
35 tanıkla konuşuldu
HRW, katliam yerinde saha araştırması yaptığını ve aralarında hem saldırı kurbanlarının hem de saldırganların olduğu 35 kişinin ifadesine başvurduğunu açıkladı. Yayımlanan raporda, muhalefet güçlerinin 4 Ağustos günü sabahın erken saatlerinde Lazkiye kırsalındaki hükümet mevzilerini aşıp 10’u aşkın Nusayri köyünü işgal ettiği yazılı. HRW, sivillerin operasyonun ilk gününde öldürüldüğünü düşünüyor. Raporda, ‘’Tanıklar, muhalif savaşçıların köy sakinlerini öldürdüğünü, sivillerin üzerine ateş açtığını, evlerinde silahsız halde bulunan ya da kaçmaya çalışırken yakalanan ailelerin bütün üyeleriyle öldürüldüğünü ya da öldürülmeye çalışıldığını anlattı” diye belirtiliyor.
5 grup birleşip katliam yaptı
Raporda teşhis edilen 190 sivil ölüden en az 67’sinin muhalif güçlerce hukuka aykırı olarak öldürüldüğünü tespit edildi. Ölenlerin 43’ünün kadın, çocuk ve yaşlı olması, muhalif güçlerin kurbanların çoğunu ya kasıtlı olarak ya da hedef gözetmeksizin açılan ateş sonucu öldürdüğüne işaret ediyor. HRW, muhalif grupların “Müminlerin annesi Ayşe’nin soyundan gelenlerin savaşı”, “Baruda saldırısı” veya “sahili özgürleştirme operasyonu” olarak adlandırdıkları operasyona yaklaşık 20 muhalif grubun katıldığını ve bunlardan beşinin sivillere yönelik saldırılarda yer aldığını söylüyor.
Rehineler bırakılmadı
Bu beş örgüt El Nusra Cephesi, Irak Şam İslam Devleti (İŞİD), Ceyş’ül Muhacirin Vel Ensar, Ahrar el-Şam ve Sükur el-İzz olarak sıralanıyor. HRW raporuna göre, Irak Şam İslam Devleti ve Ceyş’ül Muhacirin, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan bir grup kişiyi halen rehin tutuyor. Esad’a bağlı birlikten, muhalefetin bu operasyonundan bir gün sonra karşı saldırıya geçmiş ve 18 Ağustos tarihinde bölgenin kontrolünü tekrar ele geçirmişti.
Katliam koordineli ve planlı
HRW yöneticilerinden Joe Stork, “Bu ihlaller bir takım kendini bilmez savaşçıların yaptığı münferit vakalar değildi” diyerek “Olanları bir grup başıbozuğun işi diye düşünemeyiz. Alevi (Nusayri) köylerindeki sivillere koordineli, önceden planlanmış bir saldırı düzenlenmiştir’’ dedi. Raporda, kurbanlara adalet sağlanması için BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’yi derhal Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sevk etmesi gerektiği ifade edildi.
Türkiye savaş suçu ortağı
HRW, Suriye’ye komşu ülkelere de halka yönelik kasıtlı saldırıların sona ermesi için, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlediklerine dair inandırıcı deliller bulunan gruplara silah, mühimmat ve malzeme satışı veya temininden de vazgeçmesi, ayrıca topraklarının kullanılmasına izin vermemeleri çağrısı yaptı. “Bu gruplara silah ve askeri destek sağlayan veya satan herkes savaş suçlarına ve insanlığa karşı işlenen suçlara iştirak etmiş sayılabilir” dedi.
Adam ve silah Türkiye’den
Raporda özellikle Türkiye’nin çetelere verdiği desteğe dikkat çekilerek, “Muhalif gruplarda yer alan yabancı savaşçıların çoğu Suriye’ye Türkiye üzerinden giriyor. Silahlarını da Türkiye üzerinden kaçıran savaşçılar, para ve diğer ihtiyaçlarını da yine Türkiye’den karşılıyor ve tıbbi tedaviye gereksinim duyduklarında da yine Türkiye’ye çekiliyorlar” tespitinde bulunuyor.
‘Desteğini çek’ çağrısı
HRW, komşu ülkelerden özellikle Türkiye’ye seslenerek, ‘’Sistematik olarak insan hakkı ihlalleri işledikleri güvenilir kaynaklara dayanan gruplara’’ sınırlarından silah ve savaşçı desteği yapılmasını engellemesini istedi. Ayrıca, evrensel yargı yetkisi ilkesi ve ulusal yasalar uyarınca Türkiye’nin, Suriye’de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediğinden, bu suçların işlenmesine iştirak ettiğinden şüphelenilen veya komuta sorumluluğuna sahip kişileri soruşturma ve kovuşturma sorumluluğu bulunduğunu da belirtti.
Para desteği Körfez’den
HRW, BM Güvenlik Konseyi’nden de çetelerden desteğini çekmesi için Türkiye’ye çağrı yapması istendi. HRW, katliamla suçladığı muhalif gruplara finansman yardımının ise Kuveyt ve diğer Körfez ülkelerinden geldiğini söylüyor. Suriye muhalefetini oluşturan farklı gruplar arasında El Kaide bağlantılı militanlar da yer alıyor.
HABER MERKEZİ