Seçim sonrası çözüm eksenli yeni bir sürecin başlayacağı ve sürecin yasal çerçeveye oturtulacağına dair işaretler olduğunu belirten KONGRA GEL Eşbaşkanı Kartal, "Fakat her şeyden önce, şu anda öncelikli olarak seçime yoğunlaşmalıyız. Seçimi etkili bir biçimde sonuçlandırmalıyız. Seçim sonuçlarıyla Önder Apo'nun elini güçlendirmeliyiz" dedi.
KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, sorularımızı yanıtladı.

Öcalan'ın Newroz Deklarasyonu başlayan sürece hükümetin/devletin yaklaşımının muhasebesini yapınca, ortaya çıkan nedir?

Hükümet, bu büyük fırsatı ağırlıklı olarak elini rahatlatmak, çatışmasız bir ortamda kendisinden yana geliştirmek için kullandı. Somut, gerekli adımları atmadığı için süreci kilitledi.
Buna rağmen, Kürt tarafının ısrarıyla devam eden süreç, Türkiye siyasetinde özgürlük mücadelesine karşı savaş eksenli oluşturulan ittifakları dağıttı. AKP ve Cemaat arasında yaşanan krizin kökeninde de bu vardır.
Türkiye'de siyaset mekanizması, arenası yeniden tahkim ediliyor. Yeniden güç dengeleri oluşuyor. Bu temelde denilebilir ki, Newroz Manifestosu, Türkiye'de siyasi dengeleri de alt üst etti. Şu anda bu yeni oluşan dengeler çerçevesinde bir seçime gidiliyor.
Seçim sonuçları bu tarihsel sürecin gidişatı için çok önemli etkiler yaratacak. Seçimlerde alınacak oy oranları, sürecin gidişatını belilrleyecek, önemli bir etken olacak.


Kürt Özgürlük Hareketi üzerine düşen adımları attı mı?

Sürecin kilitlenmesine, düğümlenmesine rağmen Önder Apo ve Hareketimiz, devam etmesi konusunda gerekli sorumluluğu, hassasiyeti gösterdi. Paris Katliamı, Gever'de yurtseverlere yönelik doğrudan hedef gösteren yönelimler, Roboskî davaları süreci, KCK davaları, en son milletvekillerine yönelik Cemaat eksenli mahkemelerin savcı ve hakimlerinin yönelimleri... Yani, sürecin boşa çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çaba içinde oldular. Ama bu sürecin sürdürülmesi ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi, çözüm eksenli olarak yeniden dizayn edilmesi için Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi son derece kararlı ve öngörülü davrandı.

Öcalan, son görüşmede umudunu koruduğunu ifade etti, neden?

Bir önceki görüşmede Önder Apo'ya KCK Yürütme Konseyi tarafından iletilen bir mektup vardı. Önder Apo, "Eğer ben görüşmelerinden yeşil ışık alırsam, bir umut görürsem mektuba cevap yazacağım; aksi durumda cevap yazmayacağım" demişti. Sürecin nasıl gelişeceği de bu temelde ele alınacaktı. Bu son görüşmede yeni mektup yazdığını ve bunu heyete ileteceğini, devlet heyetiyle yapılan görüşmeler noktasında umutlu olduğunu ifade etti. Dolayısıyla bunu, seçim sonrası çözüm eksenli yeni bir sürecin başlayacağı ve sürecin yasal çerçeveye oturtulacağına dair bir işaret olarak algılıyoruz.
Fakat her şeyden önce, şu anda öncelikli olarak seçime yoğunlaşmalıyız. Seçimi etkili bir biçimde sonuçlandırmalıyız. Seçim sonuçlarıyla Önder Apo'nun elini güçlendirmeliyiz.


Seçimlerle sıklıkla vurgu yapıyorsunuz. Sürecin başarıya ulaşması noktasında çok mu önemli seçim sonuçları?

