İktisatçı Kurtar Tanyılmaz, 2019’da da yayılma olasılığı olan savaş harcamalarının ekonomik krizi daha da derinleştireceğini söyledi.
Ekonomist Ali Rıza Güngen de dış borç sorunu çözülmeden, küresel kredi alabilir hale gelinmeden, ekonominin toparlanamayacağını belirtti.
Hükümetin “yok” dediği ekonomik kriz, artan enflasyon, dış borç, işsizlik ve yavaşlayan üretimle derinleşiyor. Bir yandan da Kürt sorununda devam eden savaşta ısrarın Suriye ve Irak’a kadar uzanması krizi ağırlaştırıyor.
Krizin nedenlerine dikkat çeken iktisatçı Kurtar Tanyılmaz, olasılıklara ilişkin değerlendirmede bulundu. Sabit sermaye yatırımlarının uzunca bir süredir yavaşlaması ve işsizliğin sürekli artmasının ciddi bir krizin belirtisi olduğunu dile getiren Tanyılmaz, yüksek enflasyonla birlikte çalışanların her geçen gün yoksullaştıklarını ifade etti. Krizin şimdilik dış borç ve döviz krizi olarak seyrettiğine dikkat çeken Tanyılmaz, bunun reel sektör krizine dönüşme olasılığının güçlü olduğunu vurguladı. Bu aşamadan sonra krizin kredi veren bankalara bulaşacağını ve mali krize evrileceğini belirten Tanyılmaz, “Bunun zamanlaması ve şiddeti bir yandan dünya ekonomisindeki kriz eğilimlerinin Türkiye ekonomisini ne ölçüde etkileyeceğine, öte yandan hükümetin izleyeceği maliye ve para politikalarının söz konusu etkileri ne ölçüde massedebileceğine (tüketim, yatırım ve kamu harcamalarının toplamı) bağlıdır” dedi.
Erdoğan’ın sorumluluğu
Türk burjuvazisinin daha karlı üretim yapabilmek için dünya pazarında tutunma çabasını ancak dışarıdan daha fazla borçlanarak sürdürebildiğini hatırlatan Tanyılmaz, şöyle devam etti: “Bununla birlikte krizin tetiklenmesinde ve şiddetlenmesinde Erdoğan’ın enerji ve inşaat sektörlerinde yatırımları bulunan sermaye gruplarının zora düşmemesi ve yerel seçimler öncesi ekonomide iç talebin daralmaması için faiz oranlarını düşük tutmak istemesi de etkili olmuştur. Bu da sermaye kaçışını artırmıştır. Yani 15 senedir yüksek faiz vererek dışarıdan kaynak bulmaya itiraz etmeyen ve bu bağımlılığı ortadan kaldırmak bakımından somut bir adım atmamış olan AKP hükümeti ve Erdoğan’ın da sorumluluğu bulunmaktadır.”
Bütçe açığı artacak
Bütçede en fazla pay ayrılan harcama kaleminin Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde yer alan faiz ödemelerinin olduğunu anımsatan Tanyılmaz, “Yani bütçenin asıl çerçevesini ‘Sermayeyi nasıl kurtarırız?’ sorusu etrafında içerideki ve dışarıdaki sermayeye kaynak bulma hedefi oluşturuyor. Bütçe sermayenin krizine önlem arayışını ön planda tutuyor; ancak bu terse dönüp kamu harcamalarının ve bütçe açığının artmasıyla krizi daha da derinleştirici bir etkide bulunabilir” diye konuştu.
Aslan payı savaşa
Kürt sorunundaki ‘güvenlikçi politika’ ve Suriye’deki savaşın bütçeden savunma ve güvenlik harcamalarına ayrılan payı arttırdığını da ifade eden Tanyılmaz, bu harcamaların krizin daha da derinleşmesinde etken olacağını söyledi.
Sosyal harcamalar kısıldı
Kamu tasarrufu adı altında sosyal harcamaların da kısıldığını sözlerine ekleyen Tanyılmaz, “Buna mukabil sermayeye dönük vergi indirimleri, teşvikler, altyapı ihaleleri için özel bütçeler oluşturuluyor; Saray’a ayrılan bütçe harcamaları artırılıyor. Gelirden bağımsız ve en çok gündelik geçimi etkileyen harcamalar içinse vergiler artırılıyor; yani emekçilere kemer sıktırılıyor” dedi.
