Bu, lafı tersinden anlayanlar için, bizim barış karşıtlığımız değildir. Keşke barış olsa ve çocuklar, öldürdüklerinin kulağını hatıra eşya olarak kesip alan vahşi katillerin korkusundan arınıp çiçekli kırlarda koşabilse, dilleriyle eğitim görebilse, kadınlar tecavüzcülerin, insanları diri diri yakan yangıncıların korkusunu hissetmeden "bın dara" gidebilseler. Keşke Kürtler, kendi yurtlarında, hayatlarını Türk varlığına armağan yeminlerinden kurtulup, kendileri olarak yaşasalar. Kürtler yakılma, yıkılma korkusundan uzak, güven içinde evler inşa etseler…
Kim istemez barışın bu ılımanlığını ki, ben istemeyeyim!..
Ama, bunlarda insanlığa açılmış kapılar, barışa dair niyet ve istek yok.
Ne yapayım ki, tribünde, iki Kasımpaşalı eski yankesecinin, aralarına aldıkları adamı soyma hallerini seyrediyoruz, adeta. Biri, yakasına yapıştığı kurbanı, el, kol hareketleri, bağırtı-çağırtı arasında oyalarken, ötekinin, mahirane el çabukluğuyla ceplerini boşaltmasının gülünesi manzarasını…
Manzara kendini tekrarlaya dursun, mesela, altı aydan beri, Kürtlere "iyiliğiniz için" deyip, adına "demokratikleşme paketi" dedikleri, toplamı iki satır tutacak bir hayal sunmakla meşguller.
Öte yandan Başbakanın, savaş çığırtkanlığı naraları arasında, paketin bomboş olduğu saçılıyordu. O ve onu "tercüme" eden yandaş kalemlerin yazdıklarından anlaşıldığına göre, Kürtlere bırakın özerklik sözü, dilleriyle eğitim bile yok.
Buna rağmen, savaş tamtamları arasında, bir "barış" sözüdür topaç gibi döndürülüyor, ortalıkta. Topaç ustası Başbakan, üstelik Adıyaman’da, Kürtlerin yüzüne karşı, kendine has dansın figürleriyle Kürtleri aşağılayıp, inandığını söylediği dinin terimiyle "zem" ve "gıybet" ederek barışa açılmış umut kapılarını kapatıyordu.
"Terörist" bir hakaret söylemidir. Başbakan nezakete, ve davasına inanmış insanlara saygı menzilinin ötelerinde naralanırken, "teröristler" diye haykırıyordu.
Oysa, Başbakanı dinleyen insanlar, "bırakın yurduna ek olarak, aidiyetinden doğan hak ve özgürlükleri, dili gasp" edilmişti. Sayısız insan katillerin, tecavüzcü, insanları, evcil hayvanları da diri diri yakan yangıncı devlet terörünün ruh ile bedenlerinde açtığı yaraların sızısını çekiyordu.
Kaldı ki, onun "terörist" dedikleri, o insan için davalarına adanmış özgürlük savaşçılarıydı.
O söylemiyle, davasına adanmışlara duyulan saygıyı öldürüyordu. Kendine saygısı olan birinin bunu yapmasının imkansızlığı bir yana, barış görüşmeleri ortamı diline de aykırı, savaşa davetiyeydi.
Dünyada, Kürtlerin davasına benzer, hala sıcaklığını koruyan örnekler vardı. Güney Afrika, Endonezya’da Aceh meselesi, İspanya’da Bask ülkesi ve İrlanda…
Barış görüşmeleri yapılırken, isyancılarla masaya oturan hiç bir ülkenin Başbakanı, bir yandan da düşmanına iftira ve aşağılama haykırışlarıyla savaş yangınına benzin dökmedi. Taşlar bağlıyken, kendisinin eksik, yetersiz kaldığı yerde, ücret karşılığında yandaşlığa durmuş kalemleri ortaya salmadılar, onlar.
Çünkü onlar, karşı tarafın onurunu da düşünecek düzeyde onurlu insanlardı. Savaştan, kandan geçinmiyor, mesela Suriye'yi soyarak ekonomilerini güçlendirmeye bakmıyorlardı. Katilleri, tecavüzcüleri besleyip, başka ülkelere saldırtmıyorlardı. Barışın erdemine inanıyor ve onun insanlığı besleyen damarlarını istiyorlardı.
Ama burası, dünya istisnası TC’dir. İnsanlardan, yarım kilo makarna, bir kilo pirinç, yüz gram yağ karşılığında oy istendiği yerde, bunlar da oluyor işte…
TC tipi barış görüşmesi derler, bunun adına. Bir yanı entrika, yalan, dolan, öteki yanı savaş çığırtkanlığı olan…
Hem kof Kasımpaşa kabadayısıyla savaş naraları, hem Kürtlere mezarlık ziyareti yasağı, hem de Kürtlerle evrensel boyutta kan davası…
Radikal gazetesinin, ruh hastalığının yansıması olan Rojava’daki savaş konusundaki haberinde şöyle deniliyordu:
"İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen 17. İskandinavya Kürt Kültür Festivali’nde konuşan PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, (...) halka yönelik katliamlar düzenlediğini (...) AK Parti iktidarı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yapılanlarda parmağı bulunduğunu iddia etti. Muslim, Recep Tayyip Erdoğan’a şu cümlelerle seslendi:
"Bir yandan bizimle görüşmeler yapacaksın öte yandan da kendi köpeklerini, çakallarını ve tilkilerini üzerimize salacaksın. Kendine gel. Biz kendi savunmamızı özgür irademizle, halkımızla yapacağız ve zafere ulaşacağız."
Savaş ve entrika zemininde barış aramak, bunlara mahsustur. Bu da yer yüzünün bir ilkidir. Aziz Nesin’in deyimiyle "du bakali neler olecek?"
Savaş ve entrikayla barışmak
Son sözümü, en başta söyleyerek başlayacağım: Bunların ruh karekterinde, insan oğlu menzili, nihai hedefi olan barış içinde yan yana yaşama düşüncesi, Kürtlerin yere düşürülmüş onurlarını tamir ve tatmin isteği yoktur.