Bu kez uzaktan uzağa yazmak yerine Beyrut’ta yaşayan Ermeni gazeteci Hamo Moskofian’la Lübnan ve Ortadoğu’da son dönem yaşanan gelişmeler üzerine bir söyleşi yaptım.

Moskofian’ın kökleri bir çok Ermeni gibi Anadolu’ya uzanıyor. Belki tek farkı ailesinin Soykırım sürecinde değil, daha sonra 1939’da Hatay’ın ilhakıyla bölgeyi terk etmesinde. Lübnan’a göçlerinde doğal olarak yeni bir soykırım korkusu ilk planda yer almış. Moskofian gençliğinde savaşçı bir kimliğe sahip. FKÖ içinde Ermenilerden oluşan bir birlikte mücadele etmiş, defalarca yaralanmış. Şimdi gazetecilik yapıyor. Gençliğinde ve şimdi de Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerle birlikte çalıştığını ve bölgenin kurtuluşunun ortaklaşa mücadeleden geçtiğini söylüyor.

Lübnan’ın geleceği

Moskofian eski Genelkurmay Başkanı Michel Aoun’un 2014’ten beri boş bulunan Lübnan cumhurbaşkanlığı koltuğuna Ekim ayı sonunda seçilmesinin ülke geleceği açısından çok önemli olduğunu, başarısızlık halinde ülkenin kaosa sürüklenebileceğini söylüyor. Aoun’u güçlü, vatansever, sola açık bir kişilik olarak görüyor. Başarısızlığı halinde ülkede yeniden bir iç savaşın gündeme gelme riski var diyor. Moskofian’a göre Lübnan’ın hali hazırda başta ekonomik sorunlar olmak üzere ciddi meseleleri var, ama riskin daha çok uluslararası güçlerden kaynaklı olduğuna işaret ediyor. Burada endişesini Suriye sonrası acaba savaşı buraya da taşımayı isterler mi diye dile getiriyor. Fransa’nın Lübnan’ı kendi nüfuz alanında gördüğü bu yüzden savaşı buraya taşıma girişimlerine karşı duracağına inanıyor. Ama bir yandan da "uluslararası güçler isterlerse Lübnan’ı da yakarlar" diyor, çünkü bunun büyük çapta olmasa da alt yapısının olduğuna işaret ediyor. 

Özellikle Erdoğan rejiminin Türkmenlere yardım adı altında  yaptığı çalışmaların Tripoli bölgesinde selefi çetelerin örgütlenmesini sağladığına işaret ediyor. Yine Lübnan’ın sorunlarına ilişkin sıraladığı şeylerin çoğu tanıdık. Başta tabii yolsuzluk geliyor. Uluslararası yardımların amacına uygun kullanılmadığını söylüyor. Bir diğeri pahallığın paralelinde yer alan işsizlik. Doğal olarak gençlerin ülkeyi terk ederek başka yerlere göç etmeye çalışması bir diğer sorun.

Ermenilerin ve Kürtlerin ülkedeki durumunu sorduğumda, Ermenilerin çoğunun ülkeden göçtüğünü, ama buna rağmen hala Ermenilerin ülkede etkin, aktif bir güç olduğunu söylüyor. Kürtlerin ise Lübnan’da geçmişinin bir kaç yüzyıla dayandığı belirtiyor.  Kürtler arasında yurtsever güçlerin sayısının az olduğu ama giderek etkili politik bir güce dönüştüğünü, Suriye’den savaş sonrası gelen Kürtlerin bir kısmının ise lümpen bir topluluk olduğunu söylüyor.

Merak edip Hizbullah’ın dinsel baskı uygulayıp uygulamadığını soruyorum, ilk başlarda İran Devrimi sonrası baskıcı bir yaklaşımları olduğu ama son yıllarda ise herkesle iyi geçinen pozitif bir politik kimliğe sahip olduklarını söylüyor. Hizbullah'la ilgili üyelerinin bir kısmının eski solcu olduğunu da ekliyor.

Savaş bitecek mi?

Ortadoğu’da savaşın kolay bitmeyeceğini söyleyen Moskofian, fakat  Halep’in Esad tarafından alınmasının her durumda bölgede rahatlama yaratacağını söylüyor. Savaşın neden bitmeyeceği meselesinde ise son Palmira saldırısı, silah tüccarları ve enerji merkezlerinin varlığına işaret ediyor. Özellikle ABD’nin İsrail’in çıkarlarını kollamak adına bu savaşı sürdürmek isteyeceğini söylüyor.

Söz sonunda dönüp dolaşıp bizi yakından ilgilendiren bir meseleye, Türkiye’ye geliyor. Moskofian Erdoğan’ın bugüne kadar yürüttüğü politikaların Esadların Suriye’deki diktatörlüğünden temelde bir farklılığı olmadığını söylerken, Suriye’dekine benzer bir savaşın Erdoğan sayesinde Türkiye’de de başlayabileceğini dile getiriyor. Bu durumu Erdoğan’ın Selefi çeteleri desteklemesinin biraz da doğal bir sonucu olarak görüyor.