak lazım ve bütün çalışmalarımızı bu katliamlara atfetmek lazım. İki yıl önce biz tekrar Men û Zinê’yi Diyarbakır Şehir Tiyatrosuyla sahneleme fırsatı bulduk. Cemil Paşa Konağı var Diyarbakır’da. Çok kıymetli bir yerdir. Daha sonrasında Sur abluka altında kaldı ve biz bugün Cemil Paşa Konağı’nda oynayamıyoruz. Çünkü Valilikten tutun sistemin birçok alanı kamulaştırıldı, özelleştirildi, yakıldı ve yıkıldı. İnsanlar öldürüldü. Mem u Zin’in çıktığı asıl yerde artık oynayamıyoruz. Bu savaşın sanata vurduğu en büyük darbedir.”


Yeşim Coşkun…

Yeşim Coşkun, Koçgirili bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğup büyür. Daha küçük yaşlardayken sanat, hayatının bir parçası haline gelir. 1993 yılında İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde kurulan çocuk korosunda yer alan Coşkun, sonraki yıllarda MKM gençlik ve Koma Asmin müzik çalışmalarına da dahil olur. Fakat Yeşim Coşkun’un kendi sanat dalıyla tanışması 2003 yılında MKM çatısı altında başlayan Mem û Zîn müzikali ile gerçekleşir. 2004 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans Ana Sanat dalını kazanır, 2008’de ise bu okuldan mezun olur. Halen aynı bölümde yüksek lisans eğitimine devam eden Coşkun, profesyonel olarak 10 yıldır kurucu üyesi olduğu Mezopotamya Dansı sanat çalışmalarına devam ediyor.


ROJDA OÐUZ/JINHA/İSTANBUL