İşsizlik temel sorun
Toplumun yüzde 75’inin işçi ve emekçilerden oluştuğunu belirtin Tanyılmaz, bu kesimin krizden en çok etkilenen kesim olduğunu ve ‘milli gelir’den aldığı payın sürekli eridiğini dile getirdi. Tanyılmaz, ülkenin en temel sorunlarının işsizlik, yoksulluk ve enflasyon olduğuna vurgu yaptı.
Birleşik emek cephesi
Tanyılmaz, fabrikalardan, AVM’lere tüm çalışanları sendikalarda örgütlemeyi ve tüm işçilerin ihtiyaç ve taleplerini merkeze koyan bir birleşik emek cephesi inşa etmenin acil görev olduğunu ifade etti.
ANKARA
Oy yatırımı bütçeyi dağıtıyor
Ekonomide derin kriz yaşanırken seçim yatırımlarının da ardı arkası kesilmiyor. Bu yıl bütçenin 80.6 milyar TL açık vermesi öngörülürken, uzmanlara göre 2019’un hemen başında bu kadar yüklü harcama kaleminin açıklanması bütçedeki deliği büyütecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, küçük ve orta büyüklükte işletmelere (KOBİ) toplam 20 milyar TL’lik kredi sağlanacağını açıkladı. 13 bankanın katıldığı KOBİ Değer Kredisi kapsamında, imalat ve ihracatçı firmalara 1 milyon lira, diğer sektörlere ise 500 bin lira kredi verilecek. 6 ay geri ödemesiz 36 ay vadeli kredi için faiz oranı aylık yüzde 1.54 olarak uygulanacak. Paketten 40 bin işletme faydalanacak. “Hazinemize etkisi yoktur. Kredi Garanti Fonu’nun tahsis edilmiş limitleri içinde yapılan bir uygulamadır” diyen Albayrak, 25 milyon TL ciro altındaki şirketlere uygun finansman verileceğini belirtti.
Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Kasım ayı itibarıyla bankaların yapılandırdığı kredilerin miktarının 118 milyar lira olduğunu söyledi. Aydın, toplam 2.5 trilyon lira olan kredilerin yüzde 55’in kurumsal müşterilere, yüzde 25’inin KOBİ’lere ve yüzde 20’sinin bireysel müşterilere kullandırıldığını dile getirdi. Futbol kulüplerinden kredi kartı borçlularına, çiftçi ve esnaftan KOBİ’lere kadar birçok kesime seçim öncesinde borç yeniden yapılandırma ve düşük faizli kredi verilmesi, uzmanlar tarafından bütçe açığının artacağı eleştirilerine de neden oldu.
Bütçeyi tarumar eder
Cumhuriyet’e konuşan Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, seçim öncesinde açıklanan ve piyasadaki nakit akışını hızlandırmaya dönük söz konusu paketlerin bileşik etkisinin 2019’da bütçeyi tarumar edeceğine dikkat çekti. Düşük faizli ve 6 ay geri ödemesiz kredilerle yeniden yapılandırmaların, banka bilançolarına da zarar vereceğine işaret eden Kozanoğlu, banka bilançolarındaki bazı kalemlerin dondurulmakta olduğunu söyledi. Atılan her adımın krizin itirafı olduğunu belirten Kozanoğlu, ekonominin kördüğüme sürüklendiğini vurguladı. “Tam anlamıyla Saray’dan bir kumanda ekonomisi oluştu” diyen Kozanoğlu, Ziraat Bankası’na yüklenen yükün kamuya ciddi zararı olacağına da değindi.
Sadece daralmayı geciktirir
Doç.Dr. Aysel Gündoğdu ise borç ve kredi paketleri ile tıkanık olan piyasanın kısa süre için canlanmasının hedeflendiğini belirtti. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen dar ve orta gelirli yurttaşlar iyi bir haber olan bu paketin olumsuz etkileri de olduğuna dikkat çeken Gündoğdu, “Sürekli af, erteleme, faizlerin belirli bir kesim için özellikle düşürülmesi borcuna sadık kişiler üzerine olumsuz bir etki yaratabilir. Özellikle ileriki yıllarda nasılsa af çıkar beklentisi ile borçların ve vergilerin ödenmemesi ile ilgili bir eğilim oluşabilir. Bu noktada haksızlık olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Kalıcı çözüm yok
Atılan adımların ekonominin genel gidişatı için kalıcı çözümler sunmadığını vurgulayan Gündoğdu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ekonomi şu anda 31 Mart’a kadar dondurulmuş durumda. Yapılan bu düzenlemelerin gerçek etkisi seçimden sonra ortaya çıkabilir. Şu an elde bulunan tüm imkanlar ile ekonomik daralma önlenmeye çalışılıyor. Ancak bu sadece daralmayı geciktirir. Kısa vadeli planların etkisi ülke ekonomisini yoluna koymak için yeterli değildir. İşin aslını mayıs gibi göreceğiz.”
