Kolombiyalılar onu, Timoşenko lakabıyla tanıyor. Kimlikteki adı, Rodrigo Londoño Echeverri. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin lideri.

Komutan Timoşenko, FARC’ın Kolombiya devletiyle yürüttüğü barış görüşmelerinin de en önemli isimlerinden biri. Bir önceki devlet başkanı Uribe’yle de şimdiki Santos’la da görüşmeler yaptı, yapmaya devam ediyor. Barış görüşmelerinde aracılık yapan Venezuela Devlet Başkanı Chavez’le de, ölümünün öncesinde, hasta yatağında görüştü. O, birkaç ay önce dünya ajanslarına düşen tarihi fotoğrafta, Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun arabulucuğunda Kolombiya Devlet Başkanı Santos’la el sıkışan FARC lideri.

Komutan Timoşenko’yla TeleSur TV’nin yaptığı röportaj, Türkçe’de ilk kez, Özlem Galip ve Suna Alan‘ın çevirisiyle gazetemizde...

Barış görüşmelerinin geçirdiği kritik aşamaları “içeriden” bir anlatımla özetleyen Timoşenko, “Devlet konseptini ve yapısını yeniden inşa etmeliyiz. Ücretsiz sağlık hizmetlerinin olması gerekiyor. Herkesin eğitim hakkı olmalı. Anlaşmayı imzalamak bir anda adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını çözmeyecektir ancak bunun üzerine çalışabiliriz. Yeni bir devlet konsepti üzerine çalışabiliriz” diyor.


(FARC lideri) Alfonso Cano 2011 yılında öldürüldüğünde barış görüşmelerine yine de devam etme kararı aldınız. Neden?

Sorumluluktan dolayı. Bu, baştan beri Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin yükümlülüğü. Birçok kişi, ölümlerden sonra her şeyin duracağını düşündü. Raul Reyes’in, Ivan Ries’in ya da Manuel Marulanda’nın ölümünde olduğu gibi... Ama bu savaşın bir gerçekliği. Şikayet etmememiz gerekiyor.

Fakat Alfonso’nun ölümü, bizi çok endişelendirdi. O çok heyecanlıydı. Hatırlıyorum da, koordinasyon ve planlamalar için oradan oraya koştururken bile gardını indirdi ve telefon edinmeye karar verdi. İstihbaratın bundan haberi vardı. Onun bilgisayarından da her şeyi öğrendiklerini tahmin ediyorum.

O aylarda komutanlarımızdan biri Başkan Santos’a karşı bir harekat düzenlemek için her şeyin hazır olduğunu söylediğinde de Alfonso sağlam durdu. Eğer diyalog içindeysek, bu plan geçersiz olur, düşürülmesi gerekir.

Santos’un siyasi bir hata yaptığını anlamış olması gerekiyor. Chavez’den benimle konuşmasını istedi. İşte o zaman ilk defa Chavez’le tanıştım.


Bu, Alfonso’nun ölümünden sonra mıydı?

Evet. (Barış görüşmelerinde) Geldiğimizden noktadan geri çekileceğimizi düşündüler. O zamanlar biz Mauricio’yu (FARC lideri Mauricio Jaramillo) görüşmelere getirmeye çalışıyorduk. Bir kano üzerinde, daha sonra bir arabayla almak istediler. Düşüncesi bile inanılmazdı. Bütün askeri üslerde üzerinde fotoğraflarımız olan kağıtlarla iskambil oynanıyordu. Bir şey olsa, onu helikopter gönderip almak çok zor olurdu. Onlardan en minimum şeyi istedik. Taburlarınızı durdurun, demedik. Sadece Mauricio’yu alabileceğimiz ve bırakabileceğimiz bir yerle ilgili garanti istedik. Başkan Chavez ile de bunları konuştuk.

Chavez’le saatlerce konuştuk. Üzerindeki yükü ve baskıyı tahmin bile edemezsiniz. Rahatça oturamıyordu bile ama hiç şikayet etmedi. İkinci operasyon döneminde ikinci toplantıyı gerçekleştirdik. Araştırma Müzakereleri vardı; ancak tam olarak ne yapıyorduk, onu da bilmiyorduk. Ortak bir noktada buluşamıyorduk. Santos, Maduro’da Chavez’in benimle Caracas’ta görüşüp görüşemeyeceğini sordu. Caracas’a gittim ancak doktorları Küba’dan ayrılmaması gerektiğini söylemişti. Örgüte bile söyleyemeden ben de Havana’ya gittim. Hasta yatağında konuştum onunla. Doktorlar 25 dakika görüşmemize müsaade etti; ama biz bir buçuk saat kadar konuştuk. Doktorların baskısı altında, anlaşmanın üçüncü ajandası üzerine çalıştık. Her şey bir yana, bu bile onun tüm bunların gerçekleşmesi için ne kadar çaba gösterdiğini gösteriyor.

