„Özellikle silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelere uluslararası sözleşmeler dahilinde baskılar yapıp bu sözleşmelere uyulması konusunda mekanizmaaları harakete geçirmeye çalışırız“ diyen İsviçre Af Örgütü Seksiyonu’ndan Reto Rufer, sorunların demokratik şekilde çözülmesi için taraflara öneri yaptıklarını belirtti. Türkiye’nin bir çok kez insan hakları ihlalleri ile gündeme geldiğini hatırlatan Rufer, bu ihlallerin çeşitli zamanlarda uluslararası mahkemelerde mahkum edildiğini söyledi. Rufer, devamla „Söz konusu ihlaller genel anlamıyla olmasa da Kürt coğrafyasında devam etmektedir. Yine uluslararası sözleşmeler dahilinde Kürtler de diğer halklar gibi özgür, tanınan, hakları garanti altına alınan bir yaşamı hak etmektedir. Sorunu bireysel haklar temelinde değil toplumsal haklar temelinde ele almak ve böyle yaklaşmak yine bu sözleşmeler dahilinde yer almaktadır. Uluslararası Af Örgütü olarak Türkiye’ye çağrıda bulunduk. Özellikle sınırötesi oparasyonda yaşamını yitirenler için bağımsız bir mekanizmanın çalışmalarına izin vermesini talep ettik. Ölenlerin yakınlarına tazminat başta olmak üzere yaşanan ihlalin giderilmesi için harakete geçilmesinin şart olduğunu söyledik. Bu ve benzeri sonuçlar için Uluslararası mekanizmaların devreye girmesi içinde çağrıda bulunduk“ dedi. Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni tanımadığını kaydeden Rufer, buna rağmen BM’nin harekete geçebileceğini şu ifadelerle açıkladı: „Biliyoruz ki Türkiye kendi içinde bu ve benzeri ihlallere karşı etkin değil ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olmamıştır buna dikkat etmek önemlidir. Bu siyasi nedenlerle zor görünüyor olsa da, BM Güvenlik Konseyi bir kovuşturma başlatabilir.“

‘Şiddet ile çözülmez’

İsviçre Yeşiller Partisi üyesi Corinne Dobler, Kürt sorununun artık şiddetle bastırılma evresini aştığını söyledi. Dobler, şunları kaydetti: „Kürtlerin demokratik hak ve özgürlükleri kaçınılmaz olarak gelişecek, siyasal süreç içinde yerini bulacaktır. Kürt bölgesi için Kürt siyasetçilerin projelendirip yaşam alanlarında meşrulaştırmaya çalıştıkları özerklik, karşılıklı adil bir diyalogla sorunu çatışmalı ortamda koparabilir. Türk ordu güçlerinin her ne sebeple olursa olsun sivil yerleşim alanlarını bombalaması, sivil insanların yaşamlarını kısıtlaması ve onlara psikolojik baskılar yapması hiçbir şekilde kabul edilemez. Sivillerin zarar görmesi uluslararası mekanizmalara kurban edilmemelidir. Avrupa Birliği, üyelik çalışmaları içinde olan Türkiye’yi takip etmeli ve aktif uygulamalarla sorunun güncel gidişine müdahale etmelidir.“

Cenevre’de konferans önerisi
Sivilllerin öldürülmesini trajik bir konu olarak değerlendiren İsviçre Federal Parlamento Üyesi Beat Jans, „Sorunun hala güvenlik konseptleriyle ele alınması gerçekten düşündürücü. Bir yabancı olarak Türk hükümetinin Kürt seçilmişlerle uzun vadeli bir diyalog gerçekleştirmemesi ve sorunun muhataplarıyla müzakerelere geçmemesini tuhaf ve garip bir durum olarak algılıyorum“ diye konuştu. Jans, bir kişinin dahi ölmemesi için yapılan her şeyin meşru olduğuna dikkat çekerek, şöyle devam etti: „Türkiye-Ermenistan sorununda olduğu gibi Cenevre’de BM bünyesinde tarafların yer alacağı bir konferansı yapılması gerektiğine inanıyorum. İsviçre bunu yapabilir, buna inanıyorum. Demokratik Özerklik gerek Türkiye’de gerek Kürt bölgesinde uygulanabilecek bir yönetim biçimidir. Bizler yani İsviçreliler bu sistemi uygulamaktan dolayı bir sorun yaşamıyoruz. Söz konusu sistemi tanıması, inanın ki Türkiye’yi her alanda daha güçlü kılacaktır. Kürtlerden yana Türkiye kamoyunun özerklik ötesi korku veya endişeleri varsa İsviçre’de olduğu gibi özerkliğin anayasal düzeyde teminat altına alınmasıyla ortadan kaldırılır.“
Jans, Türkiye’nin sivil insanlara yönelik sınırötesinde gerçekleştirdiği ölümlerin Cenevre Savaş Konvansiyonu içinde ele alınması gerektiğini de söyled: „İsviçre ve BM Savaş Konvansiyonu, bu ve benzeri durumlara karşı ‘dur’ diyebilmeli ve bununla ilgili yaptırımların uygulanabileceği bir süreci  zorlamalı. İsviçre’nin öncülüğünde BM bünyesinde bir konferansı acil ve gerekli buluyorum.“