Dış borç çözülmeden düzelmez
Dış borç stoku son verilere göre, 448.5 milyar dolar olarak belirlendi. Türkiye, son 30 yıllık dönemin reel dış borç stoku rekorunu kırıyor. Bir diğer tehlike ise dış borcun ‘milli gelir’e oranın yüzde 60’a dayanmış olmasıdır. Yeni Ekonomik Program’ında (YEP) belirtilen 763 milyar dolarlık GSYH miktar hesaplaması sonucunda 2018 yıl borç stokunun milli gelire oranı yüzde 60 oranında olması bekleniliyor.
Dış borç sorununun nedenleri arasında, iç tasarrufun ihtiyaç duyulan orandan sermaye birikimi için yetersiz olması, kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için ithal gereken sermaye malları ve teknik bilgi için yeterli döviz rezervine sahip olmaması, değer üreten bir ekonomik anlayışından uzak olması ve yerli kaynak itibari ile yetersiz olması sıralanıyor. Son 15 yılda gelirin yüzde 21 oranında yatırım yapıldı. Verilere göre, söz konusu yatırımları karşılayan yerli kaynaklar ise yüzde 13 civarında. Dolayısı ile aradaki fark yabancı kaynaklardan sağlandığı için dış borç giderek arttı.
Yatırım yapılmadı
Dış borçların kullanım alanlarına bakıldığında, bankacılık sistemi ile gelen borçların çok büyük bir kısmı iç tüketimin fonlanmasında kullanıldığı görülüyor. Yani dış borç yoluyla gelen paranın kullanım alanları yatırımlardan ziyade tüketim alanlarında kullanıyor. Dış borcun geldiği sektörler bakıldığında, hizmet ve inşaat ilk sıralarda. Yine dış borçla ile kredilerin büyük bir oranı kamu özel ortak projelere harcandı. 2006 ile 2016 yılları arasında 135 milyar dolarlık toplamda 215 tane projenin büyük bir kısmı HES yapımları şeklinde oldu. Bir kısmı köprü, üçüncü hava limanı gibi alanlarda kullanıldı. Bu harcama önceliği dış borcun heba edildiği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.
Ekonomist Ali Rıza Güngen, Türkiye’nin mevcut dış borcundan kaynaklı, sürekli olarak finansman arayışında olacağını dile getirdi. Özellikle 2018’deki ekonomik kriz nedeniyle ile sıcak para girişinin azalması ve çıkarılan sıcak paranın, ekonomide muazzam bir çalkantıya yol açtığını hatırlatan Güngen,“Küresel ortamdaki en ufak bir rüzgâr, en ufak bir sarsıntı tüm ülke ekonomisini derinden etkiler. İşte 2018 krizinin bu ortamda kredi ihtiyacının karşılanmıyor olması ya da hızlı bir toparlanmanın gerçekleşmemesinin arkasında da bu borç sorunu yatıyor. Bu borç sorunu çözülmeden; yani hem kredi bulabilir hem de kredi verebilir hale gelmeden bir ekonomik toparlanmanın söz konusu olmayacağı görülüyor” dedi.
Güngen, mevcut borç stokunun muhtemel beklentiler üzerindeki rakamlar ile karşılaştırdığında, Türkiye’nin 2018 dış borç stokunun gelire oranının yüzde 40’lardan yüzde 60 oranına çıkmasının beklendiğini hatırlattı. Güngen, “Bu da alarm zillerinin çalması demek. Biliyorsunuz ağır kriz dönemlerin toplumsal yansıması da ağır oluyor. İşsizlik krizi artıyor. İşsizlik krizi arttığı için ailelerin refah düzeyi de hızlıca düşüyor. Bu da toplumsal gerilimlerin artmasına yol açıyor” diye konuştu.
Gelirin yarısı borca
Ekonomist Pelin Kılınçarslan, artan güvencesizlik ve eşitsizlik nedeniyle hane halkında borçların hızla yükseldiğini, en borçlu grubu da düşük gelirlilerin oluşturduğunu belirterek, “Hane halkı borcu, 2000’lerin başında yüzde 4,5 civarında iken şimdi yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda” dedi.
