Ortadoğu bölgesinde savaşın gittikçe yayıldığı ve derinleştiği görülüyor. Bu durum en çok Suriye ve ülkemizde yaşanıyor. İsrail ve ABD tarafından İran’ı vurma tehdidinin gittikçe arttığı anlaşılıyor. Rusya yönetiminin İsrail’i uyarısı bunu gösteriyor.
Ülkemiz ve Suriye’de savaşın yayılması elbette bir tesadüf değil. Birbirini çok suçlasalar da, savaşı en çok AKP Hükümeti ile Şam yönetimi tahrik ediyor çünkü. Bu yönüyle birbirine de çok benziyorlar.
Şam’daki Esat yönetimin Halep’in Kürt mahallesi Şexmaksut’u uçaklarla bombalaması elbette çok ciddi bir olay. Her şeyden önce bilançosu çok ağır. Afrin ve Kobanili yirmi Kürdün katledildiği ve ellidört Kürdün ise yaralandığı belirtiliyor. Bu katliam nedeniyle yakınlarına ve tüm Kürt toplumuna baş sağlığı diliyoruz!
Diğer yandan Şam yönetiminin Halep’te Kürt mahallesini bombalamasının ciddi siyasi ve askeri anlamı var. Bu durum Halep ve Suriye’de savaşın tıkandığı, dengeye oturduğu bir dönemde gündeme geliyor. Belliki bu denge kırılmak, aşılmak isteniyor.
Ama bu nasıl yapılacak? Halep’te Kürt mahallesinin bombalanması ne anlama geliyor? Bazılarına göre muhalifler bu mahalleye girmiş! Bu durumda muhaliflerin tahrik ettiğini söyleyenler var. Şam yönetiminin cezalandırma yaptığını söyleyenler de.
Ortaya iki sonuç çıkıyor: Biri, muhaliflerin tahrik ederek Kürtlerle Şam yönetimini savaş içine sokma çabası. Bu biçimde muhalefet bu savaştan yararlanacak. İkincisi ise, Şam yönetiminin Kürtlere gözdağı vermesi. “Ayağınızı denk atın” demesi yani. Bunu Şam yönetiminin tükenişi olarak değerlendirenler bile var.
Hangisi olursa olsun, Halep’te Kürtlerin uçaklarla bombalanması Suriye savaşında önemli gelişmelere yol açabilir. Şimdiye kadar Kürtler yönetim-muhalefet çatışmasında üçüncü taraf olmayı başardılar. Bu durum Suriye’deki çatışmaları sürece yayar ve dengeye oturturken, Kürtlerin önemli kazanımlar elde etmesine de yol açtı.
Şimdi Halep olayı ardından Kürtlerin nasıl bir tutum geliştireceği merak ediliyor. Eski politikanın, yani üçüncü taraf olmanın sürdürülüp sürdürülemeyeceği üzerinde duruluyor. Bu durumun ülkemizi de yakından etkilediği biliniyor.
Suriye ile birlikte savaşın yayılıp derinleştiği bir alanda ülkemiz oluyor. AKP Hükümeti basını denetim altına alarak olayları toplumdan gizlemeye çalışsa da, yine de başarılı olamıyor. Oramar, Şemdinli ve Çukurca çatışmaları ardından şimdi de Beytüşşebap çatışması gündeme gelmiş bulunuyor.
Kürt coğrafyasında çatışmaların savaş düzeyinde yayılıp derinleştiği gözle görülen bir gerçek. Tabi çatışmalar Kürt coğrafyasıyla da sınırlı kalmıyor, Türkiye’nin her tarafına da yayılıyor. Yayılmasa bile zaten etkisi her tarafta açıkça hissediliyor.
Örneğin bir Antep olayı vardır ki, sonuçları hala topluma tam açıklanmış değil. Hükümet olayı aydınlatıp suçluları yakaladığını söylese de, tutuklananlar bunu kabul etmiyorlar. PKK tarafı da olayı üslenmeme tutumunu şimdiye kadar sürdürdü.
Henüz Antep olayı aydınlatılamamışken şimdi de gündeme Afyon’daki cephanelik patlaması olayı geldi. Sonuç tam bir facia: Resmi açıklamaya göre yirmibeş ölü ve bilinmeyen sayıda yaralı. Tam bir katliam yani.
Olayın ne olduğu ve nasıl meydana geldiği ise bilinmiyor. Kim ya da kimler tarafından yapıldığına dair de herhangi bir bilgi yok. Devlet yetkilileri ısrarla “Kaza olduğunu” belirtiyorlar. Daha hiç sorulmadan bu açıklamada ısrar etmeleri bile sözkonusu açıklamanın doğru olduğuna gölge düşürüyor.
“Aceba bir eylem olabilir mi?” sorusu gündemde canlılığını halâ koruyor. Hatta bir “İç hesaplaşma” olabileceğini söyleyenler bile var. Bunlar olmasa ve olay gerçekten bir kaza olsa bile, bunun Kürt coğrafyasındaki savaştan kopuk ele alınması mümkün değil. Savaş için cephanelik düzenlenirken patlama olayı yaşanıyor. Bu da tüm ülkemizi ve toplumu sarsıyor.
Yayılan bu savaşın bir de propaganda ve siyaset alanına yansıması var. Propaganda alanı tümüyle psikolojik savaşa teslim edilmiş durumda. Öyle ki, söylenenlerden hangisinin ne kadar doğru olduğu bilinemiyor. Ülkede yalan, yanıltma ve demagoji her düzeyde yaşanıyor. Kimse kimsenin söylediğine inanmıyor. Bu kadar güvensizlik ortamında toplum doğruyu bulabilir mi?
Siyaset alanına gelince, peşpeşe acayip açıklamalar geliyor. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in çok tartışılan muhtırası ardından, şimdi de Başbakan Tayyip Erdoğan’dan benzer açıklamalar geliyor. İşin garip tarafı, Başbakan Tayyip Erdoğan bir hafta önce eleştirdiği hususları unutmuş görünüyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan BDP’nin tasfiyesini tek ve temel hedef haline getirmiş bulunuyor. Bunun için, Meclis Başkanı Cemil Çiçek gibi herkesi birlik olmaya çağırıyor. Özellikle CHP ve MHP’ye yönelik çağrıları ilginç. BDP’ye karşı bu partileri birlikte çalışmaya davet ediyor.
Dahası CHP ve MHP’yi “Fırat’ın doğusuna geçememekle” eleştiriyor. Kendisine baş rakip olarak gördüğü bu partileri “Fırat’ın doğusuna geçmeye, parti örgütleri kurmaya, halkın içine katılmaya ve toplumu kazanmaya” çağırıyor. Yeterki BDP’ye karşı olsun! Yeterki BDP’yi geriletsin! Başbakan BDP’ye karşı herkesle işbirliği yapmaya ve her yöntemle mücadele etmeye hazır görünüyor.
AKP’yi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı bu duruma yayılan ve derinleşen savaş getiriyor. PKK’ye karşı imha ve tasfiye savaşını yürütebilmek için herkesle ittifak yapmayı göze almış görünüyor.
Savaşın AKP’yi getirdiği nokta işte bu! Mevcut politikayla AKP’nin ülkemizi getirdiği nokta ise ikinci Suriye olmak! Yani tam bir felâketin eşiğine gelmek. Bu durumu göremeyenlerin, görüp de karşı çıkamayanların vay haline! Onlar da AKP’nin yamakçısı ve suç ortağı olmaktan öteye bir anlam ifade etmezler!..