
Artık AKP’den beklenti duyan bir pozisyonu değil, kesintisiz direnişi
ortaya koyacaklarını duyuran KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık,
“Artık bunun dağı, şehri, metropolü kalmayacak, savaş her alana
yayılacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi devletin askeri güçlerine, polis ve
kontrgerilla güçlerine, bu savaşın merkezinde yer alan idari ve siyasi
güçlere yönelecektir. Savaş geçmiş dönemden farklı sürecektir” dedi.
ANF’nin Koma Civakên Kurdistan (KCK) KCK Yürütme Konseyi Üyesi Bayık ile yaptığı söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Şubat ayıyla birlikte yeni bir hamlenin başlayacağını açıkladınız. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Her şeyden önce hem siyasal, hem askeri, hem de ideolojik alanda yedi
aydır büyük bir mücadele sürmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi geçen yıl
hem siyasi, hem askeri, hem de ideolojik alanda başarılı olmuştur. Belki
hedeflerinin tümüne ulaşamamıştır, ama siyasi olarak başarı kesinlikle
Kürt Özgürlük Hareketi’nindir. Bütün devlet imkanları kullanılmasına
rağmen, 12 Haziran seçimlerinde en başarılı parti BDP ve Kürt demokratik
hareketi olmuştur. Esas başarı AKP’nin değil, Kürt demokratik
hareketinindir. Kürdistan’ın genelinde Kürt demokratik hareketi
kazanmıştır. Türk devleti Önder Apo’nun ve hareketimizin demokratik
siyaset yoluyla sorunu çözme yaklaşımlarına olumlu cevap vermeyince,
Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin oyalama, aldatma ve zamana yayıp tasfiye
etme politikalarına ‘dur’ demiştir. AKP’nin bu politikalarına karşı
gerilla direnişinin nasıl etkili olduğunu yaz boyu gördük. Askerin ve
polisin nasıl hareket edemez hale geldiğini, çaresiz kaldığını bizzat
kendileri kabul ettiler. “10-15 aylık askerlerle savaşılmaz, özel ordu
lazım, özel kuvvet lazım” denilmemiş miydi? Sürekli bunun propagandası
yapılmamış mıydı? Eğer bu ordu gerilla karşısında başarılı ve etkili
olsaydı, bu tür tartışmalar özellikle geçen yaz fazlasıyla yapılır
mıydı? Açıktır ki, gerilla da önemli bir direniş göstermiştir.
Karşısındakini küçümseme ve tedbirsizlikler nedeniyle bazı kayıplar
vermiş olması bu gerçeği değiştirmez.
‘Kürt hareketi AKP’nin demokrat olmadığını gösterdi’
Öte yandan ideolojik alanda da AKP başarısız kalmıştır, kendine
demokrat, kendine Müslüman maskesi düşmüştür. Bugün fazlasıyla
eleştirilmektedir. Kendinden yana olan kesimler bile artık AKP
politikalarının otoriter olduğunu, AKP’nin Ankaralılaştığını, sistemle
bütünleştiğini söylemektedir. AKP’nin kendine demokrat, kendine Müslüman
yüzü açığa çıkmıştır. Özgürlük Hareketi’nin son aylardaki mücadelesiyle
deyim yerindeyse AKP Aşil Topuğundan vurulmuştur. Kürt demokratik
hareketine bu kadar saldırmasının nedeni de budur. Kürt Özgürlük
Hareketi bu direnişiyle AKP’nin maskesini düşürerek en büyük başarıyı
gerçekleştirmiştir. Tabii siyasi olarak başarı elde etmiş, askeri olarak
önemli darbeler vurmuş, orduyu ve polisi çok zor duruma sokmuştur. Kürt
Özgürlük Hareketi AKP’nin bu maskesini düşürerek mücadele zeminini
güçlendirmiştir. Bugün binlerce siyasetçi tutukludur. Kürt toplumu bunu
değerlendirmekte ve tutum almaktadır. Bu öyle demagojiyle üstü örtülecek
bir durum değildir. AKP’nin yaz boyu sürdürdüğü saldırılar Kürt
Özgürlük Hareketi’ni tasfiye ederek soykırımın önündeki engelleri
kaldırmaya yöneliktir.
‘Roboskî katliamı gözdağı anlamı taşıyor’
Roboskî’de gerçekleşen büyük katliam Türk devletinin yürüttüğü savaşın
hangi boyutlara ulaştığının kanıtıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye
etmek için artık her yol ve yöntem mubahtır. Nasıl ki 1990’lı yıllarda
her yol ve yöntem mubah sayıldıysa şimdi de aynı durum geçerlidir.
