Seçim yapılan bir ülkede tansiyonun düşmesi ve seçim sonuçlarına göre yeni hükümetin kurulması gerekir. Seçimi kaybedenler ya muhalefete geçer ya da siyaseti tümden bırakır ve tavuklara mısır atacağı, çiçeklere su vereceği yeni emeklilik hayatına başlar. Ama Türkiye'de tam tersi oluyor.

Halk bütün baskı ve çarpıtmalara rağmen "Dolmabahçe mutabakatını çöpe atan" Erdoğan ve AKP'ye hayır demiştir. Erdoğan ve AKP, başkanlık rejiminin, tek parti iktidarının faydalarını ve koalisyonun zararlarını anlatmışlardır. Ama halk onlara inanmamış, tam tersine oy kullanmıştır. Erdoğan ve AKP, HDP'yi baraj altında bırakmak için her yolla adeta Haçlı Seferi yapmış ama kaybetmiştir. Bu anlamda seçimin mağlubu AKP, galibi ise HDP'dir. HDP derken HDP'nin eşitlik, özgürlük, demokratik, barışçı çözüm ilkeleri kazanmıştır. Halk kirli savaşı değil, demokratik, barışçı çözümü desteklemiştir.

Durum bu kadar açık iken, Erdoğan ve AKP seçim sonuçlarını geçersiz ilan ederek dikta rejimlerini sürdürüyorlar. Seçimi kaybeden Erdoğan ve AKP iktidarı bırakmamak için her yola başvuruyor. Bu yolların başında da yeni bir topyekün savaş başlatmak geliyor.

Bu utanmazca gözü karalığın nedeni bagajlarındaki kirli yüklerdir. Cinayetler, katliamlar, hırsızlık, yolsuzluk ve soygun dosyaları altında eziliyorlar. İktidardan düştükleri gibi savcılar boğazlarına sarılacak. Bütün pisliklerini kanla, bayrakla, tabutlarla ve vatanseverlik nutuklarıyla örtmek için son şans olarak savaşa sarılıyorlar. Ama bu denize düşenin yılana sarılması gibi AKP çetesini kurtarmayacak, tersine sonlarını hızlandıracaktır.

Erdoğan ve AKP çetesi, şahsi çıkarları için bu kadar gözü kara bir aptal cesaretiyle memleketi iç savaşa götürürken devletin diğer kurumları niye onların peşinden gidiyor? Bunu da iyi değerlendirmek gerekiyor.

Devletin iliklerine, genlerine kadar ırkçılık, Kürt korkusu ve düşmanlığı işlemiş bulunuyor. Kürtler söz konusu olunca, devlet kan dökmek ve kanla bastırmaktan başka bir yol-yöntem bilmiyor. Birçok sömürgeci devletin zorda kalınca gündeme getirdiği reform yöntemleri Türkiye'de gündeme gelmiyor. Özal'dan beri geleneksel inkar ve imha politikalarına karşı reformları gündeme getiren bütün politikacılar tasfiye edildi. İnkar ve imha politikalarına sarılan Demirel-Çiller-Yılmaz gibi emireri kuklalar öne çıkarıldı. Bugün de kendi kirli bagajını taşımakta zorlanan Erdoğan gibileri öne çıkıyor.

Erdoğan çetesi, hırsızlık-yolsuzluk, katliam dosyaları altında eziliyor ve iktidarda kalabilmek için her türlü rezilliğe razı oluyor. Erdoğan çetesinin şahsi çıkarlarıyla, Kürt halkını yeni bir soykırımla bastırabileceğini zanneden, "Türk'ün gücünü göreceksiniz" diye yırtınan geleneksel devletin hedefleri birleşiyor. Ayakta durabilmek için birbirine dayanan sarhoşlar gibi birlikte savaşı kışkırtıyorlar.

Bu iki eğilimin birleşmesi ve desteği sonucu düşük AKP azınlık hükümeti darbe yönetimini kurmuş bulunuyor. TBMM'yi de devre dışı bırakarak, hem dışarıda hem de içeride savaşı başlattılar. Seçim döneminde ve seçimden sonra devlet güçleri sadece Kandil'i değil, sivil halkı da bombalıyor. Zergelê Katliamı'nı Silopi, Silvan, Lice katliamları takip etti. HDP'ye yüzde seksen-doksan oy veren bütün şehirler Özel Güvenlik Bölgesi ilan edilerek tecride alındı. Anayasayı, TBMM'yi devredışı bırakarak diktasını ilan edenlere karşı halkın direnişi meşrudur, haklıdır ve kazanacaktır.

Yönetimi gasp eden, meclisi kilitleyen AKP diktası yeniden seçimi çözüm olarak öneriyor. "Araştırma şirketleri, "7 Haziran'dan bu yana seçmen tercihleri fazla değişmedi, değiştiği görülen sadece HDP'nin oyları, o da azalmıyor, artıyor" derken bu öneri çözüm olabilir mi?

AKP'nin bırakınız yeni projelerini, halka söyleyeceği yeni yalanı bile kalmadı. AKP, ya savaş ve çatışma dahil her yöntemle HDP'yi dışlamaya çalışacak ya da seçimi de erteleyip diktasını sürdürmeye çalışacak.

Bu durumda, büyük bir umut ve şevkle, katliamlara rağmen, 7 Haziran seçimlerinde HDP'yi destekleyen halk, iradesinin tanınmadığını gördükten sonra "Bir daha seçsem neye yarayacak?" demez mi?

Daha şimdiden, olası bir seçim hükümetinde "HDP'yi nasıl dışlarım" diye hesap yapanlara karşı halk ne kadar tahammül edebilir?

Demokratik bir çözüm isteniyorsa HDP'nin de içinde olduğu ya da desteklediği bir hükümet kurulup Dolmabahçe mutabakatının gereği derhal yapılmalıdır. Barış Bloku'nun oluşması ve halkı harekete geçirebilmesi bu açıdan çok önemlidir.

Erdoğan ve AKP ne yaparsa yapsın, halk Ankara'daki savaş rantçılarına boyun eğmeyecektir, iradesini çiğnetmeyecektir. İradesini gaspetmeye kalkışan diktatörlerden hesap soracaktır.