Savaş suçları, insanlar arasında silahlı çatışmanın başlangıcından beri dünyanın gündemindedir. Dünya harp tarihi incelendiğinde görülecektir ki maalesef savaş suçlarına en fazla hedef olan ulus Kürtler’dir.
Bu Kürtlerin kaderi midir? Şüphesiz ki değildir. 555.000 Metrekare toprağı ve kırk milyona varan nüfusu ile Ortadoğu’nun en kalabalık uluslarından birisi olan Kürtler de diğer uluslar gibi siyasi bir obje olabilselerdi, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olsalardı savaş suçlarının boy hedefi haline gelmezlerdi. Sorun siyasal bir obje olarak kabul görülmemek, siyasal bir statüye sahip olunmamakta yatmaktadır.
Savaş suçlarını savaş yasaları ve örf ve adetleri olarak bir başlık altında toplamak mümkündür. Bu suçların temeli 1907 Lahey sözleşmeleri, Nürnberg Mahkemesi Statüsü ve Uluslararası Ceza mahkemelerine dayanmaktadır.
Savaş suçları grubuna giren suçlar: Zehirli gaz ve diğer acı veren silahları kullanma, şehir, kasaba ve köylerin gerektirmediği bir biçimde ortadan kaldırılması, savunmasız kasaba, köy, yerleşim binalarına saldırılması veya bombalanması, dini kurumlar, hayır kurumları, bilim ve sanat eserleri ne zarar verilmesi, etnik temellere dayanılarak bir etnik grubun yok edilmesi, hamile kadınların çocuklarının erken doğum yapması ve düşürülmesi, bir etnik grubun topyekün olarak ikamet ettikleri yerlerden çıkarıp başka bir yerde ikamete mecbur tutulması vs gibi.
12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Savaş Suçları Konvasiyonu ve eklerinde belirtilen suçlarda bu savaş suçlarına dahildir. Türkiye’nin de onaylayıp taraf olduğu bu sözleşmedeki suçlarda dört başlık altında toplanmıştır: Kara ve deniz savaşlarında yaralılara kötü muameler yapılması, savaş tutsaklarına iyi muamele yapılmaması ile ilgili suçlar, sivil insanlara karşı işlenen suçlar. Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi Türkiye tarafından da 1953 yılında imzalanarak TBMM’den de geçirilerek yasallaşmıştır.
TC ayrıca 8 Haziran 1977 tarihli Cenevre sözleşmesine ek olarak yapılan “İç çatışmalarda” uyulması lazım gelen kurallarıda imzalayarak TBMM’de de kabul ederek yasallaştırmıştır.
Buna göre TC Cenevre Savaş Hukuku sözleşmesince kabul edilen kurallara “İç Çatışmalarda” da uymak zorundadır.
Ve yine TC 13 Ocak 1993 Paris Sözleşmesi ile Kimyasal silahların geliştirilmesi, depolanması ve kullanılmasının yasaklanmasına dair sözleşmeyi de imzalamıştır.
Kürtler tarihin her döneminde kitle katliamlarına, kimyasal ve biyolojik silah saldırılarına hedef olmuştur. 1937-38 Dersim Milli Hareketinin tenkili sırasında Çağlayangil’in deyimi ile “fareler gibi mağaralara doldurulup zehirlendirilmek sureti ile imha edilmiştir (İhsan Sabri Çağlayangil Hatıratı). Kürdistan’ın güneyinde 1988 yılının 16 Mart’ında Halepçe’de on dakika içerisinde onbinlerce Kürt kimyasal silahlarla jenoside uğratılmıştır. Enfal eyleminde 184.000 sivil Kürt diri, diri çukurlara doldurularak imha edilmiştir.
1989 yılından bu yana Kürdistan’ın kuzeyinde gerilla güçlerine karşı güç yetiremeyen TSK 26 defa, farklı alanlarda kimyasal silah kullanarak gerilları topyekün imha etmiştir. 1992’de Şeyho Dirlik ve onsekiz arkadaşı Engizekler’de, 1989 yılında Çewlik’te Şerefeddin dağlarında, 1992’de Malatya Doğanşehir’de, 1999 yılında Cudi’de ve 20 Ekim 2011’de Çelê’de Kazan vadisinde kullanılan kimyasal silahlarla gerillalar toplu olarak imha edildi.
TC devletinin kullandığı kimyasal silahlar ne ahlaki olarak ne de altına imza koyduğu “Savaş Hukuku ve örf, adetleri” açısından doğru bir tavır değildir. Ne var ki ne uluslararası kamuoyu ne de uluslararası hukuk Kürtler söz konusu olduğunda üç maymunları (görmedim, duymadım, konuşmadım) oynuyorlar. Başta da belirttiğim gibi Kürtler belirli bir statüye sahip olmadıkları, siyasal bir obje olarak kabul edilmedikleri müddetçe insanım(!) diyen insanlık Kürdün feryadına kulak tıkayacaktır. Onun için tez elden bir statüye, siyasal obje olarak kabul edilmenin yollarını inşa etmeye devam edelim.
***
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Almanya’nın Steinheim cezaevinde tutuklu bulunan Kürt siyasetçi Barzan Öztürk, Öcalan’a yönelik komployu protesto etmek için 1 Kasım 1998’de kendisin, yaktı. 4 Kasım 1998 de şehit düştü.
* 3 Kasım 1979 tarihinde merhum Şex İzzettin Hüseyin’in Kürdistan’a otonomi önerisi Ayettullah rejimi tarafından kabul edilince İ-KDP ateşkes ilan etti. Ancak Humeyni rejimi yerini sağlamlaştırınca Kürtlere otonomi vermeyi rafa kaldırdı.  
*3 Kasım 1996’da Susurluk kazası ile TC’nin kirli çamaşırları ortaya çıktı. Kazada kontgerillanın önemli isimlerinden A.Çatlı, Hüseyin Kocadağ ölürken Sedat Bucak yaralı olarak kurtuldu.
* Jitem kurucusu ve Kürt katili Binbaşı Cem Ersever bir iç hesaplaşma sonucu Ankara’da öldürüldü.
* HEP Antep başkanı A. Samet Sakık 3 Kasım 1992’de uğradığı silahlı saldırıda şehit düştü.