Kuşkusuz çok deşifre olmuş yöntemler yerine yeni yöntemler ve yollar
deneniyor. Örneğin hiçbir dönemde görülmedik ölçüde hukuk faşizmi, hukuk
terörü estiriliyor. Roboskî gibi açıkça vuruluyor, ama kaza oldu
deniliyor. Ya da “devlet içindeki bir kesim ile PKK ittifak yapmış,
Roboskî olayını gerçekleştirmiş” denilerek işin içinden sıyrılmaya
çalışılıyor. Sanki çocuk kandırıyorlar. Bu söylemlere en çok da Roboskî
halkı öfkelenmektedir. Roboskî halkı biliyor ki, bu katliamın ne PKK ile
uzaktan yakından ilişkisi vardır ne de yanlışlıkla yapılmıştır. Bu
katliamın tek amacı vardır, o da halka gözdağı vermektir. Bu öyle devlet
içindeki derin bir gücün AKP’ye yaptığı bir komplo da değildir. Artık
olumsuzlukları devlet içinde bir yerlere bağlayarak AKP’nin kendini bu
işten sıyırması mümkün değildir.
‘Kesintisiz bir direniş kararı verdik’
Son altı ayda ciddi bir savaş yaşandı. Şimdi kış süreci olduğundan
çatışmalar azalmıştır. Ancak bu kış ne askeri alanda çatışmalar bitmiş,
ne de demokratik siyasal mücadele durmuştur. Halk sürekli hareket
halinde olmuştur. BDP’ye sahip çıkma eylemlerinde halk demokratik
mücadele gücünü defalarca göstermiştir. Roboskî katliamını protesto
etmek için halk her alanda ayağa kalkmıştır. İşte böyle bir siyasal
süreç yaşadık. AKP açıkça “tasfiye edeceğim, bitireceğim” diyor, “sonuna
kadar bu işi böyle yürüteceğim” diyor. Bizden buna karşı ne yapmamız
beklenebilir? Tabii ki bir devrimci hamlenin geliştirilmesi, bir
devrimci direnişin ve devrimci savaşın yürütülmesi gerekiyor. PKK Parti
Meclisi de durumu değerlendirmiş, 2012 yılının büyük bir mücadele yılı
olacağını öngörmüş, AKP’nin politikalarını boşa çıkarma açısından
direnişi yükseltme kararı almıştır. Zaten halkımız 15 Şubat’ın
yıldönümüyle birlikte her yıl olduğu gibi bu yıl da Önderliğe sahip
çıkacaktır. Bu bakımdan bu defa da 15 Şubat komplosunun yıldönümü
gelirken, Önderlik etrafında İmralı odaklı bir direniş hamlesi
gelişecektir. Önder Apo da zaten görüşe çıkmayarak bu tutumunu açıkça
ortaya koymuştur.
Hareketinizin sık sık dile getirdiği Devrimci Halk Savaşı’ndan
bugüne kadar yürütülen mücadele göz önüne alınırsa, kapsamı, niteliği ve
hedefleri açısından neyi anlamak gerekiyor?
Devrimci Halk Savaşı bizim literatürümüzde yeni bir şey değildir. Biz
başından itibaren devrimci bir halk savaşı yürütmek için örgütlenmiş bir
hareketiz. Hareketimizin, mücadelemizin özü devrimci karakterdedir.
İnkarcılığı ve sömürgeciliği devrimci halk savaşıyla yenilgiye ve
başarısızlığa uğratma hedefimiz vardı. Kuşkusuz devrimci halk savaşımız
geçmişte klasik halk savaşı biçimindeydi. Uzun süreli halk savaşı olarak
da tarif ediliyordu. 1990 yılından bu yana mücadele böyle
yürütülmektedir. 2000’li yıllardan sonra demokratik siyasal mücadele de,
halkın mücadelesi de devrimci halk savaşında gerilla kadar önemli bir
boyut haline geldi. Bu yönüyle mücadele daha karmaşık, çok boyutlu bir
karaktere kavuştu. Dünya koşulları, Kürt halkının örgütlenme ve bilinç
düzeyi bir araya getirildiğinde, Önder Apo ve hareketimiz demokratik
siyasal mücadele ve demokratik çözüm imkan dahiline girdiğinde bunun
denenmesi gerektiği biçiminde bir yaklaşımı benimsedi.