Koç Üniversitesi’nde doktora tezi hazırlayan ekonomist Pelin Kılınçarslan, tezini kriz dönemlerinde borçlu ve borçla yaşamak deneyimleri üzerinden hazırlıyor. “Borçlu ve Borçla Yaşamak: Yunanistan ve Türkiye Örnekleri Üzerinden Kadın Deneyimleri” başlıklı araştırmasına devam eden Pelin, krizli ekonomilerde kadınların bu yükü nasıl algıladığı, deneyimlediği ve ne şekilde etkilendiği üzerinde duruyor.
Adeta borç bağımlılığı
Hane halkı borçlarından kredi kartları veya akla gelebilecek her türde kredi borcunu kasteden Kılınçarslan, hane halkı borçluluğunun alt yapısına ve bu konuya toplumsal cinsiyet perspektifinden bakılması gerektiğinin altını çizdi. Özellikle 1980’lerden devletler, şirketler, haneler ve kurumların giderek daha fazla borçlandığını kaydeden Kılınçarslan, “Kamu hizmetlerinin metalaşması ya da kaba tabiriyle refah devletinin insan hayatını daha fazla olumsuz anlamda etkileyecek şekilde dönüşümü söz konusu. Artan güvencesizlik ve eşitsizlikler, hane halkı borçlarının hızla yükselmesine, adeta bir borç bağımlılığının yaratmasına sebebiyet verdi. Kredi kartı kullanmadan gündelik hayatı, yani temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma gelen milyonlarca insandan söz edebiliyoruz. Borç bağımlılığı buna tekabül ediyor” dedi.
Türkiye’nin borcun en hızlı arttığı, aylık tüketim oranlarının en hızlı yükseldiği ülkeler olduğunu aktaran Kılınçarslan, borçların 2000’lerden bu yana 6 kat arttığı, yüzde 4,5 civarından yüzde 50’nin üzerine çıktığını söyledi. Kılınçarslan, şöyle devam etti: “Yani haneye gelen gelirin yarısından fazlasını borçlara veriyoruz. Borçlu hanelerin yüzde 60’ını geliri 2 bin TL’nin altındaki gruplar oluşturuyor. Yani düşük gelirli gruplar daha çok borçlanıyor. Ancak burada orta gelirli gruplarında da borçlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Finansal kırılganlık, tüketim odaklı bir büyüme var. Emek piyasası esnekleştiriliyor. İşsizlik, düşük ücretler, gelir adaletsizlikleri gibi durumlar söz konusu. Bunların hepsi hane halkının borçlarının artışına sebebiyet veriyor. Türkiye’de karşılaşılan ekonomik güçlüklere karşı bir kabullenilmişlik söz konusu. Burası zaten sürekli bir kriz halinde.”
Cari açık 34 milyon dolar
Merkez Bankası Kasım 2018 cari işlemler hesabını açıkladı. Açıklanan verilere göre cari açık 33 milyar 932 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Merkez Bankası’nın verilerine göre, geçen yılın Kasım ayında 4 milyar 482 milyon dolar açık veren cari işlemler hesabı, bu yılın aynı ayında 986 milyon dolar fazla verdi. Bunun sonucunda, 12 aylık cari işlemler açığı 33 milyar 932 milyon dolar olarak gerçekleşti.
11 ayda 37 milyoner daha
Kriz halkı daha fazla yoksullaştırırken zenginler daha fazla zenginleşiyor. Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olanların sayısı 11 ayda 37 bin 340 artarak 176 bin 320’ye ulaştı
Kriz nedeniyle toplumun büyük çoğunluğu giderek daha fazla yoksullaşırken, Türkiye’deki milyonerlerin sayısı da mevduatları da hızla artıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olanların sayısı Kasım 2018 itibarıyla 176 bin 320’e çıktı. 2017 sonunda 138 bin 980 olan milyoner sayısı böylece 11 ayda 37 bin 340 kişi arttı.
Milyonerlerin toplam mevduatı Kasım sonu itibarıyla 1 trilyon 80 milyar 73 milyon liraya ulaştı. Böylece milyoner başına düşen ortalama mevduat, 6 milyon 126 bin lira oldu. 2017 sonunda 909 milyar 979 milyon lira seviyesinde bulunan milyonerlerin toplam mevduatı, 11 ayda 170 milyar 94 milyon lira artış kaydetti.