Önce; beklenmedik bir anda nerden geldikleri henüz açıklanmayan, ya da henüz bilinmeyen(!) IŞİD çeteleri Kobanê’ye saldırdı ve 200’ün üzerinde insanımızı hunharca katletti.
Bütün dünyanın gözü önönde, hunharca katledildi bebelerimiz, insanlarımız. İnsanlığın gözüne battığını sandığımız fotoğralar karşısında dünya sessiz. Hem sağır hem de dilsiz. Tıpkı Halepçe’deki gibi, tipki Dêrsim’deki gibi, tıpkı Roboskî’deki gibi ...
Sanki bütün dünya lal olmuş gibi. Konuşma dili yok, işaretler ile anlatılıyor bir katliam. İşaret dilinin objesi sosyal medyada hızla yayılan fotoğraflar.
Eğer fotoğraftaki kare Kürt çocuklarının ölmüş bedeni ise davranış mottosu; bak, gör ve sus...
Literatüre yeni bir dil geçecek gibi. ‘Foto lingua’ ya da ‘lingua fotografie’ (konuşan fotoğraf) gibi. Bu da Kürtlerin dili ile özdeşleşecek. Kürtçe’nin synonimi gibi bir şey olacak.
Birleşmiş Milletler’deki koca koca adamlar ve kadınlar son bir haftadaki IŞİD katliamlarından sadece Tunus, Fransa ve Kuveyt’tekileri gördüler ve kınadılar.
Kobanê’dekilere baktılar, gördüler ve sustular...
Sanki Kürdün ölüsü karşısında susmazlarsa, Kürdün varlığını sorgulamak zorunda kalacaklar gibi bir şey...
Onlar susmaya alıştı… biz de ölmeye… Onlar sustukça biz öleceğiz… Biz öldükçe onlar susacak...
Yaklaşık bir asırdır bu kısır döngü devam ediyor...
Bu kısır döngü en zayıf yerinden bir gün kırılacak… Kıracaklar onu...
Hem de Kürt kadınları kıracak…
***
Sonra; bir Sultan çıktı ve dedi ki “Ey dünya bak, IŞİD’in Kürde uyguladığı katliama bakacaksın, göreceksin ve susacaksın… Bu kısır döngü devam edecek. Yoksa artık ikincı ele ihtiyacım yok. Ben girip onları yok edeceğim. Hem de Cerablus’ta… Hiç tereddüt etmem, gereken her şeyi yapacağım. Ordum gönülsüz de olsa gireceğim… Kürdün evini başına yıkacağım… Kürdün toprağını ona mezar edeceğim ve ey dünya sen susacaksın…”
Mübarek, sanki Saddam’ın ruh ikizi.
O da dünya ya karşı Kuvey’te girmişti. Sonra bir lağım kuyusundan çıktı.
Saddam’ı kim lağım kuyusundan çıkarmıştı biliyor musunuz?
Kürtler...