Ancak bütün çabalarımıza rağmen, Türk devleti demokratik siyasal çözüm
niyetini ortaya koymadı. Bu sorunun ne olduğunu anlamak istemedi. Sorunu
olduğu gibi çözümü de kendilerine göre anladı. Çözüm dediği şey de
gerçek bir çözüm değildir. AKP Hükümetinin demokratik çözüm yaklaşımı
olmadığı için DTK’nin Demokratik Özerklik yaklaşımına çok sert tepki
verdi. AKP’nin bu yaklaşımı mücadelenin çok sert zeminde gelişmesini
beraberinde getirdi. AKP’nin 12 Eylül rejimi gibi Kürt Özgürlük
Hareketi’nin kökünü kazıma politikası bu tür uygulamaları ortaya
çıkardı. Bu savaş sürüyor ve daha da keskinleşerek sürmesi gündemdedir.
Artık gelinen aşamada AKP’nin politikaları netleştiği, toplum da bu
konuda aydınlandığı ve kimse AKP’den bir çözüm yaklaşımı beklemediği
için, önümüzdeki dönemde Devrimci Halk Savaşı daha geniş kesimleri
kapsayarak sürecektir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi birkaç günlük
ekonomik mücadele ya da hak mücadelesi ortamında şekillenmemiştir. Bu
mücadele; bir halkın ulusal varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma
mücadelesidir, bin yılların özlemine kavuşma mücadelesidir. Özcesi
burada varlık sorunu söz konusudur, bir var olup olmama savaşı vardır.
Bu bakımdan önümüzdeki dönemde bu mücadele her türlü zorluklara rağmen
sürdürülecektir.
‘Artık dağ, şehir, metropol ayrımı yok’
Önümüzdeki süreçte gerilla mücadelesi de daha etkili bir biçimde
yürütülecektir. Artık bunun dağı, şehri, metropolü kalmayacak, savaş her
alana yayılacaktır. Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir
topyekûn savaş yürütüyorsa, Kürt Özgürlük Hareketi de devletin askeri
güçlerine, polis ve kontrgerilla güçlerine, bu savaşın merkezinde yer
alan idari ve siyasi güçlere yönelecektir. AKP her gün demokratik
siyasetçileri tutuklayacak, avukatları içeri alacak, memurları, işçileri
ve gençleri tutuklayacak, gazetecileri içeri atacaksa, o zaman Kürt
Özgürlük Hareketi’nin bu devletin askeri, siyasi, hukuki ve idari
saldırıları içinde yer alan görevlileri tutuklaması da meşrulaşır. AKP
Kürdistan’da siyaseti işlemez hale getirirse, öğrencileri ve
öğretmenleri tutuklarsa, bu tutuklamalarda sınır tanımazsa, buna karşı
Kürt Özgürlük Hareketi’nin de vereceği cevap olacaktır. Bu yönüyle savaş
geçmiş dönemden farklı sürecektir. AKP savaşı yaygınlaştırdıysa ve her
kesimi savaş mağduru haline getirdiyse, o zaman Kürt Özgürlük Hareketi
de mücadeleyi yaygınlaştıracaktır. Tabii ki savaş kurallarına uyacak,
savaşla ilgisi olmayan sivillere yönelik herhangi bir eylem içinde
bulunmayacaktır. Ama Türkiye’deki siyasi, idari ve kültürel
sömürgeciliği de felç edecektir. AKP’nin dizginsiz faşist saldırıları
karşısında böyle kapsamlı bir mücadeleyi sürdürmenin meşruiyeti de
vardır.
Türk devleti kültürel soykırım ve tasfiye politikasından vazgeçmediği ve
demokratik siyasal çözüme yanaşmadığı müddetçe bu mücadele sürecektir.
Kürtler yüzyıldır ulusal varlığını korumanın peşindeler. Esas olarak
Kürt’ün ulusal varlığı reddediliyor, yok sayılıyor. Ulusal varlığı kabul
edilseydi, bu sorun bir günde çözülürdü. Demokrasi içinde özerklikten
söz ediyoruz. Bu özerklik talebi bir iktidar istemi değildir. Tam
tersine PKK iktidardan kaçıyor. Ama toplumun örgütlenmesini ve güç
olmasını istiyor. PKK öyle devlet olalım, şöyle sınırlarımız olsun
yaklaşımı içinde değildir. Buna rağmen Kürtlerin bu makul, mütevazı ve
kabul edilebilir talepleri reddediliyorsa, bunun karşısında yapılacak
tek yol direnmektir. Öyle kölece yaşam kabul edilemez. Kürt halkı kölece
yaşamaktansa özgürlük için direnerek bedeller ödemeyi kabul eden bir
halktır. PKK Hareketi kölece yaşamaktansa onurluca ölmeyi tercih ederek
bu direnişi sürdüren, özgürlük ve demokrasi mücadelesini bu noktaya
getiren bir harekettir. Siz toplum ve ulus değilsiniz, ülkeniz yok, size
kendi kendinizi yönetme fırsatı tanımayız deniliyor. Buna karşı ne
yapılır? Buna karşı tabii ki Devrimci Halk Savaşı yükseltilir.
