HDP’li vekillerin Parlamenter performansını saygıyla karşılıyorum. Kolay iş değil yaptıkları. Faşizm koşullarında Çiftlik Bank skandalını tartışıyorlar. TBMM Başkanı „binamus“un kadınlara tiyatroyu yasaklamasına karşı feryat ediyorlar. Eminim bunları yaparken, içleri Efrîn trajedisi ile yanmakta. Ama çare yok. TBMM Gündemi malum. Havuz medyasının yönlendirdiği „memleket gündemi“ de öyle. Vekil gündeme uyacak. Parlamentarizmin de kuralları var. Örneğin en küçük bir „saygıdeğerlik“ taşımayan, vekille arasındaki „irtifa“ farkı, Çetin Altan rahmetlinin tabiriyle „marangoz hatası“ndan ibaret olan bir faşist TBMM Başkanına „sayın Başkan“ demek de böyle bir kural. Ama ben yine de bir yol bulunabilir diye düşünmekteyim. Örneğin, vekillerimiz „sayın“ sözcüğünü, „sayıyla saymak“ anlamında „emir kipiyle“ kullanabilirler. Vekil „bu Meclisteki hıyarları sayın Başkan“ cümlesinin ilk kısmını içinden söyleyebilir ve son kısımda kalan „Sayın Başkan“ sözcüklerini hançeresini paralayarak dile getirebilir. İlk kısmı içinden söylerken dudaklarını hafiften, başarısız dublajlarda olduğu gibi ses çıkarmadan kımıldatırsa, biz ne demek istediğini hemen anlarız. „Gündem“ engelini de aşabileceğimizi sanıyorum. Diyelim ki gündeme „patates“ geldi. Danışmanlar Patatesin nişasta değerleri ile ilgili ilmi mülahazalarla vekillerimizi boşuna bilgiye boğmamalı, bunun anlamı yok. Onlar kürsüye çıkıp, sadece „patates sorunu Saray yıkılmadan çözülemez“ deyip yerlerine oturabilirler. Böylece Meclis Başkanı denilen herif-i binamusun geviş getirir gibi, „Sayın vekil, iki dakika otuz saniye, üçbuçuk salise vaktiniz var, haydi bol bol konuşun“ maytabından da kurtulmuş olurlar. Ardından „lahana“ sorunu geliyorsa, diğer vekil kürsüye fırlar; „lahana sorunu aslında Erdoğan sorunudur, Erdoğan’ı devir lahana sorununu çöz“ diye haykırır. Geriye kalan iki dakika üç saniye, yarım salise zamanını da „AKP’li reise kıyağım olsun, tepe tepe kullansın“ diyerek „riyasete“ takdim eder. Yani her ne diyeceksen, kısa de ve ardından ekle: „Kartaca yıkılmalıdır.“ Neden? Çünkü gerçek gündem Saray’ın yıkılmasıdır. Ne seçimdir, ne geçimdir. „Seçim“ deyince biraz duralım. Bence, yukarıdaki reçete dahilinde her şey hem de şıpın işi konuşulabilir, ardından, „Kartaca yıkılacak, hepiniz kodesi boylayacaksınız, o zaman patates ve lahana sorunu da çözülecek“ denerek, parlamenter misyon yerine getirilmiş olur. Ama kürsüden „seçim“ lafını ağıza alıp da „seçime hazırız, faşizmi sandığa gömeceğiz“ dedin mi olmaz. Şundan dolayı olmaz: „Seçim yapmama seçimine“ hiç kimse „hazır olamaz“. „Hazır olunamayan seçim kazanılamaz“ ve de faşizm „sandığa gömülemez“, „tarihin çöplüğü“ne gömülür. Tarihin çöplüğünün açılış günü ise seçim tarihine tabi değildir, onun ne zaman faşizmi yutacağını „sosyoloji, sosyal psikoloji, politoloji“ falan bilir. Bir de güçlü önseziye sahip „önderlik“ler… Seçim gündeme gelince, „böyle seçim olmaz“dan başka denecek söz yoktur. Ya „böyle seçime neden olan OHAL’i, Savaş Halini, Hileli Seçimi“ kaldırın, biz de seçime katılalım, ya da kendiniz çalın kendiniz oynayın, seçim numaranıza meşruiyet kazandırmayız“ diye not düşülür. Elbette kendi başına HDP böyle desin demiyorum. İşe de yaramaz. Ama HDP, CHP’nin tabanındaki „çekilme ve boykot“ eğilimini ve bu eğilimi CHP yönetiminde temsil eden Böke-Cihaner ekibini destekleyebilir; Kılıçdaroğlu’nu „TBMM’den çekil, boykotu tartışmaya aç“ diye baskı altına alabilir. Ama eğer demokrat vekiller de kalkıp „ne çekilmesi, ne boykotu, biz seçime hazırız“ derlerse, CHP içindeki en „parlamentarist gericiliği“ desteklemiş olurlar. TBMM Başkanına „sayın“ demenin de yolu vardır, „patatesi“ sarayın yıkılmasına bağlamanın da… Yeter ki, „her bir şeyimizi, kurtuluşumuzu, özgürlüğümüzü falanı filanı“ seçime bağlamayalım… Faşizmde „seçimin ipine sarılan, ilmiği boynuna takar“, itikadı olan Allah’ın ipine, laik olan da halkın ipine tutunmalı… Bu yazı „seçime hazırlık yapmayalım“ anlamına elbette gelmiyor. Yapalım. 2019 seçimlerinde faşizmin halk iradesine karşı açacağı savaşa hazırlık anlamında yapalım.