
Savaşmayı ve silahı reddettikleri için yaşamları sürgünle geçen Malakanlar, bu özellikleri nedeniyle sürgün adreslerinden biri olan Türkiye’de de askerlik yapmayı reddetti. Büyük kısmı 1960’lı yıllarda Rusya’ya döndükten sonra Qers’te kalmaya devam eden son Malakanlardan Eker ailesi, dayanışmacı ve savaş karşıtı geleneği yaşatmaya devam ediyor.
1800’lü yılların son çeyreğinde Ortodoks Kilisesi’nin süt içimini kısıtlamasının ardından kiliseden ayrılan ve Osmanlı-Rus savaşının ardından Ruslar tarafından Qers’e yerleştirilen Malakanların savaş ve silaha karşı verdikleri mücadele nedeniyle sürgün geçen yaşam öyküleri dikkat çekiyor. Dinsel ibadet ve inançlarıyla Rus Ortodoks kilisesinden kopan ve kendilerini ruhani Hıristiyan olarak tanımlayan tarım kökenli Rus topluluğu olan Malakanların büyük kısmı, savaşmayı ve silahı reddettikleri için sürgün edildikleri ülkelerden 1960’lı yıllarda yeniden Rusya’ya dönerken, bir kısmı ise halen Qers’te yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Çok ileri tarım ve ziraat tekniklerini kullanan ve patates, ayçiçeği, lahana ekimi, kaşar, gravyer ve diğer peynir çeşitlerinin yapımı, arıcılık, değirmencilik, değirmenden elektrik üretmek gibi birçok teknikle tanıştıran Malakanlar, kentin kısa sürede ekonomik olarak kalkınmasına da öncülük etti.
Niçin insan öldüreceksin?
Qers merkeze bağlı İncesu köyünde yaşayan kentteki son Malakanlardan biri de Eker ailesi. 5 çocuğu ve eşiyle birlikte tarım ve hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Mehmet Ali Eker (61), Malakanların üretici ve paylaşımcı geleneğini sürdürdüklerini anlatıyor. Malakanların bir alt kolu olarak kabul edilen Tukhaborlar’ın 1895 yılında Rusya tarafından kendilerine verilen silahları Akyaka ilçesine bağlı Karahan köyünde yaktıklarını bu nedenle de ağır işkencelerden geçirilerek sürgün edildiklerini anlatan Eker, „Silahlar insanların doğasına aykırıdır diye bir inancımız var. Dünya para harcanıyor silah için. Niçin, insan öldürmek için. Niçin insan öldüreceksin? Barış varken, neden savaşalım. Onca para, silah ve savaş yerine insanlığa faydalı şeyler için harcanmalı“ diyerek, yaşam felsefelerini barıştan yana koruduklarını söylüyor.
Rekabet yok, dayanışma var
Hiyerarşik yapılarının olmadığını, her bireyin söz söyleme hakkına sahip olduğunu anlatan Eker, „Malakanlarda ağa, paşa gibi kast sistemi yoktur. Çok zengin Malakanlar vardı ama küçümsemezdiler birbirlerini. Herkes eşitti. Hepsi aynı masada yemek yer, aynı yerde duasını yapardı. Kararlar Sabraniye’de ortak, herkesin fikirleri alınarak alınırdı“ diyor. Evliliklerde de ne kadın ne de erkek üzerinde tahakküm ve zorlama olmadığını söyleyen Eker, „Tahakküm ilişkileri yok. Yarışma, rekabet yok. Dayanışma var. Alnının teriyle kazanma var. Malakanlar insanlara hürmet etmeyi sever. Elindekini komşusu ile paylaşır. Mal Allah’ındır diyerek tüm insanlar ile dayanışma içerisinde yaşarlar“ diye konuşuyor.
Tarım ve ziraat açısından ileri teknikleri kullanarak kent ekonomisine önemli katkılar sunduklarını anlatan Eker, „Malakanlar sanatkardı, genellikle değirmencilik yaparlardı. Gemicilik, sobacılık, marangoz, arıcılık hep onların elindeydi. Çok çalışkandırlar. Akla gelen her türlü işi başarabiliyorlardı. Doğayla içi içe ve üreticidirler“ ifadesinde bulunuyor.
Türkiye’de de kabul etmediler
Savaş ve askerlik karşıtı Malakanların, Türkiye’de de askerliği kabul etmediğini ama askerlik yapmaya mecbur bırakıldıklarını dile getiren Eker, „Bu nedenle Malakanlara silah vermediler. Geri hizmet işlerinde çalıştırıldılar. Marangozluk, duvar ustası gibi işlerde çalıştırılıyorlardı. Malakanları aşçı yapmazlardı. ‘Malakandır yemeğe zehir katabilir’ diyorlardı. Nöbet vermezlerdi. Türkiye’de zaten artık Malakan kalmadı. Ama 1960’lı yıllarda geri dönen birçok Malakan Rusya’da da askerliğe mecbur bırakıldılar“ ifadesinde bulundu.
İDRİS SAYILGAN/DİHA/QERS