Sonra Santos, Caracas’a gitmemi istedi; o zaman müzakere masasında bir kriz vardı. Ama tüm eylemler, çok dinamikti. Hızlı hızlı tekrar görüştüm onunla. Uçağı bekliyordu. Acele acele konuştuk. Kısa ama derin bir sohbetti.


Müzakerelerin bu 10 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında ben geçmişten ziyade hep yarın ne yapabileceğimizi düşünüyorum. Her şeye rağmen çok pozitifim. Çabalarımızdan, aracı ülkelerden, uluslararası kamuoyundan, ama en çok da anlaşmayı masaya götürmekte büyük rol oynayan Kolombiya’nın bütün kesimlerinden çok memnun kaldım. İnsanlar, barış için tekrar umutlu olmaya başladı. Ama dikkatli olmak zorundayız. Barış henüz gerçekleşmedi. Bir anlaşmayı henüz imzalamadık; çünkü üzerinde konuşulması gereken önemli hususlar var. Her iki taraf da iyi niyetle hareket ederse bir çözüme gideceğimize inanıyorum.

Son tarihlerden ise hiçbir zaman hoşlanmadım. Bence bir karar için son tarih belirlemek tehlikelidir. Ama karşı tarafın samimiyetine inandığım için bu kezliğine bir tarihi kabul ettim. (Kolombiya hükümeti ve FARC, 2016’nın Mart ayında bir anlaşma imzalanacağını açıklamıştı; ama bu tarih daha sonra ertelendi.) Elimizden geleni yaparsak anlaşmayı imzalayacağımıza inanıyorum. Bu, hemen barış getirmeyecek elbette; ama bir ortak noktada anlaştığımız anlamına gelecek. Atılan bütün imzalar, Kolombiya halkını temsil ediyor olacak. Siyah ve yerliler, eşcinseller, kadınlar, iş ve endüstri sektörleri... Yani herkesi temsil edecek. 

Şu an silahım yanımda değil; ama biz halen silahlıyız. Niçin? Çünkü Kolombiya’da barışın inşa edilmesini istiyoruz. Bütün dünyaya bunu anlatmaya çalıştık. Burada barış olsa bile başka yerlerde de mücadele devam edecektir. Toprak için, kırsal bölgelerin gelişmesi için, kamu hizmetleri için, daha iyi sağlık hizmeti için... Evet, şimdi silahlıyız; ama bu mücadeleleri silahsız yürütmek için mücadele veriyoruz. Bundan sonra her şeyi silahsız çözmek istiyoruz.


Bu süreçte medyanın rolü ne?

(...) Barışın sağlanması önündeki bütün engelleri aşmaya çalışıyoruz. İmzaladığımız anlaşmada medyanın demokratikleştirilmesi de yer alacak. Medyaya da demokrasi ve barış gelsin istiyoruz. Öyle bir döneme giriyoruz ki, halk nihayet, “Savaş ve ölüm geride kaldı, artık barış içinde yaşayacağız” diyebilecek. (...) Bu sürecin neyi kapsadığını gerillalara ve taban örgütlenmesine ise bizim açıklamamız gerektiğini söyledik.


Hükümet ne dedi?

Bunu kabul etmek istemiyorlar. Bizim yaptığımız, umudu ekmek; ama aynı zamanda savaşı tekrar başlatacak tohumların ekilmesinin önüne geçmek. Ancak hem gerilla hem de hükümet tarafı, savaşın tekrar başlamasının önüne geçmek için elinden geleni yapmalı. Savaşın tekrar yeşermesi, çok üzücü olur.


Ama şimdi ülke umut dolu ve elbette FARC’ın komutanını da herkes tanımak istiyor. Sizin ülke için hayalleriniz neler? Barış düşmanları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Buradan tekrar seslenmek istiyorum: Tek yapmamız gereken barışı pekiştirmek, başka bir şey değil. Bize eleştirel yaklaşanlar da var. Dışarda silaha sarılanlar var; ordu, polis, sağcılar ve işverenler var. Bunlar barışa eleştirel yaklaşıyor.

