Türkiye’nin bu ortama sürüklenmesi en başta hükümetin bilinçli bir tercihiydi. Öyle PKK’nin yaptığı bir iki eylemle süreç sabote oldu, gibi gerçeklerden uzak anlatımlar ancak hükümetin kanlı politikalarını temize çıkarmaya hizmet eder. Sürecin bir hazırlığı olduğu ve önceden planlandığı o kadar açık ki; hükümetin ortağı olan Fethullahçılar hiç şaşırmadılar. Açıktan savaş bildirileri yayınladılar. Artık devletin tek elde toplandığını ve tüm yetkilerin hükümetin elinde olduğunu ve artık PKK’nin sonunun geldiğini yazdılar.
Bu ilgi ve kulislere dayanarak Mümtazer Türköne gibi insanlar silahlı Kürt ulusal hareketinin yenildiğini ve sonrasına hazırlık yapılması gerektiğini yazmaya başladılar. Bu günlerde de Taraf’ta Emre Uslu onlar da Kazan Vadisindeki gerillaların vahşice katledilmellerinden yola çıkarak PKK’nin bahara kadar bitirileceğini yazıyor. Bu bilgileri kimden alıyorlar? Bu sadece bir psikolojik savaş yöntemi midir? Belli ki devletin içinden bazı kesimler bunların kulağına bunları fısıldıyorlar.
Hükümet ve ordu normal savaş araçları ve güçleriyle gerilla karşısında sonuç alamıyor. Bu çıkmazdan kurtulmak için savaşlarda yasaklanmış napalm ve kimyasal silahlar kullanmaya başladılar. Savaş kurallarını ve ulaslararası hukuku çiğneme pahasına dev bir ordu bir avuç gerilla karşısında sonuç almaya çalışıyor. Bunu da başarı ve kahramanlık olarak Türk basını kendi halkına ve dünyaya pompalamaya çalışyor. Bir milyonluk ordu, onun bir çeyreği kadar polis, onbinlerce korucu ve geniş bir muhbir ağı, arkasında ABD ve Avrupa desteği, İran’la anlaşmalar vb. nerdeyse tüm dünyayı arkalarına almışlar. Karşılarında kimler var? Bir kaç bin kişilik Kürt gerillası. Dev gibi bir hava gücünü sınırsız kullanıyorlar. Gerillaların elinde ise bir hava savunma sistemi yok. Kürdistan hava sahası Türk hükümeti için özgür bir av ve tatbikat alanı.
Buna rağmen ağlayan ve şikayet eden de Türk hükümetinin kendisi. Nerede ise tüm dünyayı yoksul ve yalnız Kürt halkının üzerine salacak. Mazlum ve saldırıya uğramış, tüm hakları elinden alınmış gibi sağa sola saldırıp duruyorlar. Her şey iyi, demokrasi ilerliyor, devlet Kürtlerin tüm haklarını vermiş ama bu PKK denen akıl ve izan dışı bir güç herşeyi bozuyor! Bu da öncelikle hükümetin, sonra da basının asabını bozuyor! Onlar da mecburen herkesi tutuklamak, bombalamak ve öldürmek zorunda kalıyorlar!
Bir de Türkiye’de bağımsız mahkemeler ve yargı komedisi var. Bu oyun uzun mu uzun yılladır sahnelenip duruluyor. Bir dönemler komünist avı yapılırdı bu ülkede. Yaygın tevkifatlar düzenlenirdi. Muhterem Türk basını da bu baskı ve sindirme oyunlarına güzel perdeler çekerdi. 5-6 Eylül katliam ve talanında yine Türk basını sahneyi hazırladı. Özel Harp Dairesi “mükemmel bir iş” çıkardı! Zaman zaman irticayla eylem planları çerçevesinde andıçlar ve psikolojik savaşlar düzenlendi. Bu savaş yine en fazla basın üzerinden yürütüldü. Bu anlamda Türk basını hep devletin yanında oldu. Tüm katliam ve baskı, muhalefeti ezmede ön cephede rol oynadı.
Ancak tüm zamanlarda ve tüm hükümetler döneminde Kürtler karşısındaki tutumu hiç değişmedi. Komünizm artık suç olmaktan çıktı. İrtica ile suçlananlar bu gün iktidarda. Diğer azınlıkarın işi bitirildi. Kala kala Kürtler kaldı ellerinde. Dün andıçlardan ve baskılardan şikayet eden kesimler bugün iktidar. Ancak Kürtlere karşı geçmişte yapılanların tümünü olduğu gibi sürdürüyorlar. Üstüne kendi deneyim ve kadro güçlerini de ekleyerek! Adeta bir akıl tutulması yaşanıyor. Sözde Kürt sorununu şiddet ve silahlı mücadele alanında siyasi alana çekmeyi savunuyorlardı. Bu gün ise nerede ise siyasi alanda çalışan kimseyi dışarıda bırakmamaya, herkesi hapislere doldurarak bu alanı tamamen boşaltmaya çalışıyorlar. Neymiş, KCK her alanı örgütlüyormuş. Öyle ise herkesi hapse atalım. Bu kampanyanın öncülüğünü de Fethullahçı ve yandaş basın yapmaktadır. Her türlü yalan ve kara propagandaya dayanarak kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Polis ve savcılıklardan sızdırılan yalan yanlış bilgilerle bu baskı ve tasfiye dönemini meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
AKP ve Fettuhlaçılar yeni bir şey yapmıyor. Tansu Çiller dönemini bir hatırlayın. Andıçlar ve kara propaganda diz boyu idi. Her gün insanlar öldürülüyordu. Bu basın olayların üzerine gitmedi. Dört bin köy yakıldı, boşaltıldı, sorgulamadı, sahiplenmedi. Hep PKK suçlandı. Şimdi yapılanlar aynı çizginin güncelleşmesinden başka bir şey değildir. Kimse Kürtlerle ilgili andıçları sorgulamıyor. Aydınların bir kısmı bile bu gürültülü ortamın etkisi altında kalmış görünüyor. Türk devlet ve basının ırkçı ve iktidarcı geleneği sorgulanmadan ve aşılmadan Türkiye halkının doğru bilgilenmesi ve sorunların çözümü mümkün değildir.