Karşılıklı müzakere
„Acil ve öncelikli olarak taraflar hemen diyaloğa geçerek silahları susturmalıdırlar“ diyen Basta Partisi Genel Sekreteri Martin Flückiger, şunları söyledi: „Kürdistan İşçi Partisi birçok kez dialog için ateşkesler ilan etti ve sorunun karşılıklı müzakerelerle çözülebileceğini açıkladı. Buna rağmen Türk devleti operasyonlara ve halk ihlallerine devam etti. Sayın Abdullah Öcalan’ın silahların siyasal bir sürece evrilmesi için getirdiği ve kamoyunda paylaştığı kriterler ve öneriler bir an önce hayat bulmalı ve Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, güvenceler vererek süreci kamoyuna ikna edici bir şekilde hazırlanmasına öncülük etmelidir. Şu an sürdürülen yöntemin sadece can kaybına neden olacağı bilinmektedir. Bir tarafta Türk ordusunun eski ve sonucu herkes tarafında tahmin edilen yöntemlere baş vurması öbür tarafta AKP’nin başta Kürt siyasetçilerine yönelik politikaları ve tehditleri Türkiye’nin Kürt sorunu karşısında bir zihniyet değişikliğine gitmediğini gösteriyor. Böylesi bir durumda uluslararası baskıların gündeme gelmesi gerekmektedir ama Türkiye ile batı arasındaki ticari ilişkiler, sorunun Türkiye’nin bir iç meselesi gibi lanse edilmesine neden oluyor. Kürt sorununun geldiği aşamayı, artık Türkiye kaldıramaz. Kürtler ise haklı bir mücadele ile kendilerini yönetebileceklerini gösterdiler. Kopmak veya birlikte yaşamanın kararını iki halk verecektir.“

Bölgede güç olmak istiyor

Baselland Kantonu Federal Parlamento Adayı Regula Nebiker ise, Türkiye’nin Kürt sorununa akılcıl ve gerçekçi çözümler getirmesi gerektiğini söyledi. „Silahla olmaz“ diyen Nebiker, „Kürt halkının yasal olarak tanınması, Türkiye’yi güçlendirecek ve silahlı yöntemleri devre dışı bırakacaktır. Kürt sorunu için politik ve siyasal bir çözüm kendisini uzun yıllardır dayatıyor. Bu kaçınılmaz bir sürece girdi. Bu süreci işleten kişiler, şahsiyetler, devlet adamları veya örgütler tarihin cesur kişileri olarak hak ettikleri yeri alacaklardır“ diye konuştu.
Cenevre Ortadoğu Gözlem Merkezi’nden David Bowie, Türkiye’nin Kandil’i gerekçe yaparak, bölge şeridi üzerinde olanaklarını genişletmek istediğini dile getirdi. Bowie, „Operasyonlarını meşrulaştırarak, bölgeye yerleşmek istiyor“ dedi. 

Sivil inisiyatifler bitirir

İsviçre Savaş Karşıtları Girişimi’nden Sandra Holstein da, şu konulara dikkat çekti: „Biz savaşa karşıyız. Dünyadaki tüm sorunların diyalogla çözülebileceğine inanıyoruz. Kürt sorununun müzekerelerle çözüleceğine inanıyoruz. Bunun için hemen şimdi bir temasın gerçekleşmesi çağrısında bulunuyoruz. Elbetteki savaş suçlarını işleyenleri lanetleyeceğiz. Yedi sivilin öldürülmesi hiçbir savaş gerekçesi ve sonucu olarak takdim edilemez. Türkiye savaş suçu işliyor. Somali, Mısır, Suriye, Filistin ve Libya gibi ülkelerin sorunları ile ilgilenmek elbetteki hoş gibi görünüyor. Ama biliyoruz ki bunların hepsi birer politik yatırım ve çıkar ilişkisidir. Bir samimiyet varsa siviller öldürülmez, Kürt politikacılarına karşı insan hakları ihlalleri yaşanmaz, bu savaşı bitirmek için PKK ile diyalog gelişir ve Kürtlere insan gibi yaklaşılır. Demekki Türkiye, ne bu ülkelere karşı ne de kendisine karşı samimi değildir. Biz savaşların uluslararası mekanizmaları devreye koyarak sonuçlanacağına inanmıyoruz. Savaşları esasen tarafların sivil inisiyatifleri bitirir. Kürt anneleri kadar Türk anneleri de samimi olursa bu savaşın bitmemesi için hiç bir neden yoktur.“


ALİ ONGAN - BASEL