Umudu oluşturduktan sonra bize düşen, hep birlikte, ortak amaçlar doğrultusunda eyleme geçmektir. Bence şu noktada bütün Kolombiyalıların çıkarına olacak tek şey, barış ortamının oluşmasıdır. Norveç ve Küba gibi aracı ülkelerin yanı sıra Venezuela, Şili, ABD ve Almanya da elçi ülke oldular. Papa’nın da bir elçi göndermesini önerdik. Avrupa’nın da destek vermesini umut ediyoruz. Onlar da aracı olursa, anlaşmadaki boşlukları doldurabiliriz. Ya da verilen sözlerin tutulmasında rol oynayabilirler.

Kolombiya’da yönetici sınıf öyle bir hale geldi ki, derin devlet fonksiyonları gösteriyorlar ve herhangi bir politik fikri bastırmalarının önüne geçmek zorundayız. Bu sınıf, önce kritik sesleri kesmeye çalışıyor, onları satın almaya uğraşıyor, eğer satın alamıyorsa öldürüyor. Bize bu konuda garantilerin verilmesi, koşulların oluşturulması lazım. Bu sadece anlaşmalarla ya da başkanın hükümleriyle çözülebilecek bir sorun da değil.


Peki tüm bunlar konusunda gerillalar ne düşünüyor?

Genel anlamda iyimserler ve bize güven duyduklarını ifade ediyorlar. Elbette ki hepsinin kendine göre fikirleri ve önerileri var. Savaşan onlar olduğu için biliyorlar ki, biz hala koşulları hafifletme süreci içindeyiz. Halen komutanları öldürmek için görev verilmiş ajanlar buluyoruz ve bu da insanı ister istemez sorgulatıyor.

Bu savaş bir şekilde bitecek. Savaş nedir? Herkes farklı şeyler söylüyor. Savaş, ölen insanlar, unutulan insanlar, yerinden yurdundan olmak ve sefalettir. Şu anki yumuşak iklim sona ermeden ülkemizi, toplumumuzu yeniden canlandırmalıyız.


Örgüt içinde anlaşmayı imzalamak istemeyen, savaşmaya devam etmek isteyen bir grup olduğu söyleniyor. Nasıl olacak?

Sizi temin ederim ki, örgütte anlaşmayı istemeyen tek bir savaşçı ya da komutan yok. Bundan birkaç ay önce, çok zor olmasına rağmen, örgütün 22 liderini ve 18 önemli militanını bir araya getirdik ve bir toplantı gerçekleştirdik. Ne yapabileceğimizi, barışı nasıl sağlayacağımızı tartıştık. Birinci amaç, anlaşmada söylenenlerin yerine getirilmesi. Havana Anlaşması, bunu net bir şekilde dile getiriyor. Anlaşmanın altıncı maddesi yürürlüğe koyulmalıdır. Partilerin imzaları var bene. Kamuoyuna seslenip, “Alın, bakın, işte imzalar” demek istiyoruz.

El Choco ve Darin bölgelerinde yakın bir zaman önce olanlar çok endişe verici. Meta bölgesine paramiliter bir grup geldi. Yine başka bölgelerde de gerilimler var. Anlaşmayı tehlikeye sokacak gelişmeler oluyor ve bunların hepsi bizi elbette korkutuyor. Benim için şu anda en büyük sorun paramilitarizm. Sadece yapısından kaynaklı bir korku değil. Ellerinde bulunan güç çok tehlikeli ve güçlerini silahla ya da bölge güçlerini tehdit ederek gösteriyorlar. Bu sadece hükümetten gelecek bir kararname ile çözülemeyecek; ancak bir takım koşulların oluşturulması lazım. Hükümetten General Naranjo ve FARC’tan Pablo Catatumbo tarafından yürütülen komisyon, bu konu üzerinde sıkı çalışıyor. Onlara güvenim sonsuz. Başkan’la da paramilitarizm üzerine konuştum. Bu sorunun hallolacağı güvencesini bir şekilde aldım.

