Ama’lı, fakat’lı, lakin’li konuşmaya gerek yok. Ne yazılı ne sözlü hiçbir yasa ile sınırlanamayan AKP iktidarı, esas olarak Kürdistan üzerinde sürdürülecek bir bölgesel savaşta kararlı olduğunu kanlı katliamları, faşist uygulamaları, ahlak tanımları içinde yer bulamayan kara propagandası ile ilan etmekle kalmadı, savaşı fiilen başlattı bile. Ve artık barış isteyen bütün söylemlerin karşısına çıkacak güçlü bir gerekçe, Roboskî’li, Şırnak’lı, Suruç’lu, Gezi’li, Lice’li gerekçelerimize eklenen Cizre’li örnekler gelecek günlerimizi karartacaktır. AKP Devleti’nin Cizre katliamına eşlik eden günlerde MHP faşistleri de esas olarak Batı’da HDP binalarına ve Kürt halkına yönelik polis desteğinde terör estiriyordu. Batı’nın kanlı bir katliamla yüz yüze olan Doğu ile ittifakını engellemeye yönelik klasik oyunlardan biriydi bu. Bütün yaşananlara karşın tepkisi güçlü olmayan Batı’nın pasifliği ise, Doğunun kardeşliğe yönelik serzenişlerini giderebilecek ikna gücünden yoksundur. Halkların birlikte yaşam ideallerini diri tutabilecek soyut sözlerin yerini somut yaşamın gerçeği almıştır. Bu gerçek, faşist bir diktatörlüğün Türkiye’de siyaseti tamamen ele geçirdiği ve doğrudan demokrasiye yönelik silahlı bir savaşı başlattığı gerçeğidir.

***

Cizre katliamına yönelik içerde ve dışarda tepkiler büyürken, medyada satır aralarında geçen "Suriye’den açılan ateş sonucu bir Türk askeri öldü" açıklamasının altını çizmeliyiz. Başkanlık sistemine karşı olan halkların "iknası" için önce kavramın (ya da olayın) sıkça tekrar edilerek güncelleştirildiğini; sonra mevcut yasalar devre dışı bırakılarak fiilen uygulamaya sokulduğunu; sonra fiili olanın yasal güvencesinin elde edilebilmesi için savaşa girildiğini; ve nihayet amacın gerçekleştirilmesi amacıyla bir seçim darbesini göze alarak yasal dayanağın gasp yoluyla elde edilmeye çalışıldığını hatırlayalım. Bu kanlı ve kirli iktidar, adalet karşısına çıkma korkusu nedeniyle bölgesel bir savaş çıkartabilmek için yanıp tutuşmaktadır. 

Mayıs ayından beri izlemekteyiz: Erdoğan’ın bütün kanlı uygulamaları, bir algı yönetimi sayesinde süreç içerisinde normalize edilmektedir. Suriye ile bir savaş çıkarmaya odaklanmış olan AKP Devletinin, kiralık katillere özgü bir soğukkanlılıkla göze aldığı "kendi güçlerine Süleyman Şah Türbesini bombalatarak birkaç Türk askerini öldürtüp savaş gerekçesi yaratma" çabası daha önce deşifre edilmişti. Bir iki kez tekrarlanacak olan "Suriye’den açılan ateş sonucu" girişli birkaç haberden sonra Suriye’ye yönelik yapılacak bir "resmî savaş ilanı", Türkiye’de siyasal tarihin yönünü değiştirebilecek bir öneme sahiptir. Böylece gerektiğinde seçimlerin iptali gerçekleştirilebilir ya da AKP Devletinin halklara yönelik şantaj ve tehdidine uygun bir ortam yaratılabilir.

***

KCK bildirisi "eğer Kürdistan’daki bu zulme ortak olunmak istenmiyorsa, başta Türkiyeli demokratlar ve devrimciler olmak üzere Ortadoğu halklarının ve tüm dünyanın demokrasi, devrimci güçlerinin ayağa kalkması gerektiği" çağrısı yapmaktadır. Bildiri, dünyanın her ülkesindeki Kürt halkını ve ittifaklarını dört parça üzerinde bu katliamlara karşı direnişe çağırırken, Türkiyeli devrimci demokratlara siyasal rollerini aktif olarak oynamaları gerektiğini hatırlatmaktadır.

Artık savaş başlamıştır. Artık kimse kimseden sağduyu bekleyemez. Belli ki sağduyunun geçerli olabileceği böylesi bir ortamın yeniden oluşturulabilmesi ev duvarlarını delen tank toplarının, çocuk bedenleri parçalayan asker kurşunlarının, vicdanlara lanet okutan açlık ve susuzluğun yarattığı öfke ortamında kısa bir sürede mümkün olmayacaktır. Belli ki bir süre daha savaşın yalın gerçeği yüreğimizi parçalayacak. Belli ki kanlı bir faşizmin yükselişini engelleyebilmek için daha çok mücadele etmemiz, daha çok bedel ödememiz gerekecektir. Bu yeni kanlı sürecin açılmasının bütün sorumluluğu tarihsel olarak da güncel olarak da devletin üzerinde olduğuna göre, belli ki bu devlet çökertilmeden halkların özgürlüğüne yönelik bir küçük umudu yetiştirebilmek asla mümkün olmayacaktır.

O halde KCK çağrısı doğrultusunda görev başına!