Ve olaylar hızla gelişir. Birçok çizgi romanda böyle yazar. Ardından peş peşe vurdulu kırdılı sahne okuruz. Türkiye’de de böyle oluyor. Önce size bundan bir yıldan daha önce, 25- Ağustos-2011’de, yine Y.Özgür Politika’da bu köşede ki yazımdan bir parça okutmalıyım;
“Ben hükümetin bu kadar yaşanılandan sonra bir Tamil hatasına düşeceğini sanmıyordum ancak oyun başka türlü gelişiyor. Suriye isyanlarının gösterdiği, oradaki en örgütlü güç olma potansiyeli taşıyan Kürtlerdir, İran’da yine aynı durum var. Irak’ın durumu belli ve Türkiye. Şu anda bölgede en etkili güç Kürt hareketidir ve bazı açılardan, TC’den de daha büyük etki alanı vardır. Size garip gelecek ama bana kalırsa TC’nin, Kürtleri imha etmek istememesi gerekiyor ve daha da garip gelecek olan şu ki, TC’nin, PKK’yi de imha etmek istememesi gerekiyor. İmha edebilir demiyorum zaten ama bunu da istemeyecektir. Eh, biraz akıllıysa. Çünkü bölgedeki en etkili güç ile birlikte hareket edebilme şansı varken ve bu tek şansı ise, bunu kullanmamazlık edemez. Sadece İsrail ittifakı, bölgede hiç yeterli olamaz. Devrimci yanlarını törpüleyeceği bir Kürt hareketi, TC’nin bugün tek şansı ve hayalidir” diye yazmıştım. Tabi ki hükümet bunu okumamıştır ya da ‘Eh biraz akıllıysa’ kısmını yazarken gene devletler hakkında yanılmışım. Sandığımdan daha da saf oluyorlar en naif tarifle. 25-Ağustos-2011 ve olaylar hızla gelişir…
Daha henüz ortada, Suriye Kürt özerk bölgesi filan yoktu. Herkes Esad’ın her an iktidarı bırakıp Avrupa sosyetesinde, devrik devlet başkanı ve güzel eşi olarak yer alacağını zannediyordu. Soldan birçok arkadaşım gibi emperyalizm ilişkisini, doğrudan bir kukla ilişkisi olarak görmem. Bütün iktidar ve hegemonya ilişkileri gibi gel-git’li ilişki biçimidir ve birçok etkenli güç ilişkisine dayanır. Buna bağlı olarak da AKP-ABD ilişkisi de benzer bir konumdadır. ‘ABD’nin uşağı AKP, bu şekilde davranır.’ Demek, belki genellikle-son tahlil de doğru ama kolaycı bir tanımlamadır ve her genelleme gibi içinde büyük yanlışlıklar barındırır. AKP ve Tayyip Erdoğan birçok zamanda aslında ABD’den bağımsız davranmaya çalıştı. Bu durum daha çok İsrail, Mavi Marmara ya da Davos ile tanımlanan süreçten çok asıl olarak İran ile ilişkiler üzerine çarpıcı etkisi vardı.
Özellikle yanına Lula’yı alan Erdoğan birlikte nükleer silah hamlesi yapması, temizlik mümessili çocuğun çamurlar da yuvarlanmasıydı. Bence daha da önemlisi Brezilya petrol şirketi PetroBras ile Karadeniz de petrol arama anlaşması yapması daha da önemlisi bir uçak fabrikası kurma girişimi tam anlamıyla mahçup bir raydan çıkma çabasıydı. Mesela Fransa ile bir ermeni anıtı sorunu çıktığında hemen ardından yapılan Fransa’dan birkaç uçak alımı sözleşmesi ile bir çok zaman durulan suları aklınıza getirirseniz, Brezilya ile bir uçak fabrikası kurma girişiminin ne kadar büyük bir yaramazlık olduğunu görebilirsiniz.
Ve olaylar hızla gelişir. Devreye ABD’nin manivelası Pensilvanya, Fethullah Gülen girer. Önce Kürtlere nefret söylemi ile başlayan süreç, Türk devleti adına, Kürt hareketiyle masaya oturan, MİT müsteşarının ifadesini almaya kadar uzanan bir pozisyona itekler manivela. Bir de hayatın gerçek kralı ölüm, bir bağırsak enfeksiyonu olarak, Başbakanın ensesinde dolaştığında, Pensilvanya manivelasının itekleme gücü artar. Bir sağa, bir sağa giden hacı yatmaz iktidar, tekrar rayına, ABD’nin yoluna oturur. Hemen yıkılacak Esad iktidarı ve ardından en azından vurularak etkisizleştirilen İran ve dolayısıyla ABD işgali ile ortaya çıkan, Irak Şii devletinin gücünü yitirmesi senaryosu peş peşe gelecek zannedenlere göre hareket edilir.
Bu egemenler her şeyi bilgisayar oyunu zannediyorlar. Halkları ve bu filmde esas aktör, Kürtleri hiç hesaba katmıyorlar. Bu kadar istihbarat teşkilatları, stratejistleri, maaşlı ya da tımarlı düşünce adamları, bu sürecin, bu eylemlilik düzeyine ve daha da fazlasına ulaşacağını akıllarına getiremedi mi? Gerçekten bu kadar öngörüden yoksun bir iktidar körlüğü içindeler mi ve ancak Türk filmlerinde görülen bir araba çarpması sonucu mu ‘Görüyorum, görüyorum.’ diye bağırarak mı kurtulacaklar bundan? Kendi ordusunun yüze yakın, en üst komutanını cezaevindeyken, Profesyonelleştirilmesi-özelleştirilmesi henüz becerilemeyen ve her şey bir yana, kendi bombalarını taşırken askerlerini kaybeden bir gücün kazanabilmesi mümkün mü?
Sınavların cevap şıklarını bile yan yana dizemeyen, bir iktidar aptallığı, savaş içinde her insanı yitirdiğimiz de, büyük bir acıya dönüşüyor. Bir iktidar bile, bu kadar aptal olmamalı.