Önümüzde bir süreç var. İyi niyet olursa, birkaç ay yeterli olur. Siyasi katılım, tarım ya da illegal hasat üzerine önemli anlaşmalara vardık; ancak paramilitarizm devam ettiği sürece anlaşmalar kağıt parçasına dönüşecek. Paramiliter gücün, sanki bir grup çete olduğu, sıradan suçlar işlediğine inandırmaya çalışan güçlü bir siyasi kesim var. Ama popüler liderlerin yanı sıra insan hakları savunucuları öldürülmeye devam ediyor. Hala aktivistler, öğrenciler ve bazı siyasetçiler hapse atılıyor. Yapmaya çalıştığımız anlaşma, ülkedeki siyasi ve hukuki dışlama mekanizmalarını da çözmeyi hedefliyor.

Hükümetle müzakerelerimiz henüz bitmedi. İki kesimin temsilcilerinin yanı sıra halktan oluşan bir tetkik komisyonu ve ikinci bir uluslararası refakatçi ile oturup tartışacağız. Ekonomik kriz de müzakerelerin gerçekleşmesini engelleyici bir unsur. Petrolün sadece 6 senesinin kaldığı söyleniyor.

Başka bir şey... Bize Başkan’ın özel güçlerinin olması gerektiğini söylüyorlar. Karşı değilim ama neden böyle bir şeye ihtiyaç var? Bize hiç açıklanmadı. “Suçluların iadesi” anlaşması imzalayıp bizi Amerika’ya göndererek hapse atmak mıdır, bu özel güçlerin amacı? Bu olamaz. Ancak bilmeye de hakkımız var. Her şeyin bir çözümüz vardır. Yeter ki hükümet bize karşı açık olsun ve bizimle her şeyi tartışsın.


Komutan, sizin hayalinizdeki ülke nasıl bir ülke?

Barış içinde, herkesin hayattan keyif aldığı bir ülke. Dışarıya çıkıp problemsiz biçimde bisiklete binmek, balık tutmak, çalışmak, okumak... Eğitimin olduğu bir ülke. Buradan herkese Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri adına sesleniyorum. Barışa karşı duran bütün kesimlere ve partilere de barış için çağrıda bulunuyorum.


Demokratik Merkez Partisi’ne, yani eski başkana da çağrıda bulunuyor musunuz?

Elbette. Bütün Kolombiya’ya sesleniyorum. Eğer bazılarını dışarıda tutarsam, kendimle çelişmiş olurum. Bazen “Timoşenko mecliste olacak” deniyor. Çok gülüyorum bunları okuyunca.


Neden? İstemiyor musunuz meclise girmeyi?

Mesele bu değil. Ben bir devrimciyim ve devrimcilerin çok farklı bir dünya ve yaşam konseptleri vardır.


Nasıl yani? Biraz kendinizden bahsetseniz...

Kendimden bahsetmeyi sevmiyorum. Babam bir çiftçiydi, okuma yazması yoktu. Kendi kendine okumayı yazmayı, çıkarma toplama yapmayı öğrendi. Öyle bir seviyeye geldi ki, komünist gazeteleri okuyabilmeyi başardı. 

Doğduğum sokaklara bir gün geri gitmek isterdim. Anne ve babamın mezarını hiç görmedim. Abim bir keskin nişancı tarafından vuruldu ve beş yaşındaki oğlunun kollarında öldü; onun mezarını da hiç görmedim. 

Onun dışında sıradan bir Kolombiyalıyım işte. Hakkımda söylenenlerin yüzde 85’i gerçek değil.


 Peki neden gerilla oldunuz?

Uzun hikaye. Bazı hareketler vardır ki seni birdenbire gerillaya çevirir; ancak çocukluğumdan beri de üzerimdeki sosyal sorumluluk dünyadaki adaletsizliği ve eşitsizliği görmemi sağladı. “Neden fakir insanlar var” diye sorgulamaya başladım. Küba Devrimi’ni duydum ve elimden geldiğince bu devrim hakkında her şeyi okumaya çalıştım. Kahvaltısız okula gitmek zorunda olan çocuklar olmasın istedim. Şili’de Salvador Allende seçildiğinde Komünist Gençlik Örgütü’ne katıldım. “Biz de aynısını yapabiliriz” dedim. Derken darbe oldu Şili’de. Dayanışma için Şili için şarkılar söyledik ve Victor Jara suikastiyle derinden sarsıldık. Derken beni daha da büyüten ve hayatı öğreten bir sürü şey yaşadım. Sevdiklerim öldürüldü, hapse atıldı. Kısa bir süre sonra da, “Dizlerimin üzerinde öleceğime ayaklarım üzerinde ölmeyi yeğlerim” dedim. Evi terk edip devrim için yollara düştüğümde 17 yaşındaydım. Nisan’da 40 sene olacak. Hiç pişman değilim.


