AYKAN SEVER Ticaret savaşları diye nitelenen süreçle birlikte postmodern karakterli 3. Dünya Savaşı yeni bir evreye geçti. Önümüzde, daha çok sayıda sıcak savaşın gündeme geleceği, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sonrası şekillenmiş olan yerleşik kurum ve değerlerin ortadan kalkacağı, en azından erezyona uğrayacağı bir zaman dilimi var. Bu kurumların arasında pekâlâ NATO gibi oluşumlar yer alabileceği gibi, “8 saatlik çalışma hakkı” türünden uğruna zorlu mücadeleler verilen değerlerin de (Avusturya’da geçen hafta 12 Saatlik İş Günü’ yasası çıkarılması örneğinde olduğu gibi) tırpanlandığı bir süreçle karşı karşıyayız. Bu türden gelişmelerin daha çok dağılma, yozlaşma, yoksulluk, göç üretmesi ise kaçınılmaz. Artık krallık diye anılmaya başlanan memlekete gelince mevcut oligarşik dikta yönetiminin ülkeyi giderek bir savaş makinasına dönüştürdüğü görülüyor. İktidar sahipleri savaş ve fetih arzusuyla motive ettiği kitleleri doğrudan savaşın birer neferine haline getirmeyi beceriyor. Sünni Müslümanlık ve Türkçülülük (her ne kadar kendileri birer araç durumuna düşse de) emperyalist zihniyetin halk içinde yaygınlaşması için yeterince tarihi menkıbeye sahip. Elbette mesele ideolojik motivasyon kaynaklarından çok “ekonomik”. Üretmeyen, ithalata bağımlı, borçları tavan yapmış, inşaat ve turizmin yarım yamalak taşıdığı, giderek işgal ettiği bölgelerin ve Kürtlerle yürütülen savaşın yükünü taşıyamayan bir sosyo-ekonomik yapı var. Batmamak bir yana, tarihsel talancı, halkları köleleştiren alışkanları sürdürmek için de böylesi şart ve bir an önce petrol bölgelerine kavuşması lazım. Bu daha çok “beka sorunu” ya da bugün “Musul -Kerkük’e sahip çıkamayan yarın Ankara’ya çıkamaz” gibi demagojik söylemlerle desteklenen bir yuvarlanış hali. Emperyal hayaller kapsamında, Azerbaycan(ver elini Orta Asya) Gürcistan Ermenistan ve Yunanistan gibi ülkelerin birer eyalete dönüştürülmesi var. Azerbaycan’a uzun zamandır “şefkatle” sahip çıkıyorlar zaten. Fakat TANAP bağlantısının rejimin geleceğini kurması-kurtarması bir yana Rusya ile sorun çıkarması daha güçlü bir olasılık. Suriye’de de petrol bölgelerine şimdilik ulaşamayacağına göre geriye Güney Kürdistan sahası kalıyor. Barzani ve ailesinin öteden beri işbirlikçi bir karakter içinde olduğu fakat ABD izni haricinde ve İran’ın muhalefetine rağmen Türkiye oligarşisinin kanatları altına sığınamayacağı da görünür bir gerçek. Diktanın başı G. Kürdistan’daki işgal hareketiyle açıktan açığa “artık oralar bizim kontrolümüz altındadır” diye öğünse de, savaş makinasının tekerlerinde çok çatlak var, kırılmaya meylediyor daha da önemlisi karşısında birleşen, direnen bir halklar var.