‘Önder Apo AKP’nin şifrelerini çözmüştür’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın aile görüşüne çıkmamasını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Psikolojik savaş merkezlerinin Kürt Halk
Önderi’nin görüşe çıkmamasını yorumlama biçimiyle ne amaçlanıyor?
Önder Apo’nun görüşmeye neden çıkmadığı aslında çok nettir. Daha 27
Temmuz’da avukatlarına “İsterseniz bundan sonra görüşmeye
gelmeyebilirsiniz” demiştir. Çünkü AKP’nin oyalama ve zamana yayarak
tasfiye etme politikasına Kürt Özgürlük Hareketi tavır koyduktan sonra
AKP’nin o güne kadar yaptığı saldırı hazırlığını görülmedik biçimde
pratikleştireceğini bilmektedir. AKP bu savaşı yürütürken savaşın
merkezinin İmralı yapılacağının da farkındadır. Önder Apo “AKP bana bu
kadar öfkeleniyor, bunun nedeni savunmalarımı okumasıdır” demişti.
Önderlik Savunmalarında AKP’nin nasıl bir hareket olduğunu detaylı
açıklamıştır. Onun kendine demokrat, kendine Müslüman maskesini
düşürmüştür. Bu yönüyle Kürt sorunu söz konusu olduğunda AKP’nin
geçmişteki iktidarlardan daha tehlikeli olduğunu, daha maskeli, sinsi ve
örtülü bir siyasal egemenlik ve kültürel soykırım peşinde koştuğunu
vurgulamıştır. Bu süreçteki tüm uygulamalar AKP’nin yüzünün teşhir
olmasında önemli bir etken olmuştur. AKP’yi en iyi tanıyan, AKP’nin
taktiklerini en iyi bilen Önder Apo buna geçit vermemiştir. Avukatları
tutukluyken, siyasi soykırım operasyonları varken, basın bile
susturuluyorken, Kürtlerin sesi kısıtlanıyor ve nefesi alacakları hiçbir
ortam bırakılmak istenmiyorken, Önder Apo’dan başka hangi tutum
beklenebilirdi? Önder Apo’ya karşı karalama kampanyası sürdürüldüğü
dikkate alınırsa, aile görüşmesini reddetmesinin açıktan açığa AKP
Hükümetine karşı bir tutum olduğu rahatlıkla görülebilir. Bunu görmemek
devekuşu gibi kafayı kuma gömmek olur.
Ahmet Altan ille de kendi teorisini doğrulatmak istiyor. İşte bilmem PKK
hata yapmış da, Önderlik buna karşı tavır almış! PKK zamanında ve doğru
tutum almıştır. Önder Apo PKK’nin neden böyle bir tutum aldığını çok
iyi bilmektedir. PKK, AKP’ye sekiz yıl zaman tanımıştır. Eğer PKK AKP’ye
şans tanımasaydı, AKP zaten mevcut iktidarını yürütemezdi. 12 Haziran
seçimleri sonrasında Kürt Özgürlük Hareketi AKP’ye “Ya çözüm için
tutumunu koyacak ve adım atacaksın ya da bu böyle yürümez” demiştir.
İmralı’dan gelen protokollerin hareketimiz tarafından onaylanmasından
sonra AKP’den net tutum beklenmiştir. Ama Erdoğan bu çağrıya hiçbir
yanıt vermemiştir.
Dolayısıyla durum öyle Ahmet Altan’ın bildiği gibi değildir. Kendine
göre iyi şeyler olacakmış da PKK bozmuş gibi bir şeyler söylemesi
gerçeği ifade etmemektedir. Öyle bir durum yoktur. İyi bir şey olsaydı
PKK bunu coşkuyla kabul eder ve her türlü desteği verirdi, ama böyle bir
şey yoktur. AKP’nin Kürt politikası özde değişmemiştir. Bu açıktır.
Kuşkusuz Erdoğan’ın danışmanları ve kalemşorları tabii ki Önderliğin
tutumunun AKP’ye yönelik olduğunu söylemeyeceklerdir. Onların zaten işi
gücü Önder Apo’yla PKK arasına ayırım koymaktır. Bir psikolojik
savaştır, bunu yürütüyorlar. Bunu anlıyoruz. Sürekli bunu yapıyorlar.