FARC’ın hükümetle barış anlaşması imzalayacak komutanı olacağınızı hiç hayal eder miydiniz?

Hayır, asla. FARC’ın herhangi bir komutanı olacağımı bile hayal etmezdim. İçinde bulunduğumuz koşullar beni bu pozisyona itti. Benim eserim değil bu başarı. Örgüt bu eylemleri gerçekleştiriyor ve sen de ucundan tutuyorsun, diyelim. Jacoba Arenas ve Manuel Marulanda, yani örgütün kurucularıyla yıllarım geçti ve onlardan çok şey öğrendim. Marulanda her zaman, “Bu meselenin çözülmesi şart” derdi. “Savaş devam ettikçe her şey daha da güçleşecek” derdi. Çünkü savaş uzadıkça toplumda yaratılan tahribat ve acılar da artar ve böylece uzlaşı daha da güçleşir. Şimdi tam da bunu yaşıyoruz. Bu savaş çok derin yaralar bıraktı. İşte bu yüzden de biliyorum ki uzlaşı da kolay olmayacak.


FARC’ın yarattığı tahribatlardan ve acılardan dolayı da özür diler misiniz?

Bunlar ne benim ne de FARC’ın suçu. Bir savaş içerisindeyiz. Savaşın dinamiği budur.


Ama siz, bağımsız olarak, savaş mağdurlarına bir şeyler söylemek istemez misiniz?

İnsan pişman olduğu bir şey için af diler. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Bütün hayatım boyunca sadece gerilla olmaya çalıştım ve hala öyleyim. Eğer pişmanım dersem, yine kendimle çelişmiş olurum.


Bijoya meselesinde mesela... Sizin hatalarınız yok mu?

Askerlerin, savaş mahkumlarının ölmesinde mi? Sorumluluk devlette? Yakalandıklarından itibaren devlet onları geri almaya çalışmalıydı. Devlet bunu reddetti. İsrail’e bakın. Tek bir askerini geri almak için yüzlerce Filistinliyi serbest bırakabiliyor. Bir kere 10 tane hasta yoldaşımızı saldılar. Sağlıklı insanlarımızı salmadı hiç devlet. Biz bir keresinde 300 askeri salıvermiştik. 

Tutsakların takas edilmesini hep destekledik ancak devlet yanaşmadı buna. Bizim de kendi içimizde kurallarımız vardır. Örneğin tecavüze yeltenen bir gerilla bulamazsınız. Ya da sivili öldürmeyi tamamen reddediyor örgütümüz. Savaş yüzünden her iki taraf da büyük kayıplar verdi. Savaşta istenmeyen bir çok şey yaşanabiliyor. Bu da savaşın dinamiğinden dolayı. Savaşta olan bir eylemi, eylemin gerçekleştiği kontekstten bağımsız düşünmemeliyiz. Nerede oldu ve nasıl oldu? Bütün askerlerin ve gerillaların annelerine ve bütün diğer mağdurlara sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. 


Bir FARC liderinin devlet ve ordudan bağımsız olarak af dilemesini halk istemez mi ama?

Af kelimesi, Hristiyanlıktan gelme bir kelime ve çifte standart içeriyor...


Peki, başka ne ifade kullanılabilir?

Bazı şeyler için sorumluluk üstelenebiliriz; ama şimdi tamamen müzakereye odaklanmış durumdayız. “Günahsız olan ilk taşı atsın” diye bir söz vardır. Bunu hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var. Savaşı ortaya çıkaran sebepler, halen mevcut. Adaletsizlik, toprak kavgası, temel hizmet eksiklikleri hala fazlasıyla var. Yöneten sınıfa göre çatışmaları sonlandırmak, ancak mücadele edenleri öldürmekle olur. Ancak sorunun asıl kaynağı sefalet. 

Devlet konseptini ve yapısını yeniden inşa etmeliyiz. Ücretsiz sağlık hizmetlerinin olması gerekiyor. Herkesin eğitim hakkı olmalı. Anlaşmayı imzalamak bir anda adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını çözmeyecektir ancak bunun üzerine çalışabiliriz. Yeni bir devlet konsepti üzerine çalışabiliriz. 


 HABER MERKEZİ