Elbette. Seçimler hem Türkiye siyaseti ve hükümeti açısından hem de Kürt Özgürlük Hareketi açısından şüphesiz önemlidir. AKP'yle ilgili hırsızlık, yolsuzluk bir yığın iddia var ve bunlar son derece ciddi. Bunun yanında bu sürecin genel karakterinin Kürt sorununun çözümüyle ilgili olduğunu, PKK'yle, Önder Apo'yla görüşme temelinde gelişecek bir sürece müdahale olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla Türkiye kamuoyu açısından oluşacak seçim sonuçları önemli.
Kürt Özgürlük Hareketi açısından bakarsak, halkın desteği açığa çıkaracak. Hem Türkiye metropollerinde hem Kürdistan'da Kürt halkının ve Türkiyeli devrimcilerin, demokratların sürece verdiği destek açısından bir tablo oluşacak; bu yönüyle çok önemli.
Çözüm eksenli süreçte Türkiye kamuoyunun hükümete verdiği destek de ortaya çıkacaktır.
Bu çerçevede de Türkiye siyaseti yeniden dizayna tabii tutulabilir. Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler de var. Görünen o ki hem cumhurbaşkanlığı seçimi hem de genel seçimler sonrası biraz da yeni anayasa eksenli olarak yeni bir sistemin dizayn edilmesi süreci olacaktır. Bu yüzden de süreci doğrudan etkileyecektir.


Avrupa'nın sürece yaklaşımı nasıl? Sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünüyor musunuz?

Avrupa'nın söylem olarak bir desteği oldu ama somut politikalarda maalesef bir şey yok. 


Mesela somut politikalarda barış sürecine yönelik ne olabilirdi?
Mesela Paris Katliamı gerçekleştirildi. Avrupalı devletler, bunun çözüm sürecine yönelik bir konsept olduğunu çok açık biliyorlar. Bunun üzerine giderek, bunu aydınlatarak, arka planındaki karanlığa ışık tutarak, çözüme karşı olan güçlere tutumlarını gösterebilirlerdi; çözümü isteyen güçlere de destek verebilirlerdi. Bu olmadı.
Avrupa Birliği bir Kürt sorununu çözüm projesi oluşturabilirdi. Bu noktada da Avrupa'daki Kürt kurumlarını, siyasetçilerini ve Kürt halkını hesaba katan ve gerekli desteği sunan bir yaklaşım içinde olabilirdi. Dolayısıyla Avrupa Birliği Kürt sorununun çözümünde pozitif bir rol oynayabilirdi; bu fırsatı vardı. Ama maalesef Avrupa Birliği, Kürtleri kriminalize eden politikalarını halen sürdürüyor. Yani Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi bir taraftan kriminalize ve terörize edilirken çözüm sürecinin etkili bir şekilde yürümesi zordur. Avrupa Birliği bu konuda da üstüne düşeni yapmıyor. Türkiye'yle ekonomik ve siyasi ilişkileri doğrultusunda politika belirleyen bir yaklaşım içindedir.

Avrupa'daki Kürdistanlılar açısından süreç nasıl işledi? Sürecin ihtiyaçlarına karşılık gelen bir pratik sergilenebildi mi?

Avrupa'da yaşayan Kürdistanlılar açısından çok önemli bir misyon vardı. Önder Apo, biliyorsunuz, çözüm süreciyle ilgili dört temel konferans önerdi; bir tanesi de Avrupa'daydı. Avrupa'daki konferans, Avrupa'da yaşayan halkların, siyasi grupların bir araya gelmesi için bir fırsat oldu. Sonuç olarak da biliyorsunuz, Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi ortaya çıktı. Şunu söylemek lazım ki, nasıl geçen bir yıllık süre içinde Kürdistan'da demokratik çözüm sürecini demokratik toplumu inşa ederek geliştirme noktasında tam misyon oynanamadı ve biraz eksik kalındıysa, Avrupa alanında da eksiklik yaşandı.


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