Önderliğin AKP’ye karşı aldığı tutumu, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve
halka verdiği direniş mesajı gizlenmeye çalışılıyor. Önder Apo AKP’nin
şifrelerini çözmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin şifrelerini
çözmüştür. Önder Apo savunmalarında her şeyi değerlendirmiştir. Bu
açıdan daha önce de “Ben söyleyeceğimi söyledim, artık bu savunmalar son
savunmalarımdır” değerlendirmesinde bulunmuştur. AKP’ye neyi nasıl
yapması gerektiğini söylemiştir. PKK’ye de çözüm olursa nasıl yaklaşması
gerektiğini, çözüm olmazsa neler yapılması gerektiğini açıkça ortaya
koymuştur. AKP Önderliğin bu tutumuyla şaşkına dönmüştür. Kendilerine
göre Önderliğin ailesiyle görüşmesini sağlayacaklar, böylece toplumda
AKP’ye yönelik yargıları değiştirmeye çalışacaklardı. Ama Önderlik buna
izin vermemiştir.
Sayın Öcalan’a uygulanan tecride hukuki kılıf yaratılması halinde
yaklaşımınız ne olacaktır? Bu 15 Şubat hareketiniz ve halk açısından
nasıl karşılanacaktır?
Hareketimiz kongrelerinde ve konferanslarında defalarca Önder Apo’ya
yaklaşımın savaş ve barış gerekçesi olduğunu açıklamıştır. Bunu kamuoyu
da bilmektedir. Önder Apo’ya böyle bir yaklaşım göstermek savaş
ilanıdır, PKK’ye karşı savaş açmaktır. Önder Apo’yu susturarak,
iradesini kırarak, PKK’yi tasfiye ederek ve halkın iradesini kırarak bir
tasfiye ve teslim alma politikası yürüttüklerini ilan etmişlerdir. Buna
karşı tabii ki Kürt halkının, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve dostlarının
da, Önder Apo’nun da direneceği açıktır. Şimdi böyle bir süreç
yaşanıyor. Açık bir tehdit ve şantaj vardır; “teslim olacaksın,
politikalarımıza boyun eğeceksin” dayatması vardır. Bu dayatmaya karşı
da Önder Apo direnmektedir. Son görüşmeye çıkmayarak da bunu pratik bir
tutum haline getirmiştir. Bu durum bizim de, halkımızın da 15 Şubat’ta
mücadeleyi daha da geliştirmemizin gerekçesi olacaktır. Zaten halkımız
bütün 15 Şubatlarda ayağa kalkmış, direnmiş, Önder Apo’ya sahip
çıkmıştır. Bu 15 Şubat’ta da sahip çıkacaktır.
Meclisten yasa geçtiği zaman tabii ki savaşın Önderlik odaklı
yürütülmesi resmileştirilmiş olacaktır. Bu bir öndere nasıl
yaklaştığının açık kanıtı olacaktır. Bu da tabii ki bizim açımızdan,
Önderlik açısından, halk açısından bir mücadele gerekçesi olacaktır.
Eğer İmralı merkezli genel mücadele yürütülüyorsa, bizim mücadelemiz de
AKP’ye karşı bütünlüklü olacaktır. Kuşkusuz Önder Apo’ya bu yaklaşım
militanın öfkesini ve tepkisini daha da arttıracaktır. Halkımız Önder
Apo’ya büyük bağlıdır, militanlar büyük bağlıdır. Tüm PKK militanları
Önder Apo için her türlü fedai eylemini yapacak güçtedirler. Zaten
fedailiklerini her fırsatta gösteriyorlar. Öyle Türk ordusuyla savaşmak
kolay mıdır? O karakollarda Genelkurmay Başkanının dediği gibi askerler
gerillaları gördüğü an dayanamıyor, kaçırıyorlar. Karşısında fedai bir
güç görünce nasıl dayanacak? Fedai gücün karşısında dayanmak mümkün
müdür? İşte böyle bir fedai güç Önder Apo’yu da sahiplenir, Önder Apo
için her türlü sahiplenici eylem de protesto da gerçekleştirebilir. Bu
açıdan bu yasanın Meclise gelmesi bırakalım bir irade kırma yaratmayı,
gerillanın öfkesini, azmini ve mücadele gücünü arttırır. Bu da daha
büyük bir mücadele biçiminde AKP’nin karşısına çıkacaktır. Halkımız da
Önderini sahiplenecektir.
DEVAM EDECEK